En Beğenilenler
Postog'un Seçtikleri
En Çok Yorumlananlar
Keşfet
Son Eklenenler
4. Gelir Paylaşım Listesi
Merhaba! Postog.com sistem algoritması tarafından postlarınızın almış olduğu beğeni, beğenmeme, yorum ve sosyal medyada paylaşılma sayıları zaman ile ters orantılı, dikkate alınarak verilen puan sonucu "Postog.com'un En İyileri" arasına giren özgün postlar ile gelir paylaşımına hak kazandınız. * Görüntülenme sayısı postunuzun sıralamasına etki etmemektedir KULLANICI ADI AmeliepumpkinhozaravalaEzgi GüngörÖmer Faruk TekinPınar AslanEvren ÖzcanCansuGözde PınarbaşıpirayediyorlarbirnotbırakRabia KırtayBeyza NurFERİDECeriiKim KarTaşıyanLivanaOpheliaHazalFacarliParçalı BulutluMeltem Demirgugukçukselin tascioglugizemnurustabasBalMurat ŞahbazLaviniapiafLYDIAKelebekmişimThinkAboutEmre Çakırbahar gürlükBaşak Kızalaydanurgny5Sinan AslanKerem Yamanİbrahim AslanMelek YükselYeşim AltanKullanıcıların sisteme kayıtlı mail adreslerine "bilgilendirme maili" gönderilmiş olup; gelir paylaşımın kendilerine ulaşabilmesi için info@postog.com adresine istenen geçerli bilgileri göndermeleri gerektiğini hatırlatmak isteriz. Postog.com aylar süren bir yazılım ve tasarım geliştirmenin ürünüdür.Arkasında kullanılan libraryler, framework, extra plugin ve altyapı dosyalarıyla 2 milyon satırdan fazla kodla çalışmaktadır. Türkiye'de daha önce denenmemiş ve dünyada sadece YouTube'un başarıyla sürdürebildiği bir sistemi yürütmekteyiz. Bu bağlamda; her geçen gün kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. 2 aylık bir websitesi olarak yeterli veriye sahip olmak için uğraşıyoruz. Yazılım geliştirmelerimiz sonucu 2 aylık bir sürede postunuzun puanını ve tahmini gelirinizi sizin de site üzerinden anlık olarak takip edebileceğiniz bir sisteme geçiş yapmayı planlıyoruz. Bu süreçte gelen yoğun önerileriniz üzere post düzenleme özelliğini etkinleştirdik. Postog.com olarak ifade özgürlüğüne değer veriyoruz. En iyi içeriğin editörler tarafından değil sizler tarafından üretileceğine inanıyor ve size güveniyoruz. Postog ailesi olarak başkalarının haklarını ihlal etmeyen, suç unsuru içermeyen her türlü paylaşımı destekliyor ve paylaşımlarınızı yayınlayabileceğiniz en iyi platformu oluşturabilmek için durmadan çalışıyoruz. Postog.com sizin de desteğinizle her geçen gün büyümeye devam ediyor. Postog.com büyüdükçe gelir paylaşımı pastamız da büyüyecek olup özgün içerikler ürettiğiniz, postlarınıza kapak fotoğrafları koyarak özen gösterdiğiniz, postlarınızla ilgili etiketleri kullandığınız ve sitede dikkatinizi çeken postları inceleyip, beğendiğiniz için teşekkür ederiz. Postog.com Paylaştıkça Kazan
postog.com
Yeni̇ İli̇şki̇si̇ Bi̇ten Erkek
Evet arkadaşlar uzun zamandır twitterda yazıp yazıp sığdıramadığım konuyu burada ele almaya karar verdim. Konumuz yeni ilişkisi biten erkek sendromu. Şu ara etrafımda ayrılan kim varsa aynı şeyleri yaşıyor yaşı durumu eğitimi ailesi farketmeksizin yani bi tek kendi başınıza geliyormuş gibi üzülmeyin. İlişkisi yeni biten erkek sanki ahırda aylarca ekletip ipini koparmışçasına sosyal medya hesaplarından kız takiplemeye başlıyor. Hayatta kendinizle kıyaslamayacağınız kızları likeladıklarını gördükçe gözlerinizden kan gelecekmiş gibi oluyor. Tam bu duruma " bu kadar da olmaz derken " eski takıldığı sizin takipten çıkarttığınız varoşları takiplediğini görüyorsunuz o sırada akıllarda tek soru " aylar yıllarca bi yalan içinde mi yaşattı beni ya da bu hep böyleydi de ben mi görmedim ". Bu süreçte ağlıyorsunuz üzülüyorsunuz ama soğuma başlıyor. Ama karşı tarafa baktığınızda inanılmaz mutlu her gece başka kızlarla başka mekanlarda YUH BE bu anı mı bekledi diyorsunuz. Salla abi karaktersiz diyen kız arkadaşlarınıza her dakika her seyi bildirmek zorunda hissediyorsunuz ama ne çektiğinizi bi kendiniz biliyorsunuz. Sizin ki o sırada ayrıl oğlum sana kız mı yok diyen arkadaşlarından da bunalmaya başlıyor. Eğlen eğlen nereye kadar? Bi de tabii sizin kalitenizde kimse olmadığınu anlıyor ( inadına bişey yapmadıysanız ) zaten neden yapasın ki? Verdiği değeri gördün yani vermediği. İnsanın hayvanı ölse yas tutar başka hayvan getiremez eve bu cinsler ama deli dana gibi saldırıda. Neyse belli bi süre geçtikten sonra alışıyorsun bu duruma belki unutmuyorsun ama en azından şüphe yok kafanda , belirsizlik yok, güvensizlik yok. Hani nasıl diyim onsuz nasıl yaşarım dediğin insanın çirkinliğini gördükçe Allah kurtarmış kıvamına geliyorsun, gelmediysen henüz geleceksin merak etme:) bu arada bizimkisi çok bunaldıysa ve etrafında kalitesiz arkadaşları varsa sapıtmaya devam edicek. Senden kat kat eksik bi kızla mutlu olacak belki de. O giden ozguvenini kurtarmaya calisicak nihayetinde. Ee bunaltan yok daraltan yok sorumluluk yok ama bilmiyor ki onu gerçekten seven en kötü anında ailesinden daha yakını olan da yok. Gerçekten seviyorsa çok geçmeden döner zaten ama bitirdiyse de bence en doğrusu olmuş deme vakti. Çünkü red yedikçe sana gelecek adamı kabul edecek kadar gurursuz olmamak lazım. Bunun adı sevgi değil kabulleniş ona göre de ceptekine geri dönüş olur. Seven insan merak etmeden sesini duymadan yapamazdi buna inan ve hayatina bak. Cünkü o senin agladigin ama etrafa guclu durmak zorunda kaldigin gecelerde gozunun yasina bakmadi.Ve daha önemlisi etrafında öyle güzel seven adamlar göreceksin ki belki ilk korkacaksın aynı şeyleri yapacak diye ama sonunda önceden yaşadığının adının sevgi olmadığını anlayacaksın... sizi seviyorum ❤
Melis Ayça Değirmencioğlu
Neden Mutlu Olamıyorsun? Cevabı Biliyorum.
Instagram'da yazı halinde paylaşamadım. Çünkü sığmadı. Burdan size anlatmak istediğim bir konum var... Unutuyoruz. Birbirimizi sevmeden önce, kendimizi sevmemiz gerektiğini.Hatta bana soracak olursanız, bence kendimizi, başkalarından daha az seviyoruz. Arkadaşımıza koşuyoruz, kendi derdimize koşmadan. Başkasına aşık oluyoruz, kendi aynamızla barışmadan. Sürekli başkasına yardım ediyoruz, kendimize yardım etmeden...Sonra "neden mutlu olamıyorum?", "neden herkes beni üzüyor?", "iyi insan yok mu bu dünyada" diyerek dünyayı suçluyoruz...Unuttuğumuz şeyler var!Biri bizi beğenmediğinde, bunun nedeninin bizim kendimizi beğenmediğiniz olduğunu unutuyoruz.Biri bizim bir kusurumuzu yüzümüze vurduğunda, bunun nedeninin, bizim o kusuru beynimizde büyütüp büyütüp kendimizden nefret etmemize neden olduğunu unutuyoruz.Başkasını sevmeden önce, kendini sevmeli insan.Başkasıyla kavga etmeden, kendi kavgasını bitirmeli.Başkasıyla aşk yaşamadan, ilk önce kendiyle barışmalı...Kendisiyle savaşını bitirmemiş olan, barış'ına kavuşamaz ki...
Arda Erel
İçimden Geldiği Kadar Dışardan Bi Cümle
Ben buraya nerden geldim? Nasıl geldim? Neden geldim?Kemal Sunal'ın yüzü gülümseten meşhur repliğiyle selamlar efenim.Ne anlatıcam, ne bahsedicem bilmiyorum. Bir şey bahsetmek gerekli mi peki? İlla bir şeyi bilip mi anlatmak gerekli? Bilinmeyen merak uyandırmaz mı?Bilmemek. Bilememek.Sadece anı yaşıyorken bugündeyken neyi bilebilirim ki? Ne kadar bilebilirim?3dakika önce proje çalışıyordum. 7.dakikada arkada 'bende bir problem var' çalarken burada yazı yazıyor halde buldum kendimi. 3-4 gün önce rastladım buraya. İçimde rahatlatmak istediğim şeyler olduğunu fark edip 'burda olmalıyım bir ara dedim.' Araştırma yaparken önüme çıktı birden. Ne yazacağımı milim milim hesaplamadan, yarını düşünmeden neden şimdi değil de sonra diyerek başladım yazmaya.Göğüs kafesimde sıkışıp uçamayan kuşa yardım eli uzattım. Gel dedim, gel ve göster rengini. Kanadını, nasıl uçtuğunu, sıkışıp kalma oraya. Bir bak kendine. Rengine. Desenine. Uçuşuna.Sıcak mısın soğuk musun mesela? Tanı kendini. Mesela rüzgarı hisset bedeninde. Ne tepki verdiğine bir bak. Ah! Göğüs kafesimde bir hareketlenme başladı sanki.Minik minik adımlar atıyor biri.Kanadına can, yüzüne renk gelmiş dedim.Konuşmaya başladık. Anlatacakları varmış, yaz dedi bana. Uzun zamandır yoktun, yok olmuştum ben.Sen yazdıkça var olanlardansın, yaz ki lıkır lıkır olsun için dedi susuz kaldığında yaşat kendini.Sıkıldıkça takır tıkır takılma. Sesini çıkart şıkır şıkır şıngırdat bileklerini.Üzüldün mü? Ağla. Hıçkıra hıçkıra hem de.Ama sadece ağlamak için kullanma gözlerini.Dudakların eğilip bükülmek için yoklar. Yeri geldiğinde kıkır kıkır kahkahalarını atsınlar.Hayal ettikçe dışarı çıkarsın kabuğundan. Hayal ettiklerini önce dışına çıkart günaşırı dolaştır.Sonra bırak içine içine girsin gün ışığıyla birlikte.Kıpır kıpır olsun için.Sonra soluklan gel anlat bana.Nefes nefese kalınca içtiğin suyu avcuna almış gibi. Pıt pıt dökülmeden elinden anlat bana dedi.Unutturma kendini dedim.Yazarım ben yine an'da kalmayı başarma adına.Şimdilik görüşmek üzere.
Kübra Nur Hakseven
Burasi Allaan Mallesi̇i̇i̇
Küçükken üst mahalledekiler bizim mahalleye geldiğinde biz onları kovuyoduk biz üst mahalleye gidince onlar bizi kovuyodu falan kovulunca da BURASII ALLAAAAN MALLESİİİ diyoduk sonra bu üst mahalledekilerle kavga edip dururken savaş yapma kararı aldık bugün savaş yapalım mı diye haber yolladık habersiz savaşmıcak kadar da namusluyuz... Gittik konuştuk anlaştık kişi sayısı belli taş biriktiriyoruz ben, kardeşim hasan, isa, serdar, eyüp, enes var dikkat ettiyseniz savaştaki tek kız benim ulan nene hatun muyum be mübarek... Taşları ayarladık savaş saati geldi çattı yerlerimizi aldık karşı tarafla birbirimize deli gibi taş fırlatıyoruz ben hep hasanı gözetiyorum canım kardeşim sen geride dur ben önde dururum diyorum tam bir ana yüreğiyim... Biz savaşırken bu isa gaza geldi seyit onbaşı gibi kocaman bi mermer taşı aldı siperi aştı karşı tarafın dibine girip ordan bi çocuğun kafasına taşı PATTTT diye indirip kaçtı herkes çocuğun başına toplandı isa benle hasanı tuttu koşun çocuk öldü dedi biz nasıl koşuyoruz isa çocuk öldürdü diye, hadi isa kaçsın hasanla ben niye kaçıyoruz tam bi mal gibi suça ortaklık ediyoruz... Sonra gittik isaların çatısına saklandık inşaat halinde bi çatıydı bi de orada çuval vardı onun içine girdik güya polis gelirse bizi görmesin diye çuvala girdik ulan kaçma yöntemine bak arka sokaklar dizisi misiniz mübarek... Üçümüz kafamızdan felaket senaryoları yazıyoruz isa sürekli diyo ki ben tek yapmadım polis beni alırsa biz de yaptık diyin falan ben baya tırsıyorum içimden diyorum ki hapse girceksek de isayla ben gireyim hasanı yollayalım diyorum anının bu kısmını okurken gözünden bir damla yaş süzülenler??? Sonra acaba şu an polis nerde falan diyoruz korkudan ölüyoruz ben kafamda kuruyorum hapse girdiğimi isa hasan ben koğuştayız falan tesbih çekiyoruz volta atıyoruz bi de nedense beni de erkek hapishanesine koymuşlar ahahhahahs içim içimi yiyo delircem isa bi çocuğu öldürdü diye hiç sorgulamadan biz niye hapse giriyoruz onu da anlamadım... Neyse saatlerce o çuvalın altında durduk ve hava çok sıcaktı deli gibi terliyoruz derken ben dedim ki çatının kenarından bakalım mahallede polis var mı diye kalktık baktık mahalle sakindi demek ki polisler ailemizle iletişime geçmişti... Ben polis alcaksa da alsın çıkalım annem çok kötü olmuştur merak etmiştir gidelim dedim neyse bunları ikna ettim hasanın elinden tuttum eve gittim isa da evine gitti o sırada baktım mahallede polis yok kapıyı çaldım kesin annemler karakola gitti evde yoklar diye düşündüm sonra kapıyı bi anda annem açtı anneme müjdeli haber verir gibi BİZZZ GELDİKKKK dedim annem bu saatte niye geldiniz sokağa çıkın ben temizlik yapıyorum dedi bizi kovdu sonra sokağa çıktık kafasına mermer taşı yiyen çocuk hala hayatta oyun oynuyodu çocuk da nasıl bi kafa varsa artık baktım biz kimsenin umrunda değiliz saatlerce boşuna çuvalın içinde beklemişiz yine de sevindim hapse girmicemize sonra yine erkek kankilerimle oynamaya devam ettik... Rumuz: Minik Katiller
ebrusqa
5 Soruyla Ilişkini Sorgula
İki yıllık ilişkimi bu soruların ardından bitirdim. Biraz üzücü bir giriş ama çok mutluyum ben yenilendim. Darısı başınıza. Okuduktan sonra iyi ki diyenlerde olacak, sevgilisine sövenler de. Yorum olarak tecrübelerinizi varsa kendi sorularınızı paylaşın da cümle alemin gözü açılsın. Kullanıcı garantili sahibinden mis gibi felsefi bakış açıları. Bu defa kolaya kaçmak yok! Burada soruları ben sorarım. Cevaplamak da dürüst olmak da sana kalmış şekerim. İdeal partner balon olup seni yükseltmeli, ayağına taş bağlayıp aşağı çekmemeli. -anne atasözü1: Alıntıyla doğru orantılı olarak, bu kişi benim için balon mu yoksa taş mı?Bak bakalım ilişkiden önce neredeydin, şimdi nereye gelmişsin, beş sene sonra nerede olacaksın? Bu adam yada kadın sana ne katmış, ne katabilir yada senden neleri götürmüş? Değmiş mi buna he güzelim? 2: Partnerimin negatif özelliklerine her durumda tahammül edebilir miyim? Şimdi bu soru özellikle ciddi bir ilişki içindeysen çok önemli. İş evliliğe gider ben partnerimle yüzüğümü takarım diyorsan bekle iyice düşün cevapları. Herkesin iyi özelliği var zaten bir noktada seni kendine çeker, önemli olan geğirmesine her zaman tahammül edebilir misin, yada yerli yersiz kaprislerine? 3: Bana psikolojik şiddet uyguluyor mu? Şimdi fiziksel şiddeti isimlendirme ve tepki göstermeyi az da olsa kıvırıyoruz ama psikolojik şiddet ayrı bir boyut. Yakalaması da çok zor. "ay beni çok seviyo, e seven insan da kıskanır arkadaşlarımla akşam çıkmıyorum" cular kendinizi sorgulayın. Hangi derecede bu kıskançlık. Partnerinin komutlarından çıkınca "benden başka sana kim bakar", "şöyle giyinmezsen, saçını bu model yapmazsan beni unut" gibi direk yaralayıcı ve güç, otorite sağlamaya yönelik cümleler en aşikar örneklerinden. Aman dikkat! 4: Onun için kendimden verdiğim tavizlere değdi mi? Ay ben kendimden taviz vermedim diyenler sakın devamını okumayın önce kabul edin. Her ilişkide bir şeyleri kazanır, bir şeyleri kaybederiz. Okulunu mu bıraktın, istediğin bölümü mü değiştirdin, kariyerinden mi vazgeçtin? İlişki de karşılıklı alışveriş sonuçta. Ama bakalım o bunu dengeleyecek ne yaptı? Hep ben mi kendimden ödün vermişim yoksa? Olamaz?!5: Yanında rahatça gülüp ağlayabiliyor muyum? Yoksa düşünerek mi hareket ediyorum? İlişkide en güzel his rahat olmak, evinde hissetmek, beraberken kendini frenlemeden yaşayabilmek. Evet fren dedim, yoksa sen kendini tutuyor musun? "ay şimdi yanında ağlarsam burnum akar yanında sümküremem ben bi prensesim" bundan uzak dur aman diyeyim. Böyle ilişki olmaz şekerim. Ananın yanında nasıl ağlayabiliyorsan, yada kankin artık kendini yakın hissettiğin kim varsa, sevgilinin yanında da sümküreceksin, anırarak güleceksin. Kimse leydilik okulundan mezun değil burada biz bizeyiz. Aramızda kimse fransız mürebbiyelerden peçete katlama dersi almadığına göre bırak hayatımızda -en azından birkaç kişinin yanında- düşünmeden, hesaplar yapmadan hareket edelim. Eğer "yok ben buluşmada patates kızartmasını bıçakla kesmeden yiyemem, maydanozlu, soğanlı dürümü sevgilimin yanında gömüp dişimde bişey kalmış mı diyemem dersem beni sevmez diyorsan YALLAH HARİKALAR DİYARINA
FERİDE
Zenginliğimin Sırrı
6 yaşlarındayım dürdane ablam da 11 yaşlarında bana dedi ki seninle anlaşma yapalım benim hizmetçiliğimi yap ben de sana para vereyim ulan be lükse bak firdevs yöreoğlu musun mübarek ben de katya oluyorum bu arada... Ben hemen teklife tamam dedim para kavramı yok bende paranın boyutu büyük olunca daha çok oluyo sanılan en masum dönemimdeyim bana tüm gün hizmetçiliğimi yap gün sonu sana bu parayı vericem dedi para da o zamanın 50 bin lirası şimdinin 5 kuruşu ona bakkaldan alınan tek şey meybuzdu hemen kabul ettim tabi ee bu zengin günlerime kolay gelmedim 6 yaşında başladım ekmek paramı kazanmaya... Ama dürdane ablam kendine eğlence arıyo tabi kabul ettin ama sana güvenmiyorum senle anlaşma yapıcaz dedi kağıt kalem çıkardı bi şeyler yazıyo ee okula başlamamışım okumam yazmam yok buraya şartları yazdım kabul ediyorum diye imza at dedi yani borç senedi bile imzalattırıyo olabilir anlamadığım bi şeye imza at diyo ve ben imza mı o ne nasıl atılıyo dedim OFF TAMAM VER ONU DA BEN ATARIM SENİN YERİNE dedi attı ne kadar fedakar bi abla hem benim yerime hem kendi yerine imza atıyo koca yürekli kız... Başlarda iyi gidiyodu bana su getir diyo kalkıp getiriyorum tvnin düğmesine bas diyo basıyorum çayına şeker atıp hadi karıştır diyo karıştırıyorum neyse ki şekerini kendi atıyo bu da bi şeydir sonra istekleri artmaya başladı mesela odadan çantasını istiyodu çanta askıda boyum yetmiyo ulaşamıyodum beni kucaklayodu askıdan çantayı alıp ona veriyodum ahahahahhss kafanızda bi canlandırsanıza aşırı anlamsız bi hizmetçi çantayı direkt kendi alsa daha az yorulcak ahahahshhshsh her neyse evdeyken gayet güzel ilerliyodu gel gelelim ben oyun oynamak için dışarı çıktım sokakta arkadaşlarla istop oynuyoruz çok yoğunum kendimi oyuna kaptırmışım dürdane ablam balkondan ebruuu diye bağırdı oyundan kafamı kaldırıp baktım eve gel dedi niye olduğunu da demiyo oyun oynuyorum dedim ama çok önemli gel dedi ee mecbur bıraktım oyunu koşarak yukarı çıktım kapıyı vurdum açtı noldu dedim "tuvalete gitcem ışığı yak" dedi... Rumuz: Minik Köle
ebrusqa
Sponsor
Tayland Vol.1
Merhaba Gezginler,Tayland ile ilgili yazımızın ilk kısmında ulaşım, en gidilesi aylar, dikkat edilmesi gerekenler ve rüya şehir Bangkok tan bahsedeceğiz. İstanbul'dan Bangkok a aktarmalı ve aktarmasız uçuşlar mevcut. Ancak aktarmasız uçuşlar biraz pahalı olabiliyor. Aktarmalı uçuşlar yaklaşık 15 saat sürüyor ve 1600 TL civarı fiyatları oluyor. Emirates ve Qatar Airways de güzel kampanyalar çıkabiliyor, takip etmenizi öneririm.Tayland yıl boyunca sıcak olan bir ülke. Ancak muson yağmurlarının merkezinde olduğu için gideceğiniz ay önemli. Kasım-Mayıs ayları arası yağışların olmadığı ve sıcaklığın yüksek olduğu dönemler. Deniz tatili de yapmayı hedefliyorsanız bu aylarda gitmenizi tavsiye ederim. Ben Temmuz ayında gittim ve bir miktar ıslandım ama hava çok sıcak olduğu için oldukça keyifli olduğunu söyleyebilirim. Mevsim konusunda yağışlardan çok dikkat etmeniz gereken şey gelgit dönemleri. Gelgitlerin fazla olduğu dönemlerde denize girmek çok mümkün olmuyor. En azından sadece sabahları ve ya akşamları girmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bol güneş istiyorsanız Kasım-Mayıs aylarını tekrar tavsiye ediyorum.Tayland'ın para birimi Baht, 1 türk lirası yaklaşık olarak 9.5 Baht ediyor. Ülkede genel olarak fiyatlar uygun. Döviz artışlarından sonra eskisi kadar ucuz demek yanlış olur. Tayland için altın tavsiyem birçok yer ile pazarlık yapın. Size söylenen ilk fiyatın %25 ini önermekle başlamanızı tavsiye ederim. Zira taksiler, tur satıcıları, tuk tuk adı verilen motor taksiler ve hediyelik eşya satıcıları çok yüksek rakamlar söyleyebiliyorlar. Hatta bazı taksiler taksimetre açmayı reddedebiliyor. Taksiye binmeden önce netleştirmenizi öneririm. Tuk tuklar keyifli araçlar ancak sponsorlu tuk tukları tavsiye etmiyorum. Sizi daha ucuza götürmeyi teklif ediyorlar ve bazı mağazalarda mola vererek biraz gezmenizi istiyorlar. Bu sayede benzin fişi alarak benzinlerini bedavaya getiriyorlar. Ancak bu araçlar sizleri yarı yolda bırakıp kaçabiliyor. Benim Tayland maceramın ilk rotası Bangkok tu. Bangkok uluslar arası hava alanı Suvarnabhumi Airport. Şehir merkezine yakın ve merkeze ulaşım çok kolay. Taksi ve ya aktarmalar ile hiç uğraşmadan doğrudan metroyu kullanmanızı öneririm. Aşağıdaki resimde gördüğünüz üzere hava alanı ve şehir arasında geniş bir metro ağı mevcut. Kırmızı hat ile merkeze ulaşabilir ve oradan istediğiniz bölgeye gidebilirsiniz. Metrolarda bilet almanızı öneririm çünkü güvenlik biletleri sıkı bir şekilde kontrol ediyor.Gelelim rüya şehir Bangkok'a. Nerede kalınır, nereleri görmek gerekir.Bangkok 2 gün ayırarak gezebileceğiniz bir şehir. Kültürel aktivitelerden yerel mutfaklara, gece hayatından şık restoranlara herkes için içinde ilgi çekici şeyler barındıran bir yer. Şehir 24 saat canlı ve sıkılmanıza imkan vermeyen bir yapısı var.Merkez bölge olarak Sukhumvit ve Nana bölgesi biliniyor. Kalmak için uygun bir bölge ve etrafa ulaşımı da çok kolay. Bütçenize uygun otelleri kolaylıkla bulabilirsiniz. Bölgede birçok güzel restoran, birçok alışveriş merkezi ve ünlü gece hayatı mekanı bulunuyor. Kültür turu olarak mutlaka Wat Pho ve Grand Palace ı görmenizi öneririm. Wat Pho budist tapınağıdır. Daha çok Reclining Buddha (yatan Buda) olarak adlandırılır. Halen Tayland kralının yaşamakta olduğu Grand Palace'a çok yakındır. Tapınak ayrıca geleneksel Thai Masajı'nında doğduğu yer olarak da bilinmektedir.Gitmişken Skybar and Sirocco Restaurant ı denemenizi tavsiye ederimBangkok ile ilgili diğer bilgiler ve Bangkok sonrası rotamız sıradaki yazımızda...
GeziRehberim
Ankara
Ankara bir garip şehirdir. Puslu, bulanık bir suya benzer. Dışardan bakıldığında cazibesi yok gibi gelir ama bir yudum havasından aldığınızda doğallığı içinize işler. Lakin doğallığı sevimliliğinden gelmez. Aksine doğallığı ile can yakar. İstanbul gibi değildir. Ankara’nın göz boyamaya hiç ihtiyacı yoktur. Acısını da güzelliklerini de gözlerinizin önünüze serip bir seçim yapmanızı bekler. Gri ve ağır taşlarla çevrili sağlam bir kale gibidir, asla yıkılmayan. Kalenin içine giren bir daha çıkmak istemeyeceği gibi kalmak da istemez. Oraya girenler işte o zamanlar Ankara’nın insanı cezbeden zekasını anlayabilir. Garipliği de orada ortaya çıkar. Gitmek ve bir daha gelmek istemezsiniz ama gitmek bir o kadar da zor gelir.Gelmiş geçmiş en yetenekli mimarın elinden çıkan puslu bir şehir; ne şairler ne de hikayeciler bu pusun ardını göremez. Göremezler ve o pusun ardındaki gizemi asla kelimelerine dökemezler. Söz konusu Ankara ise tüm kalemler lal olur. Ve her şeye rağmen bir kere bu şehre adım atmışsanız, kesinlikle devamı gelir. Ardı arkası kesilmez. Tıpkı benim gibi kaçar durur ama sonunda yine kendinizi bu şehrin göbeğinde o puslu havayı ciğerlerinize dağıtırken bulursunuz. Havası ciğerlerinizi yakar. Bir şeye benzetmek isteseydim; anasonlu nargile gibi derdim. Tadının ciğerlerinizi yakacağını bile bile solumak istersiniz. Farklı bir bağımlılık anlayışını size benimsetir. Bir bozuk saat gibi gider gelir yine orada durursunuz. Ya Ankara’yı sevenler? Eğer orayı seven insanlar tanıyorsanız; tutun ve asla bırakmayın. Sevmeyi en güzel onlar bilir. Sevmenin değerini de en güzel onlar yaşatır. Ankara’yı sevmek yürek ister ve o sevenlerde yüreğin en muazzam hali vardır. ‘Delikanlı’ diye bir tabir vardır ya bu en çok Ankara’ya bir de orayı sevenlere yakışır. Ankara, sözde değil özünde delikanlıdır.
pirayediyorlar
İstanbul'da Madame Tussauds Gezisi
Ve sonunda dünyaca ünlü Balmumu Heykel Müzesi İstanbul’da! Madame Tussauds ismi herkese tanıdık gelir, çünkü bu müze hakkında bir sürü haber gördük aslında. Ünlülerin balmumu heykellerinin bulunduğu müze artık İstanbul’da. Biz de herkesin ilgiyle ziyaret ettiği Madame Tussauds'a gittik. İçeriyi gördüğünüz anda size birçok heyecanı bir arada yaşatıyor. Biz gittiğimizde bilet gişesinde çok sıra olmasa da kapıdan girdiğimiz an heyecanlandığımızı hissettik. Çünkü ilk defa bu kadar gerçekçi duran heykelleri görecektik. Girişte ilk olarak tramvayın içinde üç tane fotoğrafınızı çekiyorlar ve bir barkod alıyorsunuz. İstediğiniz takdirde müze çıkışında bu fotoğrafları görebiliyor ya da çeşitli şekillerde satın alabiliyorsunuz. Müze gezimiz ilk olarak Atatürk ile başlıyor. İlk gördüğünüzde vay be diyorsunuz. Çünkü tarihi bir şahsiyet olmasının yanında en büyük başarılara imza atmış bir kişiliğin bu kadar yakınında olabilmek geçmişi hatırlayıp gülümsemenizi sağlıyor. Heykellerin kirpiklerine kadar her şeyleri aşırı gerçekçi duruyor. Bir sonraki alanda biraz daha gerilere giderek Osmanlı Devleti’nin padişahlarını görüyorsunuz. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Mimar Sinan ile birlikte geçmişe doğru yol alırken yanlarına oturarak fotoğraf çektirme imkanı da buluyorsunuz. Ardından Mevlana ile karşılaşıyoruz. Bildiğiniz gibi Mevlana ait belirli bir resim olmadığı için Mevlana’nın heykeli için 22. kuşaktan torunu olan Faruk Çelebi’nin vücut şekli kullanılmış. Arka duvarına da semazen görüntüleri konulmuş. Tarihi kişiliklerden sonra bizi geçen yıllarda kaybettiğimiz Yaşar Kemal karşılıyor, hemen biz de karşısındaki koltuğa kuruluyoruz ve yazarımızla kısa bir sohbet ediyoruz. Ve ardından da Leonardo Da Vinci ve ölümsüz eseri Mona Lisa karşılıyor bizi, Upuzun sakallarıyla aslında denizlerdeki korsanları andırsa da önündeki tahta masadaki boyalar onu kolayca tanımamızı sağlıyor. Da Vinci ile fotoğraf çekildikten sonra Mona Lisa oluyoruz. ☺ Diğer bir kısımda da Apple’ın kurucusu Steve Jobs ile tanışıyorsunuz. Sırada Albert Einstein var. Dahi kavramının karşılığını birebir gösteren Einstein ile de fotoğraf çektiriyoruz. Hatta yapımcılar, ziyaretçiler için de düşünüp Einstein peruklarından koymuş kenara. O peruklarla birlikte de fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Bir de yan tarafta Einstein’in IQ testi var. Orada da seviyenizi ölçebiliyorsunuz. ☺ Bilimin dehasından sonra müziğin babası karşılıyor bizi. Piyanosunun yanında duran Mozart’tan izin isteyip hemen piyanonun önüne kuruluyoruz. Sizin çalmanıza gerek kalmadan o anda arka fonda Mozart’ın besteleri çalınıyor. Sırada da Yeşilçam’ın unutulmaz annesi var: Adile Naşit. Tombik yanaklarıyla ve elindeki kahve tepsisi ile karşılıyor bizi. Hemen yanına gidip bir fotoğraf çekiyoruz biz de. Spor bölümünün ilk sırasında ise Muhammed Ali bulunuyor. Geçen yıl Haziran ayında kaybettiğimiz boksör ile de fotoğraf çektirmeden ayrılmıyoruz. Yapımcılar burada yine ziyaretçileri düşünüp Muhammed Ali’nin eldivenleri ile aynı bir çift boks eldiveni ve kıyafetinden bırakmış. Bunları üzerinize giyerek ringteymişçesine bir hava yaratabiliyorsunuz. Peşinden hemen Usain Bolt’u görüyorsunuz. Muhtemelen bu onu görebileceğiniz en yavaş anı.☺ Ardından da Rafael Nadal ve Maria Sharapova çıkıyor karşınıza. Hidayet Türkoğlu’nun potaya uzanan halini görmeden olmaz değil mi? Yan kısımda da hem yurt içerisinde hem de yurt dışında ülkemizi hakkıyla temsil eden basketçimizi görüyoruz. Futbol olmazsa olmaz. Bu kısımda da Arda Turan, Messi ve Neymar ile gol atıp fotoğraf çekiniyoruz. Ayrıca sizin için bir sistem hazırlanmış, o sistem sayesinde karşınızdaki ekranda gol denemeleri yapabiliyorsunuz. Ve Sabiha Gökçen. İlk kadın pilotumuz gökyüzünde süzülmeye başlamadan hemen önce karşılıyor bizi. Bir kere daha gurur duyuyoruz onunla. Bu kısımdan sonra sinema bölümüne geçiyoruz. Burada ünlü şarkıcılar ve oyuncular bulunuyor. Michael Jackson ile moonwalk’un inceliklerini tartışıyoruz ve yapımcıların bıraktığı şapkayı ve parlak ceketi giyerek MJ’e katılarak ‘They Don’t Care About Us’ söylemeye çalışıyoruz. Ardından 7’den 77’ye herkesin özlediği Barış Manço ve MFÖ geliyor. Sonra televizyonda görmeye alışık olduğumuz ünlülere geçiyoruz. Justin Bieber, Bob Marley, Madonna, Beyoncé, Rihanna, Tom Cruise, Johnny Depp, Audrey Hepburn, Steven Spielberg, Jennifer Lawrence, Victoria Beckham, Marlyn Monroe, Vin Diesel’e kadar birçok sanatçı ile tekrardan tanışıyorsunuz burada. Sonra da Shrek ve E.T geliyor. Ardından da Türk ünlülerimiz VIP’te bizi bekliyor. Kıvanç’ı görünce hemen yanına oturup bir fotoğraf çekiyoruz. Bir daha nerede böyle bir poz alabiliriz ki? ☺ Sonra da Kerem Bursin’le karşılıklı hoş bir sohbet ediyoruz. 2015 yılında Diriliş filmi ile En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını alan Leonardo Di Caprio’yu da bulmuşken tebrik etmeyelim mi? Onu da tebrik ediyoruz. Biz gittiğimizde bir kız önceden sözü olduğunu söyleyip Leonardo Di Caprio’ya evlilik teklif etmişti ama beklediğini alamadı sanırım. ☺ Ayrıca Beren Saat ve Demet Akbağ’ın da heykelleri sergide bulunuyor. Madame Tussauds gerçekten herkesin bir kereliğine de olsa ziyaret etmesi gereken bir yer. Heykeller günden güne değişebiliyor fakat ortam ve hava hiç değişmiyor. Sürekli bir heyecan var. Ayrıca müzenin çıkışında bir hediyelik eşya satın alma kısmı da bulunuyor. Müzeye ulaşım da çok kolay. Hacıosman-Yenikapı metro hattı ile Taksim'de indikten sonra İstiklal Caddesi boyunca on dakika yürüdükten sonra müzeye rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Biletlerinizi oradaki gişeden alabileceğiniz gibi internet sitesi üzerinden de alabilirsiniz.
Kübranur Öztürk
Aamir Khan' In Oynadığı Filmler
Aamir Khan, Hint sinemasında adını en çok duyduğumuz kişilerden biri. Benim gözümde Aamir Khan’ı izlenilecek bir yapımcı, aktör vb. kılan şey sinemalarında işlenen konular olmuştur. Bir çok toplumsal meseleye ışık tutulmuş ve bu beyaz perdeye yansıtılmıştır. Gerek ülkesinin siyasi, politik konuları, gerek eğitim anlayışı, gerekse kadın-erkek konuları, olaylara farklı bakış açıları çok güzel ve anlaşılır şekilde insanlara sinema olarak sunulmuş ve bana kalırsa farkındalık oluşturulmuştur. Aranızda eğitimle ilgilenen ya da eğitimci arkadaşlar varsa mutlaka “3 idiots”,” Taare Zameen Par” izlemiştir. Eğer izlemeyen varsa kesinlikle tavsiye ederim. Zaten ben tavsiye etmesem de internette, en iyi eğitici/izlenmesi gereken film vb. bir şey yazınca karşınıza bu film çıkacaktır. Birkaç tanesinden kısa kısa bahsetmek istiyorum. Bu arada sizlere tavsiyem, filmleri izlerken not alıp ardından minik araştırmalar yapabilirsiniz. Fanaa : Bu filmde tabi ki de bir aşk hikayesi var. Fakat aynı zamana Hindistan ile Pakistan arasındaki Keşmir sorununu da gözler önüne sürüyor. Taare Zameen Par: Disleksi olan bir çocuğun ailesi ve okulunda yaşadığı olayları çok güzel yansıtıyor. Disleksi çocuğun gözünden harflerin sayıların nasıl anlaşıldığını vb. gösteriyor. İyi bir öğretmenin ne kadar fark oluşturabildiğini gösteriyor. 3 idiots : Bu filmde eleştirilen anlayış, erkeklerin mühendislik, kadınların ise tıp okumaları üzerinedir. Bu süreçte öğrencilerin ilgi alanlarına göre bir meslek tercih etmeleri vb. konuları işlemiştir. Peekay: Dünyaya gelen bir uzaylının dünyaya ve insanlara olan bakış açıları ve komik bir çok tespiti yer alıyor. Dangal : Bu film Aamir Khan’ın en son filmi. Burada da eski güreşçi bir babanın oğlu olmaması ve kızlarından ikisini güreşçi olarak yetiştirmesini ele alıyor. Kız çocuklarını erkek gibi eğitmesi ve onlarda oluştuğu psikoloji, örneğin saçlarının kesilmesi sahnesi gibi olaylar dikkat çekiyor. Bu filmde eski güreş şampiyonu olan baba, kızları üzerinde disiplinle ve zorla antrenman yaptırması ilk başta kızlarının hoşuna gitmese de, erken yaşta evlenen arkadaşlarını görmek onların fikrini değiştirecektir. Filmde verilen mesaj gayet anlamlıdır. Dangal filmini yeni izleyen biri olarak en çok komik gelen sahnelerden birini paylaşmak istiyorum. Eski güreş şampiyonu baba, kızlarına maddi olarak zor olsa da tavuk yedirerek güçlenmelerini ister. Ve tavukçuya gider. Fotoğrafta gördüğünüz gibi pazarlık ederler. Tavukçu ağabey “bana mantıklı açıklama yap neden 25 rupi ye vereyim, bu işten benim karım ne olacak” der. Baba ise kızları güreşlerde derece aldığında kimin tavuğunu yediğini soracaklarını, tavukları bu dükkandan aldığını söyleyeceklerini söyler. Teklif kabul edilir.Buyurun sonuç, tavukçu iyi bir iş çıkarır. Ünlenir. :) :) Önceki bir yazımda “God is close, Allah yakındır” da belirtmiştim. Farklı ülkelerin sinemalarını izlemenin bizlere farklı bakış açıkları sağladığını düşünüyorum. Hint filmlerini izlemediyseniz bir göz atmanızı tavsiye ederim.
hozaravala
Baba Olacakların Günü
Bugün baba olacaklara söyleyeceklerim var. Köprüden önceki son çıkışta yakalamak istediklerim, umarım ulaşırım size. Süslü babalar günü cümlelerim olmayacak bugün. Kimseye alkış tutup, kimseyi yüceltmeyeceğim. Hoşuna gitmeyebilir, senin seçimin, sayfayı kapatır ve neşeli (!) hayatına devam edersin. Babalara yazmıyorum bugün. Kötü babaları eleştirmiyorum. Onların "baba" anlayışı bu demek ki, umarım hep kendileri gibi insanlarla karşılaşırlar, aynı muameleyi görürler. İyi babalara da alkış tutmuyorum. Onların vazifesi bu. Ne mutlu ki içlerinden geliyor, hissedebiliyorlar. Onların da "baba" anlayışı bu demek ki, umarım hep kendileri gibi insanlarla karşılaşırlar, aynı muameleyi görürler. Parmaklarımın ucunda dikenler var sanki bugün. Tuşlara bastıkça dikenlerim batıyor, etrafıma değil, kendime. Düşüncelerim önce benim canımı yakıyor ama nafile. Realist olmamız gereken noktalar var. Onları kaçırıyoruz. Beraber yakalayalım. Rica etsem, beni dinler misin baba adayı? Sana yazdım bu mektubu. Önce oku, sonra yaşa. Olur mu? Sevgili baba adayı; Öncelikle kaç çocuğun olursa olsun, hepsini karşına alıp "Hanginizi en çok seviyorum?" dediğinde hepsi bir ağızdan "Bennn" diyebilmeli. Öyle hissettirmelisin. Ne olursa olsun daima evlatlarından çok annelerini sevdiğini de bilmeliler, ebeveynlerin birbirine olan sevgi ve bağlılığı onlara güven verir. Çocuklar her zaman başarılarını babalarıyla paylaşmak, takdir almak için sabırsızlanır. Sen, çocuğunun hatalarını da başarıları gibi rahat paylaşabileceği bir baba ol. Destekle onu. Senin istediğin gibi bir evlat olmasını bekleme, sana benzemesini de. Bırak ne istiyorsa onu olsun. Sadece iyiye yönlendir. Evlatlarını sakın sensiz adım atamayacak halde yetiştirme. Vakti geldiğinde onu denize at, yüzmeyi öğrensin. Sokağa bırak, yolunu bulsun. Mutfağa girsin, aşını yapsın. Ama hep bilsin ki; boğulursam babam beni kurtarır, yolda kaybolursam babam beni bulur, kötü yemek yapsam da babam onu afiyetle yer. Gölgeni hep hissetsin, ama üstüne basarım diye korkmasın. Ailecek bağlı olun birbirinize, bağımlı olmayın. Bu dengeyi babalar çok güzel kurar. Olgunlaşan meyveyi dalından koparmazsan çürür. Büyüdükçe bırak çocuğun başarsın bir şeyleri. "Bunu da ben yaptım." diyebilsin. Bilir ki her yaptığının arkasında babası da var. "Ben babayım bana saygı duyun, ben otoriteyim, ben evin reisiyim, ben evin direğiyim." Bunlar yasak cümleler, yasak düşünceler. Sen içten olursan zaten sana saygı duyarlar, sana yaslanırlar, sensiz adım atamazlar. Ama sen sakın bunu dile getirme. Hal dili her zaman daha etkilidir. Kızınla da oğlunla da çizgin olmasın. "Ben babayım bunları annenle konuş." dersen duvar örersin. Kızının da oğlunun da tecrübe edeceği, sakınacağı her ne varsa anlat onlara. Hikayelerine, anılarına gizle vermek istediğin mesajlarını. Cinsel konular tabularınız olmasın, kötü bir dünyadayız ama iyi insanlar yetiştirmek istiyoruz. Kendini nasıl koruması gerektiğini öğret ona. Çizgilerini bilsin. İstismara uğrarsa, paylaşmaktan çekinmesin. Eğer o bir gün istismara yeltenirse, aklına babası gelsin kendini frenlesin. Cinsiyetlerinin sadece biyolojik bir olgu olduğunu öğret onlara. Toplumsal cinsiyet algısından uzak büyüsünler. Oğlun yemek pişirsin, temizlik yapsın; kızın araba kullansın, tamir işlerinden anlasın. Dokun çocuklarına. Sevmeseler de sarıl, okşa, öp, kokla. En şikayet edeni de, en bayılanı da sonra özlemle anacak bu paylaştıklarınızı. Kızının ilk tuttuğu el ol, ilk sarıldığı adam ol. Nasıl adamlara güvenmesi gerektiğini senden öğrensin. Oğlun nasıl güvenilir adam olacağını senden görsün. Çocuklarının istediğin gibi evlatlar olursa başaramadın demektir. Bırak onlar istedikleri gibi olsun. Başarılı ya da başarısız farketmez. Her şekilde onları destekleyen babaları varsa neticeyi önemsemezler, babalarını kazanmışlardır sonuçta. Hep aklında şu düşünce olsun: ben olmadığımda da ben varmışım gibi hissetsin çocuğum. Beni hissetsin. Her anında hatıralarımız onunla olsun. Gezdiğimiz yerler, yediğimiz yemekler, beraber ağladığımız kuytular, kavuşmalarımız, ayrılıklarımız, tartışmalarımız... Hepsinde kokumu hissetsin. Sesimi duysun. Gölgem hep onunla olsun. Anlaştık mı baba adayı? Umarım şuan iyi bir anne adayıyla berabersin, yada onu bulursun. Günün kutlu olsun!
FERİDE
Sponsor
Kabak Vadisi
Merhaba Gezginler,Bu yazımızda gizli cennet Kabak Vadisinden bahsedeceğiz. Kabak Vadisi Muğla ilimize bağlı Fethiye bölgesinden yaklaşık 20 km uzaklıkta keşfedilmemiş bir bölgedir. Ölüdeniz' e de yaklaşık 16 km uzaklıktadır. En meşhur vadilerimizden biri olan Kelebekler Vadisi ise sadece 7 km uzaklıktadır.Vadiye en yakın havalimanı Fethiye de bulunan Dalaman Havalimanıdır. Buradan Havaş ile Fethiye Otogarı’na gelebilir (yaklaşık 45 dk) ve Carrefour’un önünden her 2 saatte bir kalkan Faralya – Kabak dolmuşlarını kullanabilirsiniz. Son durağa geldikten sonra ise ister vadinin servislerini kullanarak isterseniz Likya Yolu'ndan boyalı taşlar eşliğinde yürüyerek vadiye inebilirsiniz. Fethiye bölgesinden taksi ile de yaklaşık 50 TL lik bir ücret ile vadiye gelebilirsiniz. Size kalmanız için Kabak Avalon Bungalows' u kesinlikle tavsiye ederim. Yabancı bir çiftin işlettiği bu otel Kabak Vadisinin en konforlu konaklama alanlarından biri. Tabi siz kamp yapmak isterseniz o başka :)Aşağıdaki gibi bir manzara ile güne başlayabilirsinizSonsuzluk havuzunun keyfini sürebilirsiniz.Aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi otel koyun üzerindeki tepede yer alıyor. Otelden koya yürümek 15 dk sürüyor. İnerken göreceğiniz manzara ise muhteşem.Sabah kahvaltısında bu muhteşem manzara gerçekten de iştah açıyor :)Akşamları etrafta hiçbir ışık bulunmadığından yıldızları çok çok net görebilirsiniz.Kabak Koyu berrak ve sakin denizi ile huzuru bulabileceğiniz bir yer. Ancak denizi ve sahili biraz taşlı. Kum severler için baştan uyaralım :)Bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Aldatan Eski Sevgiliden Alinacak En İyi̇ İnti̇kam
Arkadaşlar Merhaba. Aldatan eski sevgiliden alınacak en iyi intikam nedir ? En beğenilen 3 Yorum ödül alacaktır. Orjinal Olabilirsiniz🏄😇 Yorumları alalım , bol şans herkese😎 1. 100 Tl2. 50 Tl3. 25 Tl
Mert Güngördü
..
Gecenin bir yarısı uyanırım, her daim, ansızın.. Ama böyle ansızın dediysem de, kimi zaman güzel bir rüyanın ortasında gerçeğe uyanmanın hayal kırıklığı ile mesela.. Kimi zaman da kötü bir rüyanın ortasında uyanıp şükretmek gibi...Saat 01:44.. Uyku yok bu gece, son birkaç gecedir olduğu gibi..Sebebi mi? Bilmem.. Ya da biliyor olabilirim, yani sanırım..Uykusuzluklar, dalgınlıklar, sebepsiz gülümsemeler.. Böyle hani aniden üzüntü basar, nedenini bilmezsin de sonradan sırf tek bir sebebe bağlanıp mutlu olursun ya.. Ya da böyle en mutlu anında bir anda ne olduğunu bilmeden bir üzüntü boğar, nefes aldırmaz.. Oysaki her şey yolundadır, sevdiklerin her zamanki gibi yine yanındadır, sağlıklısındır, nefes alıyorsundur gibi gibi.. Ya hani diyorum ki, bir filmin mutluluk sahnesinde hıçkırıklara boğulmak mesela, anlar mısın beni? İşte tam o an "Ancak.." dersin, "bir şey eksik".. Sorsalar söyleyemezsin..Hani söylesen sanki 1.sınıfta o herkesin seninle dalga geçtiği zamana geri dönecekmiş gibi hissedersin. Bakışların her birinin aslında küçüklüğünde aklında travma yaratan haliyle bir anda karşında belireceğini düşünürsün..O eksik aklından hiç çıkmaz ama mesela bak. Uyanırsın, uyursun, uyanırsın, uyursun, uyanırsın.. Hiç gitmez o, aklının en sağ köşesinden en soluna kadar, her bir hücrende.. Hani derler ya "Bütün kara parçalarında, Afrika da dahil..", işte diyorum o hesap benimkisi..Bilmem, anlar mısın beni?Tabi ki anlayamayabilirsin.. Çünkü ben, "fotoğraflarına baktığında kendini gülümserken bulmak da sevdaya dahil olmalı" dediğimde bu sözün ilhamını sordukları vakit söyleyemeyecek kadar içime kapanığım artık.. Eski ben olsa " ya seviyorsan git konuş bence" der ansızın karşında belirebilirdi mesela.. Şimdi ise korkuyorum, hem de çok..İnsan sevmekten korkar mı?Eskiden yaşadığı güvensizlikleri yanında bir bavul misali taşıyan bir septik ise eğer karşında duran, evet, işte o kişi korkar sevmekten, sevdiğini belli etmekten.. Ya şey gibi.. Hani mesela eski şairler vardı edebiyat kitaplarında, böyle uzaktan severlerdi, pervane böcekleri gibi derdik onlara, kapılırsa yanacağını bilirdi, öylece uzaktan severdi.. Onları getir gözünün önüne.. Şimdi onun yerine beni koy karşına, merhaba..Saat 02:10.. Hani şimdi yazıyorum ya mesela, öylece, bilinçsizce.. Kimin okuyup, kimin aynı duyguları benimle paylaştığını bilmeden.. Sen de okur musun sahi? Hani olur da bir zaman denk gelirsen mesela diyorum.. Okusan bile ben bunu hiç bilmeyeyim.. Bilirsem bakamam çünkü yüzüne, dedim ya pervane böceği misali.. Bir gün, olur da bir yerde oturup izlersek şehrin manzarasını sabaha kadar, elimizde çayın verdiği sıcaklıkla, işte o zaman anlatacağım sana her şeyi.. İşte o zaman söyleyeceğim şu dizeleri, söz veriyorum:"Gönül yarası bu, hadi sırası bu Hazırım canımdan geçmeye geldim..."Saat mi? 02:21...
Karadeniz Kızı
Minik Yıldız Tozları
Tek bir çizgi olmak istersin bazen. Karanlığı delen, Güneş'e göz kırpan bir çizgi. Hayal etmekle başlarsın işe. Kapatırsın gözlerini ve düşünürsün. Kapıdan içeri girdiğini, gün ışığını nasıl aldığını, bazen sabaha karşı bakarsın, bazen gece yarısında dalarsın. Olur ya parçalı bulutlusundur belki. Perdelerini çekip kapanırsın içine. Kendini dinlersin.İçini, en derinini. En iyisini o bilir çünkü. Doğru olmasına gerek yok o söylesin yeter. Onu kaybetme yeter. Ve devam edersin. Düşünmeye, tasarlamaya, uğraşmaya. Bilirsin ki sadece güneşli günlerde yürürsen istediğin yere varamazsın. O çizgi olamazsın mesela. Tırtıldan kelebeğe giden yolculukta yorulursun, dinlenirsin, sıkılırsın. Bi durup arkana bakarsın. Gittiklerine, gördüklerine, hayran kaldıklarına, başardıklarına, yaptığına, yapamadığına, nerelerden geldiğine, yolda karşılaştıklarına, iyi ki kesişmiş yolumuz dediklerine, olmazsa olmazlarına, olmasaydı da olurdu'larına. Ve avuçlarında yıldız tozlarının biriktiğini görünce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle devam edersin. Daha mutlu, daha emin, daha bilinçli. Bilirsin ki onlarla bugüne geldin. Tam da şu ana. Bilirsin ki o istediğin çizgi olmak için biraz yıpranmalı, biraz uğraşmalı, biraz saçmalamalıydın. Bilirsin ki o çizgi olmak için elinde yıldız tozların, kendin ve sadece şu an var. Yani gerekli olan her şey.
Kübra Nur Hakseven
Tayland Vol.2
Merhaba Gezginler, Tayland ile ilgili yazımızın ikinci kısmında Bangkok' tan Krabi bölgesine ulaşım, dikkat edilmesi gerekenler, Krabi'nin güzellikleri, Railay sahili, Ao Nang sahili ve Ao Nang den hareketli Phi Phi tekne turlarından bahsedeceğiz. Krabi Thayland'ın güneyinde Phuket in doğusunda yer alan bir körfez bölgesidir. Yakınında en ünlü ada olan Phi Phi yi de içerek birçok adalar grubu vardır. Bölgeye ulaşımın en pratik yolu havayoludur. Bangkok tan Krabi havaalanına günde 10 üzeri uçuş bulunmaktadır ve fiyatları gidiş dönüş 120 TL civarındadır. Siz biraz daha maceralı bir ulaşım tercih ederseniz tren yolculuğunu seçebilirsiniz. Ancak trenle seyirli bir yolculuk maceranıza bir gün daha eklemek demek olacaktır.Ben Krabi bölgesinde Ao Nang sahilini ve Railay sahilini ziyaret ettim. Railey sahili mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Eğer havayolu tercihiniz ise Ao Nang bölgesine Krabi havaalanından yaklaşık 30 dklık bir taksi yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Taksi ile pazarlık yapmayı unutmayın ve eğer isterseniz aynı bölgeye giden başka turistler ile taksiyi de paylaşabilirsiniz.Ao Nang sahilinde kalmayı düşünürseniz Krabi Resort kalınası en makul otel olabilir. Diğer oteller daha bir pansiyon havasında ancak Krabi Resort size istediğiniz tropik ortamı sunacaktır. Krabi Resort ve Ao Nang sahili resimleri eminim sizi bu bölgeye gitmek için cezbedecektir :)Krabi ResortKrabi Resort RestaurantAo Nang SahiliBölgede birçok uygun fiyatlı taze balık pişiren restoran mevcutRailay SahiliGelelim bölgede yapabileceklerinize; birçok lokal Thai yemeğini uygun fiyata deneyebilir, bölgede bulunan masaj merkezlerinde rahatlayabilir, hindistan cevizi suyunuzla sahilde güneşlenebilir ve bölgeden kalkan turlar ile maymunlar tapınağı olarak bilinen Wat Tham Suea yi görebilir, filler ile banyo yapabilir ve ya ada turlarına katılabilirsiniz.Wat Tham SueaUnutmayın bu bölgedeki turlar için her zaman pazarlık yapın, fiyatların ne kadar indiğini görünce şaşıracaksınız. Tekne turlarına mutlaka katılmanızı öneririm. Aşağıdaki resimlere göz gezdirdiğinizde zaten ne demek istediğimi anlayacaksınız :)bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Aile Tanımın Nasıl?
Toplumun sana dayattığı kavramlardan uzaklaşmanın zamanı geldi. En yakınından önemsiz sandığın reklamlara kadar her şeyle büyüleniyorsun ama şimdi panzehiri yudumla. Aile dünyanın en harika arkadaş grubu, diğerlerine göre en uzun ömürlüsü. Bu kalıcılığın verdiği güvenle en iyi aile içinde atıp tutarsın, en çok aile fertlerini yaralarsın, geç de olsa en affedici onlar olur. Onlara verirsin elindekileri onlar da sana aynısını yapar peki ya sonra? Koşmaya ihtiyaç duyduğunda uzaklaşmak istediğinde müsaade ederler mi sana? Mesele bu işte. Aile sen ihtiyaç duyduğunda yanında olan ve gerektiğinde seni özgür bırakan en çok saygıyı hak eden arkadaş grubun olmalıdır. Aile bana göre ağaç gibi. Hepsinin büyümesi için farklı iklime ihtiyacı var. Hepsi farklı oranlarda su ister, farklı meyveler verir, çiçekler açar. Kimi ağaca herkes bayılır gıptayla bakar, kokusuyla büyülenir. Kimi de sadece ağaçtır. Her birey ailesinin ağacında ayrı bir meyvedir ve vakti geldiğinde kopup ayrılmalı. Kendi ağacı, meyveleri olmalı. Eğer o meyveyi vakti geldiğinde dalından koparmazsan, çürür. Önce kendi çürür, sonra yaprakları... Daha sonra bulunduğu dalı hasta eder, ağaç eski sağlığını, güzelliğini yitirir. Eğer kopma zamanın geldiyse, korkma! Fırtınalarla sen de başa çıkabilirsin. En kötü birkaç dalın kırılır ama seçtiğin yolunda tecrübelerinle devam edersin, ilerlersin. Hadi korkma kimsenin elinden tutmasına ihtiyacın yok! Kendin ol, kendi meyvelerin, ağacın olsun. Ama çürük olmasın. Koptuğun ağacından ayrıldın diye de üzülme sakın. Ne zaman istersen gölgesinde soluklanabilirsin. İlk ağacın seni asla bırakmayacak olan, ama diğer taraftan da kopman gereken. Bağımlı olma ilk aile ağacına, bağlı ol. Kalbinle bağlı ol, anılarınla bağlı ol, sana öğrettikleriyle bağlı ol. Ama karar verirken, seçimlerini yaparken bağımlı olma onlara. Kendi sorumluluklarını al. Kendi ağacın için tecrübeler biriktir. Kendine uygun iklimi bul, kendi toprağını, kendi bahçeni bul. Nerede çiçek açmak istiyorsan bağlı olduğun anılarını al orada büyü. Çiçeklerinle, meyvelerinle "BU DA BENİM AĞACIM!" diyeceğin günü hayal et. Ona koş her zaman. Ve sakın çürüme. Seni çürütmelerine de izin verme. Yolun açık olsun tatlı tohumcuk, güzel bahçelerde buluşmak ümidiyle! Söylemek istediklerin mi var? Dalından kopma arzunla dolu hikayelerini dinlemek için sabırsızlanıyorum. Yorum yapabilirsin şekerim.
FERİDE
Toşko Ama Şeyma Subaşi Facts
Merhaba arkadaşlar ben namıdiğer maymun toşko. Artık her tivitimin altına ulan yine mi şeyma subaşı dediğinizi ya da şeyma ile başlayan her tivitimde ister istemez daha okumadan subaşı kelimesini otomatik getirdiğinizi hatta kardeş acundan reklam mı alıyosun sen dediğinizi duyuyorum da görüyorum da okuyorum da. O yüzden artık bişeyleri açıklama gereksinimi duydum sizlerle. Öncelikle neden şeyma subaşı? Arkadaşlar özür dilerim ama kıskanıyorum ne yapayım yani.Şu hayatta 2 senelik sevgilim dışında stalkladığım ne yapıyo ne ediyo acaba şimdi nereye gitti diye merak ettiğim tek insan. Daha önceki tivitlerimde bahsettiğim gibi,benim gta'da oynadığım oyunu kadın gerçek hayatta iliklerine kadar yaşıyo. Allahu teala şeyma subaşıyla gta vice city oynuyo olabilir falan demiştim hatta. yatlarda,villalarda,denizlerde,cluplarda,asla bitmek bilmeyen parayla,sıfır dertle,lux arabalarla,motorlarla hatta helikopterlerle. Hayatımda en yakın helikopteri gta'da 5 yıldız yapıp polisten kaçarken görmüştüm ben mesela. E insan kıskanıyo doğal olarak imreniyo tabi. Kıskanmıyorum diyen insan bile her gün en az 2 kere stalklıyodur eminim. E malzeme de çıkıyo doğal olarak. Kadın dominikten istanbula geliyo acunu özledim diye sinep attıktan 2 saat sonra acunla sinep atıyo. E adamın uçağı var jeti var çekersin tabi özlersin tabi özlemek böyleyken güzel tabi. Buna özenmeyelim de napalım. Biz hala dını nını sesinden sonra bana basıcak var mı diye iett içinde akbil dileniyoz. Onu da geçtim e tamam paraları var orda okeyiz ama bu insanlar parayı da güzel harcıyo. Her sinep izlediğimde ulan hayata bak diye iç geçiriyorum sadece. Bende bu kadar para olsa yapcağım ilk iş bi avm'ye girip nike'dan eşofman takımı falan olmak olurdu heralde. E vizyon bu kadar. Biz küçükken evcilik oynarken doktor olurduk anne baba olurduk. Şimdi 6 yaşında kuzenim kucağına barbi bebek almış ben şeyma şubaşıyım diye evin içinde geziyo. Gel gelelim en çok aldığım soruya. ''Kardeş acun sana reklam mı verdi sürekli bu kadınla alakalı tivitler atıyosun övüyosun paylaşıyosun'' falan. Almıyorum arkadaşlar nerden nasıl alayım. Zenginin malı züğürtün çenesi misali zenginin malı züğürtün parmakları diyip başladım tivit atmaya. İlk tivit attığımda baktım yürüdü tivitlerler. E biz de etkişimin köpeği olmuş insanlarız aynı zamanda işimiz de bu. Sonrasını biliyosunuz şeyma yukarı şubaşı aşağı. Valla allah başımızdan eksik etmesin google earth gibi kadın. Alın beni Dominik'in Miami'nin Londra'nın yollarına yabancılık çekersem şerefsizim ezberledim artık sineplerden. E Allah daha çok versin dicem de daha ne versin. Sizin de bu kadar başınızı ağrıttığım için özür dilerim ama bizim de işimiz bu. Sonuç olarak şeyma subaşından para almıyorum ama onunla attığım tvitler beğenilip paylaşıldığı için profiimin analitiği artıyo bu yüzden firmalar bize reklam veriyo. Bir nevi kazandırıyo aslında. Daha doğrusu siz veriyosunuz.Takibiniz sevginiz değeriniz olmasa şu yazdıklarımın bile zerre önemi yok. Her zaman söylüyorum biliyosunuz ama ben yine her zaman söylediğimle bitireyim yazımı. Sizi çok seviyorum iyi ki varsınız. Hayatta benş mutlu eden 2-3 şeyden birinin sosyal medya olması hem üzücü hem de içinde siz olduğunuz için sevindirici. Kendinize iyi bakın allah size de şeyma subaşı kaderinden versin. Her like=Amin. Hadi maymuş kaçar.
TOSKOFACTS
Tayland Vol.3
Merhaba Gezginler, Tayland ile ilgili yazımızın üçüncü kısmında Krabi'den hareketle Koh Yao Noi adasına gidip dünya üzerindeki küçük cenneti keşfedeceğiz ve oradan da Phuket üzerinden Bangkok a geri dönerek Bangkok gece hayatından bahsedeceğiz. Krabi'nin güzelliklerinden ayrılmak her ne kadar zor da olsa gideceğimiz adanın muhteşem doğası yolculuğumuzu çok keyifli ve heyecanlı bir hale getiriyordu.Koh Yao Noi adası ufak bir kasabası, minik bir limanı ve bakir doğası olan bir bölge. Ada içinde 2 ünlü otel bulunuyor. Six Senses Yao Noi ve Paradise otel kalabalıktan uzaklaşıp doğa ile iç içe bir tatil yapma imkanı sunan harika oteller. Ben adanın en kuzey kısmında Paradise oteli tercih ettim. Six Senses birazcık daha lüks bir otel ancak fiyatları Paradise'a göre çok daha yüksek. Ayrıca Paradise otelde uygun sezonlarda giderseniz çok uyguna resimlerde göreceğiniz odalarda kalabilirsiniz.Öncelikle Krabi den Koh Yao ya nasıl ulaşacağımızdan bahsedelim. Dilerseniz otel ile konuşup özel sürat teknesi ayarlayabilirsiniz. Ancak kişi başı yaklaşık 200 TL lik bir parayı gözden çıkartmanız gerekir. Diğer bir ulaşım yöntemi ise taksi ve ya tuk tuk kiralayarak Ta Khao Pier limanına ulaşıp "longtail" adını verdikleri büyük tahta tekneler ile Koh Yao adasına ulaşabilirsiniz. Toplam maliyetiniz kişi başı 50 TL yi geçmeyecektir.Benim yolculuğum çok yağmurlu bir güne denk gelmişti ve longtail yolculuğu baya maceralı bir hal almıştı. Uyarmak isterim ki kötü hava koşulları nedeniyle tekneler batabiliyor. Dikkatli olun !Tuk Tuk yolculuğuTa Khao PierLong Tail Paradise Otel - PLUNGE POOL DELUXE STUDIOParadise Otel - PLUNGE POOL DELUXE STUDIOKoh Yao da gün doğumuEğer bir gün yolunuz düşerse mutlaka sabah 6 da kalkmanızı, gün doğumunu izlemenizi ve sahilde yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim.Paradise otel doğa ile tamamen iç içe. Dikkat edin karşınıza insan büyüklüğünde kertenkeleler çıkabilir :)Eğer ıssız bir adada kafanızı dinlemek ve doğa ile iç içe olmak isterseniz kesinlikle gitmeniz gereken yer Koh Yao adası. Yemekleri, sahildeki içecek ikramları ve oda servisi ile de miğdenize hitap etmeyi biliyorlar. Yerel ve dünya mutfağından lezzetleri rahatlıkla deneyebilirsiniz.Koh Yao adasından ayrılmak gerçekten bir hayal kırıklığı oluyor. Ancak yolculuğumuz devam etmeli ve sıradaki hedefimiz tekrardan Bangkok :)Bangkok a ulaşmak için Phuket bölgesine tekne ile yolculuk yapıp sonrasında uçağa bindik. Sanırım Koh Yao dan Bangkok a en kısa ve en hızlı ulaşım bu şekilde. Ayrıca Tayland içi uçuşlar 50-70 TL arasında olduğu için oldukça da ekonomik.Ve tekrardan Bangkok tayız. Bu sefer gece hayatından ve meraklısı için çılgın eğlencelerinden bahsedeceğiz. Gece hayatı denince akla Bangkokta bulunan ünlü gece kulüpleri ve yetişkinlere yönelik eğlence merkezi olan Nana Plaza geliyor. Gece kulüpleri ile başlayalım:Levels Club, Lounge & Terrace keyifli ve nispeten daha nezih bir ortam sunuyor. Genellikle canlı müzik oluyor ve ücretsiz girişi olan bir mekan.Aynı bölgede bir diğer ünlü kulüp Climax yer alıyor. Burada da genellikle canlı müzik oluyor ancak girişi ücretli.Bangkok bir çok gece kulübüne ev sahipliği yapmakta ancak beğendiğiniz ya da duyduğunuz bir kulübe gitmeden önce internetten bir bakmakta fayda var. Çok pahalı fiyatlarla ve hoş olmayan davranışlarla karşılaşmamak için araştırmanızı tavsiye ederim.Gelelim her turistin mutlaka uğradığı Nana Plazaya. Öncelikle bir ön izlenim vermesi adına resimler ile başlayalım :) Uyarmam gerekir resimler bazı okurlar için rahatsız edici bulunabilir ! Ancak Bangkok un en meşhur eğlence merkezinden bahsetmeden Tayland serüvenimizi bitirmek uygun olmayacaktır.Nana Plazanın bukadar popüler olma sebebi turistlere yönelik şovlar içermesidir. Giden insanların çoğu şovları izlemek için gitmektedir. Yanlızca erkekler değil kadınlar da bu şovları izlemekl için Nana Plazayı doldurmaktadır. Tabi bunun haricinde para karşılığı özel dans ve farklı hizmetler de sunulmaktadır. Nana Plaza içinde dansçılar, striptizciler, gogolar, ladyboylar ve eskortluk hizmeti sunanlar bulunmaktadır. Kim ile konuştuğunuza dikkat etmenizi öneririz.Umarım Tayland rehberimizi beğenmişsinizdir. Bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Yabancı Dizi Arayışında Olanlar Buraya !
Merhaba!Hiç vakit kaybetmeden önerilerime başlıyorum.(Dizilerin sıralamasını iyiden kötüye doğru değil rastgele yaptım.)İyi okumalar.1-) SherlockOyunculuk, senaryo ve çekim kalitesi yüksek bir dizi arayışındaysan (ki muhtemelen bunun için buradasın) doğru adres : Sherlock.Kısa kısa :* IMDB : 9.3* İlk bölüm yayın tarihi: 25 Temmuz 2010* Son bölüm yayın tarihi: 15 Ocak 2017* Dizide polisiye, gizem, dram, suç temaları ele alınıyor.* Dizinin her bölümü 1.5 saat sürüyor. Ama bu bölümleri birer film tadında izleyeceksin.* Sherlock rolünün sahibi Benedict Cumberbatch, bu rol için biçilmiş kaftan. Karakterin özelliklerini büyük ölçüde izleyicilere yansıtıyor, rolüyle tam olarak özdeşleşiyor.* Dizi 4 sezondan oluşuyor ve her sezon 3 bölüm* 12 bölümü bir oturuşta bitirmek isteyebilirsin. Sonlara doğru yaklaştıkça bitmemesini isteyeceksin.* Ayrıca bu bölümler haricinde dizinin özel bölümleri de mevcut. Onları da izlemelisin.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=Nj7ZSUkTTVI/Diziye başlamak için buraya : http://dizilab.net/sherlock/sezon-1/bolum-12-) Game Of ThronesGame Of Thrones'u tabiki de izliyorum diyorsan, harika.Başlamalı mıyım? diyorsan okumaya devam.Elbette listene alman gereken dizilerin başında bu dizi geliyor.Çünkü tek kelimeyle muh-te-şem bir dizi.Senaryo, oyunculuk, çekimler, mekanlar, kostümler. Diziyi izlemen için sebep çok, izlediğinde hak vereceğine eminim.Kısa kısa : * IMDB : 9.5 * İlk bölüm yayın tarihi: 17 Nisan 2011* Son bölüm yayın tarihi: 26 Haziran 2016* Dizide yedi krallığın taht mücadelesini izliyoruz. * Her bölümü ortalama 55 dakika sürüyor.* 6 sezon yayınlandı. 7.sezon ise 16 Temmuz 2017'de başlayacak. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=iGp_N3Ir7DoDiziye başlamak için buraya : http://dizimag2.co/senorhtfoemag2/1-sezon-1-bolum-izle-dizi.html3-) F.R.I.E.N.D.SHala Friends'e başlamadıysan, çok şey kaçırdığını söyleyebilirim.İzlerken keyif alayım, mutlu olayım, başka birşey düşünmeyeyim diyorsan doğru adres : Friends.Kısa kısa : * IMDB : 9.6* İlk bölüm yayın tarihi: 22 Eylül 1994 * Son bölüm yayın tarihi: 6 Mayıs 2004* Dizinin her bölümü ortalama 20 dakika sürüyor. * 10 sezondan oluşuyor ve bölümler o kadar akıcı ki, kendini bir günde birkaç sezon bitirmiş olarak bulabilirsin. Diziye başlamak için buraya : http://www.dizist1.com/izle/friends-1-sezon-1-bolum4-) Breaking BadBu dizi hakkında uyuşturucu, kimya öğretmeni ve kanser kelimelerini duymuş olmalısın.Evet dizinin anahtar kelimeleri bunlar gibi gözükse de, müthiş bir oyunculuk, muazzam çekim detayları ve gerçek hayata yakın oluşu bakımından çok çok iyi bir dizi olduğunu söyleyemeliyim.Kısa kısa : * IMDB : 9.5* İlk bölüm yayın tarihi: 22 Eylül 1994 * Son bölüm yayın tarihi: 6 Mayıs 2004 * Dizide aksiyon, dram, suç temaları ele alınıyor. * Dizinin her bölümü ortalama 50 dakika sürüyor. Uzun gibi gelmiş olabilir ama keyifle izleyeceğini garanti ediyorum.* 5 sezondan oluşuyor. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=HhesaQXLuRY/Diziye başlamak için buraya : http://www.dizist1.com/izle/breaking-bad-1-sezon-1-bolum5-) Silicon ValleyGirişimcilik, teknoloji, yazılım dünyası hakkında merak ettiğin sorular varsa, bu diziyi izleyerek merakını giderebilirsin.Keyifle izlenecek bir dizi.Bir Bilgisayar Mühendisi olarak bilişim sektörünü teknik detayları ve komik yanlarıyla inceleme fırsatı buluyorum.Diziyi izlemek için ille de mühendis olmaya gerek yok elbette :)Kısa kısa:* IMDB: 8.3* İlk bölüm yayın tarihi: 6 Nisan 2014 * Son bölüm yayın tarihi : 7 Mayıs 2017* Her bölümü ortalama 25 dk sürüyor.* Dizinin 4.sezonu devam ediyor.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=69V__a49xtw/Diziye başlamak için buraya : http://dizipub.com/silicon-valley-1-sezon-1-bolum-izle/6-) How I Met Your MotherFriends hakkında konuşup bu dizi hakkında konuşmamak olmaz elbette.Hangi dizinin daha iyi olduğu klasik bir tartışma konusu olsa da bana kalırsa ikisinin de kendine has bir havası var.Elbette ki HIMYM'nin Friends'ten esinlendiği çok şey var.Diziyi beğenmeme ihtimalinizin olmadığını düşünüyorum.Kısa kısa: * IMDB: 8.4* İlk bölüm yayın tarihi: 19 Eylül 2005 * Son bölüm yayın tarihi : 31 Mart 2014 * Her bölümü ortalama 20 dk sürüyor. * 9 sezondan meydana geliyor.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=JlhveYg7h0k /Diziye başlamak için buraya : http://dizipub.com/how-i-met-your-mother-1-sezon-1-bolum-izle/ 7-) FringeBilim kurgu sevenlerden misin? Doğru adres : Fringe.Dizi FBI dizisi olması dışında, farklı konusu ve fantastik yanıyla izleyiciyi kendisine çekiyor.Oyunculuk ve senaryo bakımından çok kaliteli bir dizi.İlk bölümü uzun ve sıkıcı bulabilirsiniz ama diziye devam ettiğinizde memnun kalacaksınız.Kısa kısa: * IMDB: 8.4 * İlk bölüm yayın tarihi: 9 Eylül 2008* Son bölüm yayın tarihi : 18 Ocak 2013 * Her bölümü ortalama 50 dk sürüyor. * 5 sezondan oluşuyor. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=29bSzbqZ3xEDiziye başlamak için buraya : http://dizimag2.co/fringe/1-sezon-1-bolum-izle-dizi.html/8-) YoungerYounger'ın keyifli bir dizi olduğunu söyleyebilirim.Kısa kısa bölümleri ile kafanızı dağıtmanıza yardımcı olabilecek bir dizi. Kısa kısa: * IMDB: 7.7* İlk bölüm yayın tarihi: 24 Şubat 2015* Son bölüm yayın tarihi : 14 Aralık 2016 * Her bölümü ortalama 20 dk sürüyor. * 3 sezon yayınlandı. 4.sezonu 28 Haziran 2017'de başlayacak. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=rw9zFMbkQksDiziye başlamak için buraya : http://dizilab.net/younger/sezon-1/bolum-1Umarım faydalı bir yazı olmuştur.Keyifli seyirler!
Gizem ER
Instax Mini 8 Alacaklar, Almak Isteyenler Once Buraya!
Merhabalar , simdi su siralar ozellikle daha bir herkesin elinde gordugum bir makineden soz edecegiz "Instax Mini 8" , FujiFilm'in uretmis oldugu bu jelibon kadar tatli aletlerin renk secenegi de bir hayli fazla.(renkleri koyacagim) Mordan tut , sari , pembe, mavi ve daha bir suru secenek ile bize "acaba hangi rengi alayim" arasinda kafayi yedirten bu makineleri avantajlari ve dezavantajlari acisindan inceleyecegiz. Alacaksaniz , almayi dusunmus de guvenememis ya da etrafinizda almayi dusunen biri var ise mutlaka once buraya baksin derim cunku inanin bazi dezavantajlari da mevcut. Oncelikle su siralar basta da fotografcilik olmak uzere populer kultur eskiye kaymis vaziyette. Eski ozleniyor , eski seviliyor ne bileyim eski sarkilar, sessiz, siyah beyaz filmler, plaklar , pikaplar, gramofonlar surusune bereket ne kadar antika esya varsa o tozlu depolarindan tekrar gun yuzune cikti. Iste bu olay " Eskiye Kayma." E durum bu olunca da fotograf makineleri digitallerden , o klasik Cannonlardan Nikonlardan cok anolog ve paloroid makinelere kaymis oldu. Bizim incelememiz altindaki alet bir paloroid makine, cektigimiz anda elimize filmin geldigi ve boyle sallaya sallaya fotografin belirmesini bekledigimiz heyecanin ta kendisi. Fujifilm ise eskiyi yeniyle harmanlayarak tatli mi tatli kucuk modern gorunuslu ama eski icerikli bir birlesik olusturmus , adini da Instax Mini koymus, cok da guzel olmus. Ozelliklerinden soz edicek olursak bu makineler oldukca kucuk ve hafif , rahatca tasinabiliyor. Kutunun icinde makine ile ayni renkte bir aski cikiyor ve makinemiz 2 tane kalem pil (alkali pil olmali , sarji uzun dayananlardan) ile calisiyor. Cikan fotograf kredi karti boyutunda ve ciktigi gibi fotografa erisimimizin olmasi harika ornegin bir arkadasiniza hediye vesaire edebilirsiniz, cuzdaninizda tasiyabilirsiniz , gercekten ama gercekten sizin icin onemli anlari fotograflayabilirsiniz hos ve manevi olur. Gercekten onemli diyorum cunki evet, oyle zirt pirt cekemezsiniz cunku bir makinedeki film sayimiz 10 ayrica filmlerin fiyati da bir hayli tuzlu. 10 TANE FILM 40 LIRA! ama bazi pasajlarda (Istanbul'da mevcut , 25 liraya da buldugum oldu) O yuzden fazla secici olmaliyiz :DFilmi yerlestirirken film kapagini aciyoruz , 10lu film paketini koyuyoruz ve kapatiyoruz sonra da o kapagi bir daha acmiyoruz cunku acilan kapak ile filmler yanabilir. Makinemizin odak uzakligi ise biraz kisa ve zoom yapabilme ozelligi yok bu da bir dezavantaj, fazla uzaklik olunca pek netleyemiyor. Isiga gore ayarlanmis cesitli cekim modlari mevcut , lensimizin uzerindeki kucuk gosterge isigi otomatik olarak ortamin isigini algilayarak o modun uzerine atliyor ve siz de lensi o moda uygun olarak ceviriyorsunuz. Modlar ev, bulutlu, isikli,cok isikli vesaire gibi kucuk sembollerle belirlenmis ve algilanmasi bir o kadar kolay. Delikten bakiyor ve buyuk dugme ile cekiyorsunuz ve filmin cikmasini bekliyorsunuz. Cikan fotografi sallamak biraz adettendir lakin okudugum bir yerde bu fotograflarin sallanmasinin fotografin goruntulenmesini yavaslatacagi yaziyordu, emin degilim.Siz gene de sallayabilirsiniz, fotografta bir bozulma olmuyor. Genel olarak renkler de duzgun. "Ne yapicam ben kucuk kucuk bir suru fotografi be?" derseniz de bu fotograflar icin uretilmis kucuk albumler var 30 tl gibi bir fiyat ile alip hatiralarinizi bu sekilde saklayabilirsiniz ayrica film kenarlarinin desenli olanlari var rengarenk,kareli,cizgi roman desenli gibi ve buna ek olarak da siyah beyaz filmler de mevcut sanirim onlar da 42 liraydi. Makinenin fiyati ise D&R gibi magazalarda ve elden alimda 300-400 liraya varirken (cesitli setler halinde satiliyor icinde albumu, kalemi,fotograflari yapistirmak icin renkli renkli bantlari ve filmleri ile ama bunlari ayri ayri temin ederseniz inanin daha ucuza gelir) internette 200 kusurlerde bulunabiliyor. Umarim yardimci bir yazi olmustur ve soru isaretleri kalmamistir. Kendinize iyi bakin mutlu kalin, sevgilerr!
Ophelia.
Büyük Veri ve Bilişim Teknolojileri
Bilgi işlemin yeni çağı nesnelerin internet olarak adlandırılan ve bildiğimiz eski teknolojilerden çok daha farklı olan yeni nesil teknolojiler üzerine kurulu olacak. Gün geçtikçe nesnelerin internetle olan bağı artmakta ve eskiden internete bağlı olmayan günlük objeler de RFID ve sensörler yardımı ile bu ağa katılmaktadır. Yeni geliştirilen teknolojiler sayesinde bir ağa bağlı olan objelerin sayısı giderek artmaktadır. Bu objeler kullanım amaçlarına gore sürekli olarak veri üretmekte ve depolama merkezlerine göndermektedir. Ağa bağlı nesnelerin sayısı 2020 yılında 26 milyar olarak öngörülmektedir. Ortaya çıkan, depolanması ve işlenmesi gereken veri miktarı düşünüldüğünde günümüz yöntemlerinin yeterli olmadığı aşikardır. Yazımızda nesnelerin interneti ve büyük veriyi kısaca anlatmaya çalıştık. 1. NESNELERİN İNTERNETİ1.1 Giriş Günümüzde internete bağlı cihazların büyük çoğunluğu insanlar tarafından direkt olarak kullanılan bilgisayar ve cep telefonlarından oluşmaktadır. İnsanlar arası iletişim, iletişim ağının temelini oluşturmaktadır. Yakın gelecekte ise nesnelerin büyük çoğunluğunun bir ağa ve ya internete bağlı olacağı düşünülmektedir. Bu nesler de birbirleri arasında iletişim kuracak ve iletişim ağlarını kullanacaklardır. Yakın gelecekte haberleşme ağının büyük bir çoğunluğunun nesneler tarafından kullanılacağı öngörülmektedir. Bu yeni çağın ismi Nesnelerin İnterneti olarak adlandırılmaktadır. İnsanlar arası iletişimin yanı sıra makinalar arası iletişim, makina insan iletişimleri ve insanlar adına iletişim kuran makinalar da iletişim ağında yerlerini alacaklardır. Aşağıdaki resimde bilgi ve iletişim dünyasının mevcut olan herhangi bir noktandan ve herhangi bir zamanda bağlanma özelliğine ek olarak nesnelerin internet ile kazandığı yeni bir boyut olan herşey ile bağlanma özelliği görülmektedir. 1.2 Nesnelerin İnternetini Mümkün Kılan Teknolojiler Nesnelerin internet teknolojik bir devrim olarak nitelendirilmektedir ve şimdiden bilgi işlem ve iletişim sistemlerinin geleceği olarak görülmektedir. Nesnelerin internetine giden yolda gerçekleşen bazı önemli teknolojik gelişmeler aşağıda kısaca özetlenmiştir. Nesnelerin internetine öncü olan teknolojilerden biri RFID olarak adlandırılan Radyo Frekansı ile Tanımlamadır. Bir ağa bağlanmak için nesnelerin ağda tanımlanması gerekmektedir. RFID nesnelerin radyo sinyalleri ile tanımlanmasını sağlamaktadır. RFID nesnelerin sürekli ve canlı bir şekilde takip edilmesini ve nesnelerden sürekli olarak bilgi toplanmasını sağlamaktadır. RFID şimdiden mağazalarda, sağlık sektöründe, üretimde ve birçok alanda kullanılarak günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiştir. Bilgi işlem dünyası ve fiziksel dünyayı birleştiren bir diğer önemli teknoloji ise sensörlerdir. Sensörler bulundukları ortamdan bilgi toplamak, bu bilgileri göndermek ve ortama ait farkındalığı arttırmak için kullanılmaktadır. Ortamdaki anlık değişiklikler sensörler sayesinde algılanabilmekte ve bu değişikliklere karşı aksiyonlar anlık olarak alınabilmektedir. Nesnelerin internetini tetikleyen diğer teknolojik gelişmeler ise nanoteknoloji ve minimalleşme olmuştur. Nanoteknoloji sayesinde üretilen akıllı nesnelerde gerekli teknolojiler (sensörler, RFID, bilgi işlem gücü vs.) kullanılabilir boyutlarda kullanıcıya sunulmuştur. Bu nesneler kendi kendilerine bilgiyi işleme, ortam değişikliklerine göre kendini ayarlama, kararlar verme vb. işlemleri yapabilir hale gelmiştir. 1.3 Uygulama Alanları ve Yakın Gelecek Günümüzde nesnelerin internetne ait uygulamalar birçok alanda kullanılmaya başlanmıştır. Akıllı şehirler, akıllı çevre, su kontrolü ve ölçümleri, güvenlik ve önlemler, üretim tesislerinde verimliliğin artırılması, endüstriyel otomasyon uygulamaları, ödeme-reklam-pazarlama uygulamaları, lojistik uygulamaları, araç takip sistemleri, hasta takip sistemleri, sağlık uygulamaları, maden uygulamaları, endüstriyel uygulamalar,akıllı tarım – hayvancılık uygulamaları, ev otomasyon uygulamaları, giyilebilir uygulamalar, otomotiv ve ulaşım uygulamaları, enerji yönetimi uygulamaları vb. birçok alanda nesnelerin interneti kullanılmaktadır. Bazı örnek kullanım alanları aşağıda listelenmiştir. • BigBelly isimli çöp konteynerleri güneş enerjisi ile çalışmakta ve belirlenen doluluk oranına ulaştığında görevlilere haber vermektedir. Tutulan veri sayesinde uygun konteyner büyüklüğüne ve değişim zamanlarına karar verilmektedir. • Waterbee isimli proje sayesinde toprağa yerleştirilen sensörler ile toprağın durumu ve su seviyesi ölçülmekte ve akıllı sulama yapılabilmektedir. Toprağın ihtiyacına göre sulama yapılmakta ve su ziyanını minimum seviyeye indirilmektedir.• Parksight isimli akıllı nesneler ile park alanlarının ne kadar süre ile kullanıldığı hesaplanmakta ve boş park yeri bilgisi uygulama üzerinden yer arayan kullanıcılara gönderilmektedir. Günümüzde ulaşılan bu teknolojik gelişmeler çığır açan boyutlarda olmasında rağmen henüz buz dağının yalnızca görünen yüzüdür. Ericsson un eski CEO su Hans Vestburg’a göre 2020 de 50 milyar nesne internete bağlı olacaktır. Bu öngörü 2010 yılında yapılmış ve sonrasında tahminler biraz aşağıya çekilmiştir ancak yakın gelecekte milyarlarca cihazın bağlı olacağı aşikardır. Bu nesnelerin yaratacağı veri inanılmaz boyutlara ulaşacaktır. 2. BÜYÜK VERİ 2012 IBM verilerine göre 2,5 kentilyon bayt veri üretimi gerçekleşti ve bu verinin %90 ı son 2 yıl içinde üretildi. Bilişim teknolojileri ortaya çıktığından beri dünya veri üretimi konusunda hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Geçen her dakikada 1,8 milyon Facebook beğenisi yapılmakta, 204 milyon e-mail gönderilmekte, 278 bin tweet atılmakta ve Facebook serverlarına 200 bin resim yüklenmektedir. 2011 yılında 12 milyon RFID satılmıştır ve bu rakam 2021 yılına kadar 209 milyon olarak tahmin edilmektedir. Cisco nun raporuna göre 2020 yılında dünya internet trafiği 2005 yılından 95 kat daha fazla olacaktır. ‘015 yılında internet trafiği kişi başına 7GB iken bu rakam 2020 yılında 21 GB olacaktır. Ayrıca internete bağlı olacak nesnelerin sayısının da 2020 dünya nüfusunun 3 katı olması beklenmektedir. Güncel bir örnek vermek gerekirse Amerikan başkanı Obama ile Mitt Romney' nin katıldığı tartışma programı sırasında 2 saat içinde 10 milyonun üzerinde tweet atılmıştır. Bu örnekler sayısızdır ancak şu aşikardır ki büyük veri artık yaşamımızın bir parçasıdır ve daha da büyük bir parçası haline gelecektir. Nesnelerin interneti konsepti veri üretimi ile çok yakından ilişkilidir. Nesneler gerçek hayat ile etkileşime girdiğinde düzenli olarak veri üretmektedir. Eski nesil teknolojiler ile kıyaslandığında veri üretimi sürekli hale gelmiştir. Aynı zamanda üretilen verinin çeşitliliği de çeşitli veri kaynaklarından gelmesinden dolayı inanılmaz derecede artmıştır. Ortaya çıkan verinin doğruluğu da giderek artmakta ve bu da daha büyük veri üretimine yol açmaktadır. Bunun sebebi nesnelerin gerçekçi veri üretmek için tüm çevresel faktörleri kaydetmesidir. Üretilen verinin depolanması ve işlenerek anlaşılır hale getirilmesi ve bu veriden anlamlı gelecek tahminlemesi yapılası büyük very uygulamaları konsepti için önemli bir konudur. Bu konuda karşılaşılan zorluklar ana başlıklar altında aşağıdaki gibi toplanabilir: veri gizliliği ve güvenlik, veri erişimi ve paylaşımı, depolama ve veri işleme, analitik analizler, tecrübe ve teknolojik yeterlilikler Verinin analitik olarak incelenmesi konusunda aşağıdaki sorular önemli rol oynanmamaktır: Veri çok büyük ve çok çeşitli olursa nasıl başa çıkılır Tüm verinin saklanması gereklimidir Tüm verinin analiz edilmesi gerekli midir Veride yer alan önemli noktalar hangileridir. 3. İŞ DÜNYASINDAN UYGULAMALAR Otomotiv endüstrisinde Tesla pazarın bu konuda öncülerinden sayılır. Tesla arabalarına yerleştirdiği sensörler sayesinde araç ile ilgili bilgileri merkezi bilgisayarlarında toplayarak verileri analiz etmekte ve sonuçları müşteri memnuniyeti, araç performansı, araç bakımı ve Arge gibi konularda kullanmaktadır. Tesla şuanda araçlarında herhangi bir problem olduğunda müşterileri anlık olarak uyarabilme ve gerekli gördüğü durumlarda araçları servise çağırabilme yetkinliğine sahiptir. Bu özellikleri Tesla ya otomotiv endüstrisinde önemli bir yer kazandırmıştır. Telekomünikasyon şirketlerinden biri olan T-Mobile ise büyük veri analizleri ile operatör değiştirmeyi düşünen müşterilerini bulmayı hedeflemiştir. Müşterilerin işlem geçmişlerine ve sosyal medya etkinliklerine bakarak 3 aylık bir süreçte operatöre değişiklikleri yüzünden kaybettikleri müşteri sayısını %50 oranında azaltmayı başarmıştır. Lojistik sektöründe öncü firmalardan olan UPS de büyük veriyi etkin bir biçimde kullanan şirketler arasında yer almaktadır. UPS firması yılda yaklaşık olarak 4 milyar paketi 100 bin aracı ile istenilen noktalara teslim etmektedir. Araçlarındaki motor çalışma ve boşta durma süreleri, araç rotaları ve bakım süreçlerini inceleyerek geliştirildikleri algoritmalar sayesinde programa başladıklarından beri 39 milyon galon benzin tasarrufu yaptıkları ve 364 milyon mil rota tasarrufu yaptıkları iddia edilmektedir. Türkiye'den bir örnek ise Boyner Holding bünyesinde kurulan Hopi firmasıdır. Hopi büyük veri analitiği sayesinde kullanıcılarına kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimi yaşatmaktadır. Müşterilerinin alışveriş geçmişi inceleyen hopi uygulama üzerinden topladığı marka, kategori vs. beğenileri, lokasyon verisi, mağazalarda harcanan süreler, mağazalarda hangi reyonlarda vakit harcandığı vs. gibi bilgileri de kullanarak kullanıcıların hangi marka ve ürüne ilgi duyduğunu anlamaya çalışmaya ve kullanıcılarına anlık teklifler sunmaya çalışmaktadır.
Onur Inegöl
Postog.com Nasıl Çalışır?
Merhaba, Postog Ailesinden size mesaj var. Size ve içerik üretme kabiliyetinize güveniyoruz. Postog.com olarak en iyi yazıyı, en güzel resmi, en keyifli videoyu yazarların, editörlerin değil sizin hazırlayacağınızı düşünüyoruz. Bu yüzden bu sitedeki tüm içeriği kullanıcılar, yani sizler oluşturuyorsunuz.  Postog.com ana sayfasının sağ tarafında bulunan “Ekle” butonuna basarak içerik yayınlamaya hemen başlayabilirsiniz.  Beğendiğiniz postları, oklarla gösterilen sosyal medya ikonlarına tıklayarak bu sitelerden de paylaşabileceğiniz gibi mobilden de whatsApp aracılığıyla arkadaşlarınıza kolayca yollayabilirsiniz.  Profilinizi dilediğiniz gibi düzenleyebiliyor, kullanıcı adınızı ve kendinizi tanıtabileceğiniz en güzel profil açıklamanızı siz belirliyorsunuz.  Postog Ailesindeki kullanıcılar olarak birbirinizi takip edebiliyor ve böylece takip ettiğiniz kullanıcının postlarının da yer aldığı kişiselleştirilmiş bir ana sayfaya sahip oluyorsunuz.  Postog.com’un geliştirdiği liste yapma aracı sayesinde listenizi kolayca düzenleyebiliyorsunuz. Fotoğrafınızı seçtikten sonra, otomatik olarak yeni bir metin ve resim kutusu gelecek olup metin kutusuna sizin ayrıca bir numaralandırma yapmanıza gerek yoktur. Liste yapma aracımız sayesinde dilediğiniz uzunlukta kendinize özgü bir liste oluşturabilirsiniz 😊  Paylaşımınızın beğeni, beğenmeme, yorum ve görüntülenme sayısını değerlendiren Postog Sistem Algoritması sayesinde etkileşimi yüksek postlar ana sayfada üst sıralara taşınır. NOT: Güvenilirliğinin az olması nedeniyle "Görüntülenme Sayısı" Postog Sistem Algoritması değerlendirmesinde çok düşük bir oranda dikkate alınmaktadır. YAZI - RESİM - VİDEO EKLEMEKapak fotoğrafı: Paylaşımınızın ana sayfada gözükecek görselidir. (Boş bırakılması halinde postunuzun kapak fotoğrafı sistem tarafından Postog ikonu olacak şekilde atanacaktır.)  Sol menüde bulunan “Yazı Ekle” butonuna bastıktan sonra; Postog.com olarak futbol, sanat, siyaset, çocuk gibi klasik kategorilere karşıyız. Paylaşımınızın konusunu kendiniz belirleyeceğiniz için kategoriyi belirleme imkanını da size sunuyoruz. Post ekleme ekranının sonunda bulunan etiket bölümüne paylaşımınızın konusuyla ilgili kelimeler (etiketler) girmeniz yeterlidir. Post etiketlerini her bir kelimenin/etiketin sadece Enter (Giriş) ya da Space (Boşluk) tuşuna basarak eklemeniz gerekmektedir. Ayrıca etiketlere tıklayarak ilgili konuyla ilgili diğer postları görebilirsiniz. Postog.com olarak paylaşmaya değer bulduğunuz her içerik bizim için değerli ve önemlidir, bu yüzden site içinde ifade özgürlüğü esas olmakla birlikte herhangi bir konu kısıtlaması da bulunmamaktadır. Ancak Kullanım Sözleşmemizde de belirtildiği üzere suç teşkil edebilecek veya pornografik öğeler içeren ya da başkalarının kişisel haklarına saldırıcı nitelikteki sakıncalı içerik paylaşımı yasak olup bahsedilen içeriklerin paylaşılması durumunda site içi önlemlerin yanında tarafımızca hukuki işlemler de başlatılacaktır.** Son olarak; İçeriğinizi Postog.com'da yayınladıktan sonra içeriğinizin aldığı görüntülenme, beğeni, beğenmeme ve yorum sayısı dikkate alınarak söz konusu içeriğiniz Postog Sistem Algoritması tarafından puanlandırılarak, en çok puanı alan içerikler yine sistem algoritması tarafından Postog.com'un "En Beğenilenler" kategorisinde gözükecektir. Postog ailesi olarak “Gelir paylaşımı” sistemini uyguluyoruz. Paylaştığınız içerikler sistem algoritmasının verdiği puan sonucu “Paylaştığınız ayın en iyileri listesi”ne girerse sizinle reklam gelirlerimizi paylaşıyoruz. NOT: İlk gelir paylaşımı Nisan Ayı sonunda gerçekleşecek olup gelir paylaşımına hak kazandığınızda sizinle iletişime geçebilmemiz için Postog.com’a kayıt olurken aktif olarak kullandığınız bir mail adresi girmeniz gerekmektedir. Diğer sitelerden birkaç tık fazlası..Postog.com
postog.com
İçerik eklemeye hemen başla
Ekle
Son Eklenenler
Arada Çevrımdışı Dünyada Yaşayın...
Sosyal medya da beni rahatsız eden bir kaç durumdan bahsetmek istiyorum. İnstagram ilk açıldığında bir çoğumuz yemek fotoğrafları paylaşıyorduk, sonrasında imana geldik günah dedik, İnsanların canı çeker deyip ayda, yılda bir yemek fotoğrafı atmaya başladık. Sonra satış yapmak amaçlı küçük esnaflar çıktı ortaya. Bu sayede bir çok insan işi büyüttü ve instagram sayesinde ekmeğini kazanmaya başladı..Hatta Üç yıl boyunca bende instagram'dan takı satmıştım. Laf aramızda iyi de kazanmıştım.:) Amaaaa İnstagram da beni rahatsız eden asıl konu tanınmış ünlülerin, sosyal medya fenomenleri denilen birkaç ismin birbirleri ile lakayıt konuşmaları, birbirlerine pahalı hediyeler alarak insanların gözünün içine sokması, gençlerin bunları örnek alacağını hiç düşünmemeleri beni çok rahatsız ediyor. Şaşaalı giyimlerini paylaşarak durumu olmayan insanları özendirmeleri, imrendirmeleri... Her nereye gidersek, her ne yapıyorsak paylaşmaya başladık. Hava atacağız diye özel bir şey bırakmadık. Hepimiz birbirimiz ile yarış yapar hale geldik, gösteriş peşine düştük. İnstagram'da herkes mutlu paylaşımlar yapıyor ama aslında gerçek öyle değil. Kimi kandırıyoruz? Blogger'lar aldı başını gitti. Her sayfa açan, her gün farklı kombinler yapıp, markaları etiketleyen blogger oldu. Makyaj videoların'dan bana fenalık geldi şahsen. Facebook desen, artık annelerimiz babalarımız bile birer Facebook kullanıcısı oldu. Twitter'ın güzel yanı, gündemde olan biteni anında öğrenebiliyoruz. Maalesef Televizyon kanalları halkın doğru haberi almasını engellediği, taraflı yayın yaptığından dolayı gerçek haberleri Twitterdan öğrenebiliyoruz. Sosyal medya'nın aslında en sevdiğim tarafı sosyal sorumluluk konuları. Mesela; hasta olana yardım edebiliyoruz, toplumsal bir çok olayı paylaşıp, haberdar olup bunun sonucunda yardımcı olabiliyoruz. Bu sayede bazı insanların sesi olabiliyoruz. Ne kadar dert yansak ta hepimiz birer sosyal medya bağımlısı olduk. Telefonları elimizden düşüremez hale geldik. Kim kiminle, nerede, ne yapıyor, ne giymiş diye istemeyerek de olsa merak eder duruma geldik. Sosyal medya dieti yapmamız lazım. En önemlisi de sosyal medya da ki paylaşımlarımızı dikkatli ve seviyeli şekilde çocukların ve gençlerin de olduğunu düşünüp ona göre yapmalıyız.
Samimiyetsiz, Samimiyetler...
Çevremde kiminle konuşsam mutsuz, stresli, depresif bir ruh hali içerisinde. Sizinde ve çevrenizde ki insanlarda öyle mi?Durun tahmin edeyim!. Öyle. Bir çok insan ilişkisinden yana dertli. Sevgilisi yok diye üzülenler, Sevgilisi olup ta mutsuz olanlar, Evli olup ta aldatanlar, aldatılanlar, ya da evliliğini çocuk için sürdürenler, Boşanmış olup ta bir daha kimseye kolay kolay inanmayacak olanlar burada mı? İnsan doğası gereği nankör, çok çabuk sıkılan ve doyumsuz bir varlık. Birde üstüne altta sıraladığım maddeler eklenince mutsuzluk, psikolojik rahatsızlıklar ve yalnızlık daha da arttı. Herkes kendinden başkasını düşünemez oldu.Bencilleştik.Günümüzde kimse kimseyle anlaşamaz oldu.Akrabalar bile birbirleri ile görüşmez ve konuşmaz oldu.Dostluk diye bir şey kalmadı.Arkadaşlıklar da kıskançlık aldı başını gitti.Ailemiz hariç kimseye güvenemez olduk.Eskiden herkes birbirine her konuda yardımcı olmaya çalışırdı, şimdi bana dokunmayan yılan bin yaşasın halinde geziyor olduk.En önemlisi de bir çok insan merhametini kaybetti. Hepimiz bu durumdan şikayetçiyiz ama hiç birimiz kendimizi düzeltmeye, iyileştirmeye çabalamıyoruz.Birbirimizle konuşurken laf sokuyoruz, karşımızdaki insanı nasıl ezeriz diye düşünüyoruz. Sonra da hiç mi iyi insan yok deyip dert yanıyoruz. Empati yapmayı bilmiyoruz. İlkinde kendinden başlamalı insan. Ne verirsek bu hayatta onu alırız. En çok ta inandığım şey İlahi Adalet'in olması. Bu yüzden;Bu hayatta iyi insan olmak çok önemli. Ne ekersek onu biçeriz.Eğer ki vicdanlıysan, merhametliysen, kalbin temizse, hoşgörülüysen her sorun aşılır ve o zaman mutsuzluk ve geçimsizlik diye bir şey kalmaz diye düşünüyorum. Kalbini temiz tut...
Kıskançlık
Kıskançlık insanlığın en büyük laneti. Bu evrenin en büyük kötülüğü. Öyle büyük bir lanet ki şeytan onun ancak öğrencisi olabilir. İnsanı yarattı diye allaha başkaldirabilecek gücü, cesareti başka hangi kötülük verebilirdi şeytana. Bu kıskançlıkla dünyaya kinle dolu olarak sürülen şeytan, kabili habile düşüren şeytan, dünyayı binlerce yıldır biribirine düşüren kıskançlık, binlerce yıldır tüm insanlığı birbirine düşürüyor. Kıskançlığı hafife alıp sadece ilişkilerde kullanmayın. Bu duygu kimbilir kaç milyon insanın ölümüne sebep oldu. Ellerini daha dünyanın başlangıcında kana bulamış ve binlerce yıldır o kanı hiç kurutmadan tazelemiş bir duygudan bahsediyoruz. En büyük erdem, en büyük bilgelik kıskançlıktan arınmaktır. Belki de insan ırkının cennete dönmesinin anahtarıdır. Zaten kıskançlığın yerini sahiplenme ve sevgi bütünü alsa cennetten bir farki olur mu buraların? Sadece parası olan koca bulmaya çalışan günümüz kadınlarının amaci refah içinde yaşamak değildir. Hermes çantasıyla mercedes’inden inen o yolda gördüğü kadına duyduğu kıskançlıktır. Onu ezip geçme pahasına evleneceği adamı da yüreğine değil cebine göre seçer. Anneler oğullarının mühendis olmalarını dünyaya katkı için değil, altın gününde oğlum mühendis deyip daha güzel kızlar bulabilmek icin isterler.Toplum düzenini böylesine bozan bir duygu, bu dünyanın oluşum nedenidir. Unutmayın ademi dünyaya attıran şeytan da bu duyguyla yola çıkmıştı, gücünü bu duygudan almıştı. Lisede edebiyat sınavımda sorulan “bir hafta boyunca dunyadaki istediğiniz bir sey olabilseniz ne olurdunuz?” sorusuna o zamanlar sadece puan için yazdığım şeylerden dolayı hocamdan özürler dilerim ve bir hafta boyunca “kıskançlık” olup bu dünyadan bir haftalığına siktir olup gider ve en azından bir haftalığına insan ırkının o cennet havasını tekrardan solumasını sağlardım.
Araf
Rollere bürülüyüz hepimiz. Belki de yıkandık o rollerin kanıyla. Dejavusunu yaşıyoruz cehennemin, bu dünyada. Düşünmemek gerek. Düşünebilme imkânımız olan her şeyi. Çünkü düşündükçe kirleniyor. -Birincilik beyazda- Kahretsin! Bitmeyecek gibi bu girdap. İçine çekiyor her şeyi. Cennetten kovulan Havva’yı. Arafta ki beni. Yumuşak odadan çıkınca tek isteği kâğıt-kalem olan Bakır’ı ve o kalemle gözünü çıkartan Serap’ı. Bazen nazende bir melodi anlatıyor. Bazen bu gri şehrin ayazı. Baharın yalancı sıcağı. Mart’ın zamansız yağmurları. Anlayana anlatıyor bu dipsiz kuyuyu. İnsanların, insanların ipinin kesme meraklısı, birtakımın da onların alkışçısı olmasını. Özlem ve mürekkep kokan tabutumun başındaki, kalemi elime ilk aldığım günde ki zihnimin berraklığını taşıyacak olan mezar taşım kadar temiz sayfaya yazdım. Malumunuz devir “Teknoloji Devri” Bu yazımı geleneğimi bozarak bilgisayardan yazıyorum. Bilgisayar dedim de aklıma Windows 97 toplama bilgisayarıyla, kendini kapattığı o kasvetli odada değer görmeyi bekleyen yazarı getirdi. Dinle! Evet, şimdi daha dikkatlice. Sessizlikte ki şu gürültüleri duyuyor musun? Beyaz duvarlarda ki soruları. Sürekli arayan gözlerle bakıyor musun? Resimleriyle hiç tanışmamış çerçevelere. Seviyor musun karanfili? İncinmiş olsa dâhi. EVET! Kirli zihinlerinizin yapamadığı ayrımları yapabiliyorum. Aynanın karşısında bir kere bile kendini sorgulamamış portrelerinize ağlayışım. Ve size son bir hediyem var; iğneden önce çuvaldız.
Sesi̇m Olur Musun?
Postog.com sayfasını bir arkadaşım sayesinde keşfettim ve hemen üye oldum. Günümüzde hemen hemen herkesin editör ve yazar olmaya çalıştığı bir dönemde böyle bir sitenin açılması hem kendimizi özgürce ifade edebilmemize hem de düşüncelerimizi paylaşmamıza olanak sağlayacaktır. İletişim fakültesi mezunu olarak ilk yazımı, sıkıntı yaşadığım, medya sektörü üzerine yazmak istiyorum. Benim gibi bir çok iletişim fakültesi mezunu arkadaşım Gazetede, dergide ya da digital mecrada köşe yazarlığı, editörlük ya da televizyonda sunuculuk yapmak istiyor ama maalesef Ülkemizde okuduğumuz mesleği yapabilmemiz için ya şarkıcı ya manken, ya saçma sapan tv programlarında yarışmış olmak, ya da güzellik yarışmasında derece almış olmak gerekiyor. Eğitim almışsın, okumuşsun maalesef medya yöneticilerinin ve yapımcılarının umurunda olmuyor. Bunun sonucunda da bir sürü genç iletişim mezunu insan işsiz kalıyor. Türk halkı hep aynı formatlarda ki programları ve aynı kişileri görmekten sıkıldı. Böylece diğer sosyal ağlarda nasıl kendimizi ifade ederiz, nasıl para kazanırız diye yapmadığımız şey kalmıyor. Postog üyeleri arkadaşlarım yazımı okuyup beğeni yaparlarsa belki sesimizi duyanlar olur. Bize özgürce kendimizi ifade etmemize olanak sağlayan Postog'un editörleri Berk, Mehmet ve Salih arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Sevgiler:)
Sosyal Medyanın Seo Ya Katkısı Nedir
Sosyal Medya Performansının SEO’ya Katkısı Sosyal medya hesapları SEO’nun gizli kahramanı desek yanlış olmaz. Sosyal medya hesaplarında artan etkileşimler, dolaylı yollardan SEO’yu etkileyerek sitenizin sıralamasına olumlu yönde katkılar sağlamaktadır. Şimdi birlikte sosyal medyanın etkili bir şekilde kullanılması SEO’ya nasıl bir katkı sağlar inceleyelim; Sosyal medya platformları kullanıcı kitlesini her geçen gün daha fazla arttırıyor. Facebook, Twitter, İnstagram, Pinterest gibi sosyal medya hesaplarında her an yeni bir olay gelişmekte ve kullanıcılar bu platformlarda aktif olarak rol almaktadır. Hedef kitlenizde ki insanlara tek bir platformdan ulaşabilmeniz sizin için bulunmaz bir fırsat olmaktadır. Sosyal medya hesaplarının doğru bir şekilde yönetilmesi marka bilinirliğinizi arttırarak size organik ziyaretçiler kazandırmaktadır. Sosyal medya hesaplarının doğru stratejiler geliştirilerek yönetilmesi SEO çalışmalarınıza büyük katkılar sağlamaktadır. SEO çalışmalarında dolaylı yoldan büyük katkılar sağlayan sosyal medya hesaplarının doğru bir şekilde yönetilmesi kişi / kurum prestijini arttıracaktır. Aynı şekilde yanlış yönetilmesinden dolayı prestijiniz bir anda yerle bir olabilir. Sosyal medya kullanıcıları arasındaki etkileşim gerçekten çok güçlüdür. Bir paylaşım saniyeler içerisinde milyonlara ulaşarak üzerinde beğeniler, yorumlar artarak etkileşim sağlanmaktadır. Evet, sosyal medyanın SEO’ya bir etkisi var, ancak sosyal medyayı sadece backlink alma amacı ile kullanmayın. Sosyal medya yönetiminde ki amacınız hedef kitlenizin beğeneceği paylaşımlar yaparak kişi / kurum sempatisini kazanmak olmalıdır. Bir sonraki paylaşımınızı merakla bekleyen bir topluluk oluşturarak sizi takip etmelerini sağlayabilirsiniz. İçerik Planlaması Sosyal medya hesabınızdan paylaşacağınız içerik ve görselleriniz sizi yansıtacağı ve takipçilerinizi önemli düzeyde etkileyeceği için önceden planlanarak ilerlenmesi hata yapma olasılığınızı azaltacaktır. Paylaşım yaparken hedef kitlenizin nasıl paylaşımlardan hoşlandığını ve hangi zaman diliminde sosyal medya hesaplarına giriş yapıp gezindiklerini test edip paylaşımlarınızı bu yönde ilerletmelisiniz. Sektörünüz ile alakalı bilinmesi gerekenleri, yapılan hatalar ve güncel bilgileri düzenli periyotlarda takipçileriniz ile paylaşarak sizi takip etmelerini sağlayabilirsiniz. Aynı zamanda sitenizin blog alanında düzenli olarak içerik üretebilir ve içeriklerinizi sosyal medya hesaplarınızdaki takipçileriniz ile paylaşarak sitenizi de takip etmelerini sağlayabilirsiniz. Yapılan çalışmalarınızdan verim elde etmek ve site sıralamanıza katkı sağlamak için SEO uyumlu içerikler olmasına dikkat etmelisiniz. SEO uyumlu içerik konusunda destek almak için İçerik Pazarlaması hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Sosyal Medya Etkileşimlerini Arttırın Sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlarda seçici olmalısınız. Sizi rakiplerinizden ayıracak özgün paylaşımlarda bulunmalısınız. Hedef kitlenizi anlayarak isteklerini tahmin ederek planlamalarınızı bu yönde geliştirmelisiniz. Dijital pazarlama stratejilerinden yararlanarak kullanıcı kitlenizin ihtiyaçlarını anlayabilir ve çalışmalarınızı geliştirebilirsiniz. Paylaşımlarınızı beğenen takipçileriniz arkadaşları ile paylaşarak sizleri daha fazla kişiye tanıtabilir. Aynı zamanda sosyal medya hesabınız üzerinden paylaşım yaparken “#” hashtag ve yer bildirimlerini de kullanmalısınız. Çünkü paylaşımınızın ilgili olduğu alandaki popüler hashtagler size ulaşılmayı kolaylaştıracaktır. Yer bildirimlerinde ise sizin bulunduğunuz konuma gelmek isteyen insanlar konum aramalarında sizi bulabilir. Sosyal medya hesaplarınızı Rss’ye bağlayarak içeriklerinizin kolay bir şekilde paylaşılmasını ve daha çok kitleye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarınızdan aldığınız etkileşimler sayesinde site trafiğiniz artacak ve sitenizin otorite değeri yükselecektir. Sosyal medyanın SEO ile direkt bir bağlantısı görünmese dahi arka planda güçlü bir şekilde sitemize yarar sağladığını göz ardı edemeyiz. Sosyal medya danışmanlığı ve SEO çalışmalarının birlikte yürütülmesi çalışmalarınızdan daha fazla verim almanızı sağlayacaktır. Sosyal medya hesabınızın doğru stratejiler geliştirilerek yönetilmesi marka bilinirliğinizi arttırarak ürün veya hizmetinizi daha çok kişiye ulaştıracaktır. Sosyal medya hesaplarınızın daha iyi bir şekilde yönetilmesi için Sanal Yönetmen ile iletişime geçerek profesyonel bir sosyal medya danışmanlığı hizmeti alabilir ve kazanılacak bu faydayı kurumsal SEO danışmanlığı hizmeti ile pekiştirerek verimliliğinizi, marka bilinirliğinizi artırabilirsiniz. Kaynak: https://www.sanalyonetmen.com/sosyal-medyanin-seoya-katkisi-nedir/
İli̇şki̇ler Üzeri̇ne.
Şimdi çok güzel konulara değinicem,İlk olarak sosyal medya.Kullandıgımız sosyal mecralarda takip eden ama ölü takipçi listesi var ya, hemen hemen herkesin bu durumdan hıc hoşnut olmadığı işte bundan bahsedıyorum. Sevmedikleri ve görüşmedikleri halde sadece meraklarından takip edip hiç bir aktifliği olmayan pasif, ölü takipçiler bunlar.Yorum atan yok takip edip bir like yapmaktan aciz,2 kelimeyi bır araya getıremeyen algısı dar,alınganlık sevıyelerı maximo seviyede olan bu kişiler maalesef ki herkesin çevresinde. Bunu birde canım ciğerim dedikleriniz yapıyorsa durum daha vahim oluyor.Artık millet sadece gördüğünle tatmin oluyor oysa ki 5 duyu organımız yokmuydu bızım?diğer duyularınız nereye gitti ahh öldümü yoksa..eveeeeeeet ! evet ! ölmüş.Bazen sorguluyorum da bu insanlar nereye gidiyor?Sanırım cehenneme :)))))))))))))))Bir de ben asla yalan konusmam ben cooook namusluyum ben adam gıbı adamım diyenlerin sayısı türedi gün geçtikçe karşımızda ve hayatlarımızda sık sık rastlıyoruz böylelerine.. Kendilerini kafalarında kurdukları yılan hikayelerine o kadar cok alıştırmıslar ki anında senaryo yazıp derleyip düzenliyorlar bile..Ammmaaaaa ne fayda, sizler sadece kendinizi kandırıyorsunuz,karşısınızda ki insanlar inanmıyor,sadece inanmış gibi yapıyor bilin ;) hımm bu arada akıllıyı oynayacağınız yerde asalaklığınızla kendizi rezil ediyorsunuz..haahaBirde şimdi günümüzde ki paha biçilemez aşklardan bahsedicem.O kadar muhteşem ötesi ki Millet aşkını gizli yaşayacagı yerde ya da 2 kişinin arasında birbirlerine sevgi sözleri söyleyecekleri halde göruyoruz ki 1001 kırmızı gül ve yanında mickey mouse ayıcıklı fotoğrafların altına sevgi sözcükleri içeren minnoş laflar,hani maksat birbirlerini sevmek değil maksat o kocaman kırmızı güller..Ya arkadaş o kadar reklam yapıyorsunuz ki o kadar ya.. Aşk'ı sevgiyi resmen gül sayısına göre değerlendiriyorsunuz ya da Cartier bileklikle pes vallaaa..sonrası var, eşi yanında yan yana yüz yüzeler birbirlerine aşk sözcüklerini sanal ortamdan deşifre ediyor sevgi pıtırcıkları. Yani bu kadar olur ya sevgi Aşk reklam işimidir,hani duygular nerde? Duygular bı cartier bilekliğe birde kocaman gülllere bakılarak ölçülüyor. Hayatım boyunca hıc bır zaman ne öyle devasal güllere ne de milletin gözüne soka soka sevgimi aşkımı sanal ortamda yaşamadım.AŞK var ya aşk bana göre kalbimin içinde kalan gizli bir ayrıntıdır.O ayrıntıları sadece ben bilir ben yaşarım.Ne kimseye nispet ne de hava asla yapmam.Aşk gizemli olmayı gerektirir. Öyle sanal alemde herkes bilmemeli,görmemeli..Bak sonra diyorsunuz Nazar değdi..:)Bana göre o şekilde aşk yaşayan insanlar senaryosu hazır, tiyatro'da oyunlarını kurallarına göre şekillendirenlerdir.Sen bir Rol veriyorsun sanki onlarda o rolü oynuyor gibi...Bir de yarım bırakılan, yarım kalan aşk'lar var. dolu hayal kırıklıkları sonu hüsran olan ilişkiler çok fazla detaya girmicem.Çünkü bu dünyada ilahi adaletten önce ALLAH'ın adaleti var.O öyle bir güçtür ki üzenlerin üzüldüğü vakti çok iyi bilir.Önce adam kurtuldum sanır, ya da yeniden seveceğini.. Sonra günler,aylar geçer hoooooooooop bir whatsapp mesajı : Hayat nasıl gidiyor? Konuşmak için türlü saçmalıkları dinlersin bu arada gururludur da o kendini bi kasar,öyle bir kasar ki feleğin şaştı sanırsın..yeniden görüşmek için alttan alttan laf sokmalar falanlar filanlar işte bir sürü ıvırzıvır..Sonra görüşürsün seni bir gülme tutar. Eski konular yeniden gündeme gelir şu şöleydi sen böyleydin gibi gibi...Birden fevrileşilir tartışma yerini kavgaya bırakır. Hey !! Omuyor biz yapamıyoruz,olduramıyoruz ve game ower. ;)Sonra yıllar geçer o gururlu erkeklere ne olur biliyor musunuz?Sırf EGO ları ve KİBİR leri yüzünden kendi hayatlarını cehenneme çevirdiklerini görürsünüz.. Sonra da başlaaaaaaaaaaar pişmanlıklar,ahhhh o böyleydi beni çok severdi ben onun kıymetini bilemedim demeler.Ya işte böyle Dostum İnsanlar anlaşılmazı zor varlıklar, Ne siyah diyorlar Ne beyaz Onlar hayatı Gri'leştiriyorlar..Hayat zor değil ben bunu anladım İNSANLAR ZOR !ZOR İNSANLAR'la karşılaşmamak ümidiyle... SEVGİLER
Kanatları Var Ruhumun..
Hiç bir zaman gözüm yükseklerde olmadı her şeyin en azıyla mutlu oldum manevi değerlere paradan daha çok önem verdim.Hiç kimseyi bir sınıfa koymadım insan ayırmadım. Aşk 'ta bile karşımdaki kişiden hiç bir beklentim olmadan yaşadım. Peki istemez miydim bu zamanın kızları gibi kriterlerim olsun Ama dedim ya.... Ben mütevazi kişiliğimden hiç ödün vermeden karşımda ki insanın kalbine ruhuna belkide samimi olduğuna inandım. Hayatımı karşımda ki insanın yaşam standartlarına göre yaşadım,şekillendirdim. Yanlıs yapmısım Şekillendirmek oysa ki yanlış ilişkinin ana temeliymiş bunu sonradan anladım. Çünkü; Gercek ask ve sevgı şekillendirilemez AŞK özgürlüktür ! Benim de yeri geldi Hatalarım oldu belkı de yanlıslarım Ama istedim ki yanlıs ve hatalarım oldugunda beni tehtid etmeden uyaran,her tartısmamız da ''Bitsin'' lafını duymak istemeden empati kurma yeteneğine sahip olan birini birgün de yanımda olsun dedım karşımda değil.. Hırçınlıklarımda oldu yeri geldi, değişmediğimi görende oysaki ben onu hayatıma aldığım anda değişmiştim. . Bir kadın bır erkeğe uyum sağlamak için hayatının her zerresını değiştirir ya bende öyle değişmiştim Ama o bunun farkına hiç varamadı.Hep yanımda istedim onu oysa ki hep karşımda oldu. Öyle cok şeylere göğüs gerdim ki kendimi intihara sürüklemişim meğersem..İşte bunu zaman geçtikçe anlayıp farkına varıyorum. İstedim ki Sahip çıktığına sonsuz mutluluk versin hep diledim ki Ettiği vaatleri yerine getırsın Tek isteğim buyken neler gördü bu gözler nelere şahit oldu. Ama;her zaman kartlarımı açık oynadım her zaman samimi ve açık sözlü oldum. Fakat bunlar bile su istimal edildi yeri geldi yapmasaydın etmeseydın oldu.. Şimdi puzzelları birleştiriyorum da ben neler yapmışım bazen de soruyorum kendime benim suçum ne? Ama biliyor musunuz? Hiç yılmadım için kan ağlarken günlerce baş dönmeleriyle savaş versem de her gün sabretmeyi şükretmeyi bildim hep. çünkü o kadar sabırlıyım ki ALLAH bana peygamber sabrı vermiş.. Ben...Şimdi mi? Artık kabullendim bazı şeyleri derledim topladım usulünce şu an sadece gözlemliyorum. Öyle bakıyorum sağa sola ilişkilere kişilere insanlara.. Bir düşüp bir kalksam da Yere ne kadar çok sert düştüysem de, yerimden kalkıp kanatlarımı açıp uçmak için o kadar büyük kanatlarım olduğunun farkına vardım. Hani insan ne kadar çok yara alırsa o kadar çok güçlenir ve olgunlaşır ya benimkisi de öyle birşey işte.. Meselaaa artık çok değiştim ! Ne eski benim artık ne de duygular ! ( devamı gelecek) SİM's
Sosyal Medya'dan Yürümeceler..
Bir zamanlar Yonja vardı İnsanlar ordan birbirleriyle görüşüp konusurlar ya da sevgili olurlardı.Şimdilerde oraya kımse bıle uğramıyor.Sonraaa facebook, messenger BBM uygulamaları ortaya cıktı.Her önüne gelen faceten ekleme talepleri ve dürtmeler le birbirlerine kür yaparlardı.Onların da devri bitti.Şimdi face'te emekli teyzeler ve amcalar dolu kısaca orasınında büyüsü bozuldu. Şimdilerde ise İnstagram.Başında o kadar elit o kadar sakindi ki doğru ne rahatsız edici göruntulerle karsılasırdık ne de fake profillerle ne biliim daha güvenilirdi. Şimdi bir bakıyorumda dikkat cekmek için türlü pornografik paylaşımlar,fake hesap dolu,özellikle hıc tanımadıgın insanlardan gelen o DM mesajları.İşte çıldırdığım konulardan biri...İlk gelen mesajlar ya ''cok tatlısın'' ya cok güzelsin'' tam anlamıyla intihar etmeme sebep,birde gelen IQ seviyesi düşük saçma sorular. Kısaca saçmalıklar külledisi.Hayır yani düşünüyorum da bu erkek mılletinde hiç mi akıl yok yanı senın o attıgın DM mesajı benı ne kadar etkıleyebılır,ya da bende o iltifatlara karşı inancak göz var mı? Ya da nedir sizlerin bu özgüvensizliğiniz.. Real hayatta kovalayamıyor musunuz? Ama kesin ve net söylüyorum yüzünüze bakan yok! :) instagramı bir araç haline getırmıssınız.Sürekli instagramdan yürümeler,ciddi düşünüyorum hayatımı düzene sokmak istiyorum diyip yarı çıplak kadınların resımlerını like lamar,takip etmeler falan filan...Kısacası ben hiç etik bulmuyorum ve instagramda hiç bir kişiyi samimi güvenilir bulmam,çünkü instagramda herkes kapital ayaklarında herkes mutlu,herkes güzel.:)Herkesin bu kadar kusursuz olduğu bir mecrada kısacası mesajlarınız olsun lüx arabalarınızın içinde çekilen videolarınız olsun(tabii araç kiralama şirketlerinden kiralamıyorsanız) :))) açıkçası bana hiç samimi gelmiyor.Kısaca şöyle söliim İnstagram'dan sevgili bulmak ya da ruh eşinizi bulmak çok sağlıklı değil, bana göre ''out''Sanal üstü yalanlarla dolu süslü bir mecradan da ne köy olur ne kasaba !!! :) Hele ki sevgi ve aşk'ın zor bulunduğu bu dönemlerde...Bilin istedim !!!
Özlemek Var Ya...
Özlüosun hemde nasıl biliyormusunuz?Buram,buram. Görmesen de dokunamasan da ,yanında olmasa da,sesini duymasan da... Aynı gökyüzünün altında,aynı gündüzü,geceyi yaşasanda... Kendinle savaş veriyorsun bazen,gelgitli ruh hallerine bürünüyorsun. Bazen de duygusallasıyorsun. Bazen rüyalarına bile giriyor.Sonra uyanıyorsun o yok..;( Bir filmmiş gibi geliyor gördüklerin,hiç uyanmak bile istemiyorsun....Ama uyanıyorsun. Ve gerçek hayat var ya ! işte o zaman yüzüne,yüzüne en sertinden vuruyor. Keşke diyorsun bazen,yaşanılanları,hataları yanlışları yapmasaydım diyorsun,keşke kendi hayatımızı cehenneme çevireceğimize empati yeteneğini gösterip sorunu çözseymişiz diyorsun. Sonra düşünüyorsun. Dua’lar yerini alıyor,rabbine sığınıp sabrediyorsun. Vazgeçmiyorsun, Sevmekten, onu sevmekten bir an olsun vazgeçemiyorsun.. Uzağında da olsa dokunamasanda,yüzünü göremesende,sesini de duymasan vazgeçemiyorsun.! Dokunamadığın birini özlüyorsan,özlediğin kalbine dokunmuştur çoktan... Diyorsun ve zaman geçiyor çoktan..
Dostoyevski Den Beyaz Geceler Ve Uysak Kız
1. Hikâye "Beyaz Geceler" den Arkadaşının kendisine aşık olduğunu öğrendiğinde şoka uğraması, şaşırılacak bir davranış mı? Sonrasında bir uzlaşma gerçekleşir mi? Gerçekten de "hayallerin" insanı ayakta tutan bir yanı var mıdır?Düzenli olarak bir kaç defa konuştuğun, iyi olduğunu düşündüğün biri mi? Yoksa yarım yamalak muhabbet ettiğin, yine iyi biri olduğuna inandığın ve 1 sene boyunca bekleme sözü verdiğin biri mi? En çok kimin kalbi kırılmış olabilir? Not: Başlığa koyduğum fotoğrafta ki yazı 1. Hikayeye ait. 2. Hikâye olan "Uysal Kız "'dan bir alıntı " 'insanlar birbirinizi seviniz' bunu kim söylemiş, kim bize böyle bir vasiyet bırakmış?" ...Dostoyevski'nin orijinal diliyle okunduğunda eminim ki daha anlamlı kişilik tahlili yapılabilirdi. Bize çevirisini okumak düştü.İyi okumalar... :)
8 Sani̇ye
Geçiyor ömrümüz; Hayallerimizi başkalarının başarısı olarak alkışlıyorken, hayranlık dolu bakışlarla... İzlediğim ‘’8 SANİYE’’ filminde bilimsel bir özet yer alıyordu: ‘’ Dünya Güneşin etrafında bir yılını 365 günde tamamlıyor. Ama Güneş galaksi etrafındaki kendi bir yılını 255 milyon yılda. Zaman olarak Güneş yılını baz alırsak bir insan ömrü ortalama 8 saniye’’ Doğuyoruz, yaşıyoruz ve ölüyoruz... sonsuzmuş gibi sürdüğümüz bu hayatta akışa kapılıp gidiyoruz. Hep bir ‘yarın’ oluyor akıllarda, her şey için bir ‘yarın’ dolaşıyor dillerde. Peki ya hayatımızın yarını yoksa, hayatımızın az sonrasının bile değerli olduğu kadar kısaysa ömür?.. Unutuyoruz... Ömür bu kadar kısa aslında. Az önce çevremdekilere bir soru yönelttim ‘’ Hayatınız 8 saniyeden ibaret olsa bu 8 saniyede ne yapardınız.’’ Çeşit çeşit cevaplar geldi ve hemen hemen hepsi aynı. Gelen cevaplardan iki yol açarsak, birinci yol 8 saniyeye sevdiklerini koyanlardan oluşuyor. O zaman şöyle bir soru oluşuyor kafamda: Hayatımızı 8 saniyeye sığdırdığımızda tüm sevdiklerimiz barınıyorken her saniyesinde, neden onlardan ayrı geçen milyarlarca saniye bıraktık geçmişe? Hep son anda aklımıza geliyor sevdiklerimize verdiğimiz değer yada hep bir son olduğunu hatırlamak gerekiyor değer bilmek için. Ölümün sana kendini hatırlatmasını beklemeden yap içinden gelenleri; zaman geçmeden, ömür bitmeden... Açtığımız diğer yolda ise cevap iki arkadaşımdan geldi ‘’ 8 saniye çok kısa, hiç bir şey sığmaz. Bunun için gözlerimi kapatır, sevdiklerimi düşünürdüm son son’’ Evet 8 saniye çok kısa. Ve evet, ömür 8 saniye kadar kısa.. İlk saniye doğduk, son saniye öldük derken 6 saniyede kendimize bir yaşam kurduk. 6 saniyemiz var, 8. saniyede pişmanlığımız olacak bir yaşam sürmeyelim. Ömür 8 saniye; ilk saniye doğduk, son saniye öldük ve kalan 6 saniye bizim. Yaşam 8 saniye kadar kısa, iyi değerlendirelim. Zaman geçtikten sonra elimizden, pişmanlıklar bastırdığında bedeni, geçmişe dönmek isteyecek kadar gitmeyelim ileri.. Sevgiyi, emeği, sadakati, her şeyden önce kendini tek bir saniye bile es geçmemeli. Aynı soruyu şimdide sizlere yöneltiyorum: Hayatınız 8 saniyeden ibaret olsa bu 8 saniyede ne yapardınız? ✨💫
Sevdim, Sevdin, Sevdik
Oluruna bıraktık şimdi hayatı.Bu aralar çevremdeki her insana dediğim bu oluruna bırak gelen gelsin, giden gitsin kafasındayım. Aslında gelmesini istediklerimin gitmesini hiç istemiyorum özellikle senin sevgilim, senin gitmeni hiç istemiyorum. Gözlerine bakıp kaybolmak, sarıldığımda kokunu içime doldurmak bana bahşedilmiş bir armağan. Sana uzun uzun bakıp seni utandırmak dünyanın en güzel hissi, anı, zamanı... Hayat öyle güzel ki, insan seviyor üzülüyor sevmiyeceğim diyor yine seviyor. O veya onlar gidiyor bittik diyoruz işte şimdi bittik. Bitmiyormuş tekrardan sevince anlıyorsunuz. Anladım.Güzel yürekli insanlara rast gelmeniz dileğiyle...
Demirciler Demiri Nasıl Döverler
Bilir misiniz? Hatırlar mısınız?Demirciler demiri, nasıl döverler? Böyle döverler, şöyle döverler..Şöyle mi şöyle! Böyle mi böyle! Git yara söyle!İlkokuldayken, belki de hatta anasınıfında, bize öğretmişlerdi. Artık bilmiyorum, bilinçaltımıza madenci abilerimizi daha iyi anlamamız adına mı, yoksa onların evlatlarını daha iyi empati kurarak özümsememiz adına mı..ya da belki de basitçe müfredat gereği yaptılar bunu.Belgesel izler iken, özellikle de yerli belgeselleri, e tabi çocukluğumda, demir dövme, cam üfleme sanatlarını çokça izler, hatta merakla, pür dikkat bakınırdım. Sonra hayat ve zaman ilerledi tabi, o zaman aralıkları, başka bir çok şeyi, bir belgesel gibi izlememizi sağladı.Mesela insanların başkaları tarafından, nasıl kor aleve sokulup, dağlanıp, sürekli tokmak ile, çekiç ile vurulup şekil verildikten sonra, kolayca, vefasızca bir kenara atıldıklarını izledim. Hani demiri bir çubuk iken, en yalın hali ile alıp, bir ocağa sokuyorlar ya, şöyle aldan al, mordan mor, turuncu ve nar çiçeği bir renge bürünüyor demir. İşte o anı hatırlayın, ocaktan alıyorlar, o turuncu hafif sarıya dönerken, elinde kalıncana bir çekiç ile, güm, güm, güm vuruyorlar, şekil veriyorlar o demire..yani insanlar sizi olmanızı bekledikleri şekile sokuyorlar ve sonra da sizin aslında ne kadar sağlam bir varlık olduğunuzu anladıkları anda, ya bundan bir şey olmaz diye çok da kolayca bir kenara atıveriyorlar. Görüntüde, egoda, hırsta, onlar kazanıyor ama bu onların sizden aslında ne kadar korktukları hatta sizden önce, gerçeklerden, sizin gerçekliğinizden ne denli uzaklaşmak istediklerini gösteriyor. Su gibi olmak güzeldir, dingince, bulunduğun kabın şeklini alıyor olman senin su gibi aziz oluşundan bir şey götürmez ama tabi derler ki, o da nabıza göre şerbet bir adam. Demir de olsanız dostlar, bu sefer de, insanlar sizin zorluğunuza bir bahane uydurarak, sizi alev alev yakıyorlar, eritiyorlar ya sizi. Yüreğinizi, teninizi, ruhunuzu, içinizi, dışınızı dağlıyorlar; sonra da şekil vermek için, tepenize tepenize, üstünüze üstünüze vuruyorlar ve en sonunda da kendi sanat fukaralıklarını en içten şekilde inkar etmek adına, sen de bir halta benzemedin diyerek, sizi bir kenara atıp bırakıyorlar.Ayıptır ayıp. Zamanında, mermere ruh veren heykeltraşlar olmuş, bir tek dil ve ses katamamışlar ama öyle bir duruş vermişler ki, kimileri hala hayatta, siz konuşamasalar da, ne demek istediklerini öyle iyi anlıyorsunuz ki..Zeugma Müzesi'ne gittiğimizde 72 cm boyunda demirden bir heykel gördüm. Yanlış hatırlamıyorsam 5000 yıllık falan bir şey.Ne bu teknoloji, ne bu para, ne bu caka, ne bu tasa, hava, cıva var iken, adamcağız ona nefes vermiş resmen. Eh tabi Yaradan'ın kudreti de buradan gelir, maddeye can vermek yalnızca ona mahsus. Bazılarımıza öyle yetenekler sunmuş ki, taşı söze, dile getirtmiş.Şimdi ise, tümden, herşeyi ile, en derinine yarattığı insanlar, neredeyse kendisinini birer damlası olan varlıklar, dili olanı susturup, gözü olanı kör edip, ruhu olanı öldürüyorlar.Yine de yaşamak..inadına..ve inadına gülmek..zor olsa da karanlıkta yaşamayı sevenlerin korktuğu Güneş'e sığınmak..
'paranin Adi Var' Di̇yorlar..
'Paranın adı var' diyorlar.. Bence adındanda büyük tesiri var insanlarda. Nice hayatlar son buluyor uğrunda, ne büyük sevgiler çöp ediliyor peşinde... Kimileri para peşinde köpek, kimileride köpeklerin elinde hak etmediği muamelede. Kimilerinin hayata karşı şanssızlığı gözler önündeyken birileri şanslı görünen virane yüreklerden. Bir tanesine bile sordun mu hiç 'NEDEN?' Sende herkes gibi ön yargılarının kurbanı mı oldun yoksa?. Dinlemeyi, sormayı, sorgulamayı seçmeden infaza sürükledin mi yargılarında yada göklere mi çıkarttın yine aynı yargılarda?.. Ve işte... Ön yargılarının kurbanı oluyor çoğu insan, herkesleşiyor günden güne ön yargılarının kirli ellerinde. Paranın adı var.. Attın bitti, yırttın gitti, ardından ağladın derken ömür bitti.. Herkesleşme ahali.
Umudunu Kaybetme
Güzel günler yaşarsın... 'Her güzelin bir sonu vardır elbet' diye öğretildi bize. Farkında değilsin lakin bu güzel günü, o sona olan korkun bitiriyor. Güzel günler yaşarsın...Sonu yıkım olan hüsran dolu yalnızlıklarda kalırsın. Fakat unutma; her son yeni bir başlangıçtır aslında. Güzel günler yaşarsın...Kahkahaların özgürlük olurken martılara, umutların ışık olur karanlığa. Fakat değerini bilmek gerek kahkahaların, umutların... Güzel günler yaşarsın...Umudunu karartma gündüzün ıssız gecelerinde, her karanlık çıkar elbet aydınlığa. Önemli olan aydınlığı fark edebilmek... Güzel günler yaşarsın...Geçmişine bırakırsın, tarihin tozlu sayfalarına kapatırsın... Elbet bir gün tozu alınır sayfaların, bir sahaf çalar kapını. İzin ver, kahkahaların ona hatıra kalsın. Güzel günler yaşarsın...Sabır gerek bazen güzellikleri yaşamaya yada hak etmek güzel günleri, daha iyi değer bilmek, değer bilmeyi öğrenmek... Umudunu kaybetme, her güzelin bir sonu olabilir lakin sende bir gün mutlu son yaşarsın..
2017
Sevgili 2017 zor bir yıldın. Geri dönüp hatırlamak istemediğim bir yıl oldun. Ağlattığın kadar güldürmedin kırgın kalbim sana en çok sana 2017. Şu kısa ömrümüm en zorlu yılı oldun. Kaybetme korkusunu iliklerime kadar hisettirip dört elle tutunmam için itekleyip durdun. Sevdiklerim için endişelenmeyi hayatta hiç bir şeyin nefes almaktan kıymetli olmadığını öğrettin. İpin ucunda yürüyen bir cambazmışım meğer, düşe kalka sağlam basmayı öğrettin. Ne çok kişi ağırlattın ömrüme ne çok kişi uğurlattın. Dost ellerin, bal dillerin, gülen yüzlerin, kömür karası kalpleriyle tanıştırdın. Affetmenin bazen yücelik gerektirdiğini fakat afedilemeyecek ihanetlere tanık ettirdin. Ağlayan kalbime taş basmayı, bazen yalın ayak koşmayı, her şeye inat camıma çicekler ekmeyi, umut etmeyi, hayatta sağlıktan önemli hiçbir şey olmadığını yana yana öğrettin. İyi-kötü gün dostlarımla tanıştırdın. Ardımda bırakıp gidememenin zorluğunu her nefeste hissettirdin. Yine de geriye kocaman bir iyi ki bıraktın bana. Kocaman bir yol çizdin önüme, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını hissettiren bir kalp verdin bana bir hayat verdin 2017 bana kenetlenmeyi öğrettin. Belki de ilk kez sayende gönlü, yolu iyilikten geçmeyenlere kapımı örtebildim. Ne çok büyüttün beni ne çok tanıdım kendimi seninle ne çok hata yaptım ne çok iyikilere imzamı attım. Şükretmeyi, gerçek sevginin bir çocuğun başını okşamaktan bir kedinin karnını doyurmaktan geçtiğini öğrettin. Şimdi biliyorum gidecek ve bir daha gelmeyeceksin bazı uğurladıklarım gibi. Bir şey söyleyeyim mi ? Sakın ola bir daha gelme 2017 diğerleri gibi...
Yaşamak
Yaşamaktan korkuyor gibiyiz. Yaşadığımızı zannederek yaşıyoruz. Korkak ve çekingen tavırlarımız yaşatmıyor belki de,yaşamaktan korkuyoruz. Yanlış yola sapmadan doğruyu bulamayacağız, bunu bilmeden doğru yolun kaldırımlarından gitmeye çalışıyoruz, dediğim gibi çalışıyoruz. Islanmadan yağmuru bildiğimizi sanıyor, yağmuru yaşamaktan korkuyoruz,-hasta olmamalı,saçımız bozulmamalı- ıslanmadan yağmuru tanımlıyor,ıslanmadan yaşıyoruz. Sevmeden, aşk şiirleri yazıyor,sevmekten korkuyoruz. Kazandığımız şeyleri kaybetmekten korktuğumuzdan sevmiyoruz,bağlanmıyoruz. Hiç sevmeden, sevilmeden aşk nedir bilmeden yaşamanın ne kadar korkunç olduğunu görmeyerek,kaybetmekten korkuyoruz. Kaybettiğimiz çok şey var göremiyoruz.Kaybetmekten korkarken kaybediyoruz.Çılgınlar gibi dans etmeden eğlendiğimizi sanıyor, her müziği dinlemeden dinlediklerimizi en güzel müzik sanıyoruz. Araştırmıyoruz,dinlemiyoruz çünkü bildiklerimizin yanlış olacağından korkuyoruz.Diyorum ya ıslanmadan,sevmeden,yanlış yola sapmadan, çılgınca dans etmeden,her müziği dinlemeden yaşamış olmuyoruz. Yaşadığımızı zannediyor oluyoruz. Böyle yaşayarak sahip olduğumuz tek şey korkaklık,bilmiyoruz. Cesaret edemiyoruz, korkak gibi yaşıyoruz ve en iyi bildiğimiz şey bu. Gurursuz durumuna düşmekten,ıslanmaktan,hasta olmaktan, beklemekten, kaybetmekten en çok da "insanlar ne der?" den korkuyoruz. Montaigne "Acı çekmekten korkan biri zaten korktuğundan acı çeker" lafiyla ne demek istediğimi öyle güzel özetliyor ki. O kadar haklısın ki Montaigne, konuşmak için yaşamak gerekiyor, yağmuru anlatabilmek için ıslanmak,sevgiden bahsedebilmek için sevmek, aşkı anlayabilmek için aşık olmak... Yaşadım diyebilmek için yaşamak gerekiyor! Yaşayın,korkmadan,korku duymadan, kim ne der demeden, bir ucundan diğer ucuna kadar yaşayın. " Cesaret 'en kötü ne olur?' sorusuna pek çok yanıt verip bütün bu yanıtların seni durdurmasına izin vermemektedir."
2017 Yılı Çöp Mü? Anı Mı?
Merhabalar,Uzun uzun planlar yapıp buralarda sizlerle neler paylaşacağımı yazmıştım. Bir dakika sonra neler yaşayacağımızı bilemezken, bu kadar plan yapmanın da gereksiz olduğunu bu yazımın arkasından öğrendim... 2017 bana çokça güzellik ve olgunluk getirdiği için unutamayacağım bir yıl oldu. Bu yılı geride bırakırken çöpe atmayı değil hafızamda saklamayı tercih ediyorum.. 2018 yılından da öncelikle herkese huzur, mutluluk, sağlık getirmesini akabinde de herkesin gönlünde olanın en güzelini başkasına zarar vermeyecek şekilde getirmesini ve insanlara bolca sevgi, merhamet vermesini temenni ediyorum. HEPİMİZİN YENİ YILI KUTLU, MUTLU OLSUN diye diliyorum.
2017 Bana Ne Yaptın
Kazanmak zaferi çağrıştırır hep ama bu defa kaybettiklerim için şükran doluyum. Benden aldıkların için teşekkür ederim 2017. Belki bazılarını koparırken canım yandı, boşluğu üşüttü beni ama sayısız güzellikler doldurdu yerini. Dikiş izi bile belli olmadan ne güzel yamalar yaptık beraber. Geçen zaman içinde sayısız hikayede yer aldım. Ağlayan da oldum, ağlatan da... Giden de oldum, kalan da. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmazmış. Ben de zaaflarımla başbaşa kalıp başka kimselerden önce kendimle savaştım, kendimle barıştım bu yıl önce kendime olan sevgimi kazandım. Bedelini ödedim, hala da ödüyorum... Büyük bir lezzet alarak, müthiş bir keyifle, insanı en çok tatmin eden; yaşarken doyuran şey kendi gelişimini, başkalaşımını seyretmesiymiş. Bu sene bunu öğrendim. Geçtim aynanın karşısına, patlamış mısırım kucağımda keyifle ve heyecanla hayatımın devamında nasıl değişeceğimi izledim beni sevenlerle. Sevdiklerimle değil. Bu yıl sevmeyi değil nefreti öğrendim. Kabul, sevgi çok ilahi bir his. Ama her şey zıddıyla varoluyor. Mesela salya sümük ağlamazsan kahkahanın tadına varamıyorsun. Nefret bile olsa duygularını bastırdığında hakedenlerin sevgisini de kısıyorsun, ister istemez tahammülün azalıyor. Derin nefes al! Bırak kime ne hissediyorsan dolu dizgin yaşa, tepkilerini ölçülü ver. Formül bu. Dene göreceksin; duygularını yaşamanın, kendini sınırlamamanın tadına varınca bir daha bırakamayacaksın. Bu yıl sahip olmayı değil ait olmayı tattım. Sahip olmak sorumluluk demekti. Elinde tutabilmek için ne sımsıkı tutmak fayda ediyordu ne de tamamen özgür bırakmak. Sonra bir bakmışsın sahip olmaya çalışırken hayatın ellerinden akıp gitmiş. Ama ait olmak öyle değil. Sığınacak bir mağaran oluyor. Düşünsene, sadece sen ve mağaran. Sukunet... Tek zorunluluğun kendini akıntıya bırakmak. Hafifliyorsun, ehlileşiyorsun. Bu yıl seçmeyi değil seçilmeyi tecrübe ettim. Seçenekler olumlu ya da olumsuz neticelerini beraberinde getirir. Sonuç iyiyse ne ala, eğer kötü sonuçlara göğüs germen gerekirse kolay gelsin şekerim. Birazcık can sıkıcı olabiliyor. Ama seçilmek için çaba göstermene yahut sorumluluk almana lüzum yok. Sadece kendin ol. Kendi kendini seçeceğin bir şık olmaya gayret et. Tadına varamayacaksın. Benden söylemesi. Bu yıl savaşmayı değil vazgeçmeyi tercih ettim. Bir kimseyi, bir eşyayı yahut bir hissi kaybetmek en büyük korkumdu bugüne dek. Tüm ömrümü kaybetmemek üzerine adamıştım. Yegane emelim için yapmayacağım şey yoktu. Babam ve Oğlum filminin "açaydım gollarmı, gitme diyeydim" sahnesindeki gibi kollarımı açmış kim bilir kaçıncı hayat dersimi alıyordum. Filmdeki gibi sonunda anladım. Gitmesi gerekenin önünde dağ olsa duramazmış. Aynı çabayı daha lüzumlu bir alana aktarmak daha karlı oluyormuş. Benim gibiler varsa iyi dinlesin. Hep korkardım ki eğer vazgeçersem, kaybedersem; güçsüzleşirim, anlamımı yitiririm. Ama aksine her vazgeçtiğim hususta benliğime yeni bir renk geldi. Ben yeni birine dönüştüm. Yeni olan her şey beni korkuturdu. Eksilmek korkuturdu. Ama plastik boncuklarla uğraşırken; savaşacak daha kıymetli mücevherlere sahip olacağını anlayamıyorsun... Bu yıl bağımlı değil bağlı olmayı başardım. Bu en kolayı diyebilirim. Ailene bağımlı olma. Onlardan kopup uzaklaş demiyorum. Ama onlar olmadan da nefes almasını bil. Elini tutan annen, düşünce seni kaldıran baban olmadan da yürümeyi başar. Üzüldüğünde teselli veren kardeşin olmadan da gülmeyi öğren. Partnerine de bağımlı olma. Arkadaşlarına da. Kimsenin gözünün içine bakarak, nazlayarak yaşamak zorunda değilsin. Yine sev onları. Yine kıymet ver. Şımart. Ama muhtaç olma. Kalpleriniz yan yana olsun. İnan en güzeli. Bu yıl hamal değil kuş oldum.Önceki maddeleri tamamlayınca arındım, bir bir sırtımdaki yüklerden kurtuldum. Beni yere çeken varsa kayboldu. Önce hafifledim, sonra kanatlandım, uçmaya başladım. Senin de önünde koca bir yılın var. Hafifle. Kanatlan. Uçmaya başla...2017 sana neler yaptı, neler yaşattı? Paylaşmak istersen merakla bekliyor olacağım. İster bir şarkı sözüyle, ister şiir dizesiyle. Muhakkak anlatacakların olmalı...Bu şarkıyı geçen yıla hediye etmek istiyorum. İyiki yaşandın 2017. Bana çok şey öğrettin.Acılarım oldu herkes gibi elbetHerkese kısmet olmayan sevinçlerimUnutulmayı da göze aldım, evetHayat sana teşekkür ederim
Ki̇tap Severler Di̇kkat 2017ni̇n En Çok Okunan Ki̇taplari Açiklandi
Kitap Yurdu, Idefix ve D&R kitap sitelerinin hazırladığı listelerden derlenen 2017 yılının şu ana kadar en çok satan kitapları! ••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••1) Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali)Sabahattin Ali’nin unutulmaz eseri, Türk edebiyatının başyapıtlarından biri olan “Kürk Mantolu Madonna”, her dönem en çok satanlar listesindeki yerini koruyor. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••2) Simyacı (Paulo Coelho)Yüreğinde, çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir klasik olan Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsünü ele alıyor. Kitap, bir çeşit `nasihatnâme’ niteliğinde. `Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın?’ sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••3) Bir Çöküşün Öyküsü (Stefan Zweig)Son derece çarpıcı çöküş öyküsünü anlatan kitap, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanıyor.Hikayede, Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris’teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••4) Aeden (Akilah Azra Kohen)Azra Kohen’in akıcı bir dille kaleme aldığı, fantastik-kişisel gelişim türündeki kitabı farklı bir gezegenden dünya gezegenine ulaşan bir hikayeyi ele alıyor. Anlatılan, tüm mükemmelliğin karşıtlığı dünya gezegeni. Okudukça yaşadığımız gezegene, topraklara üçüncü bir gözle bakıp durumun ciddiyetini anlayabilme fırsatı veriyor.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••5) Ay Işığı Sokağı (Stefan Zweig)Zweig, anlattığı öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da ister istemez karakterlerinin ruh çalkantılarının içine çekiyor. Kitapta birbirinden ilginç karakterler yer alıyor:Fransa’nın bir liman kentinin denizci mahallesinde gezinirken duyduğu arya söyleyen sesi izleyerek tanımadığı insanların marazi hayatlarına dalan bir gezgin; patronuna kölece bağlılığı yüzünden korkunç bir eyleme sürüklenen karanlık, itici ve yabani bir hizmetçi; 1810 yılında İspanya’daki savaşta yaralanan, düşman bir ülkede amansız bir hayatta kalma mücadelesine girişen bir Fransız albay; 1918 yılının bir yaz gecesi Leman gölünde bulunup kurtarılan, ancak sonra yüreğini kavuran yurt özlemine yenik düşen bir Rus savaş esiri; yaşıtları üniversiteye giderken hâlâ liseye devam eden avare bir gencin öğretmeninin otoritesine isyan ettikten sonra ödediği ağır bedeli.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••6) Huzursuzluk (Zülfü Livaneli)Zülfü Livaneli, Mardinli Hüseyin’le IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesini ele alıyor. Okuyucu, kitapta, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle yüzleşiyor.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••7) Olağanüstü Bir Gece (Stefan Zweig) Bu kitapta anlatılan, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesi.Kitabın kahramanı, sıradan bir pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••8) Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Stefan Zweig)Zweig okurunu, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal.Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı bilinmiyor. Mektubun başında tek bir hitap var: Sana, beni asla tanımamış olan sana.••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••9) Hayvanlardan Tanrılara Sapiens (Yuval Noah Harari) İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor. Kitabın yanıt aradığı sorulardan bazıları şunlar:– Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?– Para neden herkesin güvendiği tek şey?– Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?– Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?– Geleceğin dini bilim mi?– İnsanların miladı çoktan doldu mu?••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••10) Elia ile Yolculuk (Zülfü Livaneli)Kadim Anadolu, bambaşka ilkelere sahip, farklı deneyimler yaşamış iki insanı, Zülfü Livaneli ile dünyaca ünlü sinema ustası ve yazar Elia Kazan’ı belki de tek ortak yolculuklarına çıkarmayı başardı.Livaneli’nin kaleminden dökülen bu sıradışı yolculuğu, M.K. Perker’in çizgileri süslüyor.
Bir Yazının İçinde Kaybolmak
'' [11:28, 2.5.2017]...: Sevmenin dereceleri var, biliyorum. Yanındaysa sevmeye devam et. Ama sevmiyorsa bırak. Gitti mi? O zaman unut.. Gibi.Benim böyle sınırlarım yok. Çünkü seni sevmek için yanımda olmana bile ihtiyaç duymuyorum. Mesela insanlar yan yana olmayınca ayrıldıklarını düşünüyorlar. Ben öyle de düşünmüyorum. Dünya’dasın ya, bir yerlerde nefes alıyorsun ya, ayağın benim bastığım dünyayla aynı dünyaya basıyor ya! Hani yarın öbürgün bir yerlerde karşılaşabiliriz ya… Bunu bilmekle bile aşk yaşıyorum.Biliyor musun? İnsan, “Belki yıllar sonra bir yerlerde, tekrar…” diyerek yaşar çok sevince. Çok sevince, o gitse, her şey bitse bile kaybetmiş hissetmek istemez çünkü. “Bilemem ki seneler sonrasını” der. “Kaderime yazıldıysa…” diye söylenir. Biri “Araya onca olay/kişi girdikten sonra bile mi?” diyerek söylenecek olursa, konuyu kapatır ama kalbini kapatamaz umutlarına.İnsan çok sevince, kaderinde o’nun olması için dua ederken bulur kendini…Ama bence ayrılık sana “ayrılmış gibi” hissettirmiyorsa, o kişi kaderindir zaten; yarın dönüp dolaşır yine gelir, sence de öyle değil mi? ''o'nun hiç aklıma gelmediği bi anda okuduğum bir yazı sadece.ama sadece bir yazı değildi işte.o gün kaybolmuştum.hala kendimi arıyorum.
Duvardaki Yıldızlar
Uzun zamandır buralarda yokum, yokluğum ya yazma ihtiyacı duymadığımdandır ya da yoğun duygularımı kaleme dökerken bir üstteki satıra gözümün çarpma ihtimalini bile kaldıramayacak güçsüzlüğümden. Yani bazen size de oluyordur eminim... Ben yazdıklarını dönüp okuyamayan insanlardanım. Dökülen kelimelerim sırlarım, kağıt da sırdaşım. Şimdi sizinle de bir sırrımı paylaşıcam ama dönüp okumayacağıma eminim. Sadece dökülmek istiyorum.Her duyu organının bir görevi var, ama bazen hadlerini aşıyor benimkiler. Burnum bir kokuyu alıyor, beni yıllar öncesine götürüyor. Metrobüste traş olmuş amcadan gelen kolonya kokusu. Çocukluğumda sabahları babamın traş oluşunu anımsatıyor bana. Sonra o yüzüne kolonya sürerken canı yanmasın diye benim yüzüne üflemem tüm gücümle. Misafirlikte çocuk odasındayım tavanda parlayan duvar yıldızları var. Annemle babamla yaşadığım zamanları anımsattı bana. Yatağımın üstüne onları babamla yapıştırışım. Her gece onları izlerken hayaller kurup uyuyakalışım. Şımarıklıklar yapıp babamdan gece yarısı su isteyişlerim. Şimdi ne babam var, ne de o eski ev. Yıkıp site yapmışlar. Önünden geçtikçe şimdi o duvara kim bakıyor acaba diyorum. Haftasonu markete gittiğimde babasının elini tutmuş ufak kız çocukları görüyorum. Aklıma pazar kahvaltılarımız geliyor. Babamla markete gidişimiz sonra babamın köşede gazetesini okuduğu annemin çok sevdiği kaseti takıp dinlediği benim resim yaptığım pazarlar. Sonra bi köfte yiyorum. Aklıma babamla Beşiktaş’ta yediğimiz köfte geliyor. Şöhretler köftecisi. Şimdi her hafta önünden geçiyorum. İçeri girmiyorum, sanki büyüsü bozulacak anımı yokedeceğim gibi geliyor. Bi müzik dinliyorum, “küçüğüm, daha çok küçüğüm bu yüzden bütün hatalarım” yine onu anımsıyorum. Duyuyorum, kokluyorum, görüyorum, tadıyorum. Hepsi anılarıma uğruyor. Beni o andan alıyorlar. Gözlerimi kapatıyorum şimdi. Ve kendi yatağımda yıldızlara bakıyorum duvardaki. Sol tarafımdaki duvar kağıdını elimle hep soymuşum. Ağacın dalları rüzgardan şekil değiştiriyor ürküyorum. Sağ tarafımda bebeklik fotoğraflarım. Sabah oluyor, koşup babamın yanan yüzüne üflüyorum. Bir anlam vermediğimiz “an”, bir anıya dönüştüğünde bu denli hisleri uyandıracağını tahmin edebiliyor muyuz? Birisi bana seneler sonra başka bir evde başka bir yatakta duvardaki yıldızları gördüğümde bu hislerin uyanacağını söylese inanmazdım. Kötü anlarımı neden hatırlamıyorum. Beni üzen ağlatan, kalbimi kıran. Yoksa bunların hepsi bi bahane mi özlemime. Doğru kelime “an” değil de “özlem” mi dersiniz. Peki ben şimdi anılarıma mı üzüleyim yoksa asla anılaştıramayacaklarıma mı?
Youtube Rewind 2017
Zeki Müren Müzesi
Bodrum sizin icinde biraz Zeki Müren degil midir? Heralde bu kadar Bodrum’a aşık başka bir sanatçı olmadı. O kadar aşıktı ki Bodrum, Zeki Müren ile anıldı. Öyle ki hayatının son zamanlarınıda burada geçirdi. Evinin bulunduğu Kumbahçe’ deki caddeye Zeki Müren Caddesi, çok sevdiği Bardakçı koyuna Zeki Müren Koyu adı verildi. Yaklaşık 3 senedir Bodrum’ da yaşıyorum, bunun dışında da her yaz tatilimi burada geçirdim. Fakat hiç bir zaman ziyaret edemedim evini bu zamana kadar. Geçenlerde gittim Paşa’nın evinş ziyarete. Sizede olur mu bilmem yaşanmış evler hep beni ürpertir. Kötü anlamda değil, duygulanırım. Hayal ederim orada nasıl yaşadığını. Paşa’ nın evinde de aynen böyle oldu. Eğer bir Zeki Müren hayranıysanız evine gitmenizi tavsiye ederim. Onun o naifliğini, sadeliğini, çizdiği resimleri, şahane kıyafetlerini görmeniz lazım. Asıl önemlisi o evi hissetmeniz lazım.
Milat
Bir yağmur var şimdi..camdan çıkıp baktım..etraf gri..yani göğün öbür tarafı bulutlarla bezenmiş..diğer tarafı görmek pek mümkün değil.acaba dediğinde ne var sahi oralarda diye, göremiyorsun işte.. kaldı ki, görülebilecek en güzel en özel en anlamlı rüyayı görmüş biri olarak, daha ötesini görmek istemek de ayıp..ötesinde neler var.. neler.. ama gerisine gidince..önünde bulut da olsa, duvar da, dağ da..herşeyi görebiliyor insan.. en derin yaralar, en derin acılar, en eski dostlar.. en yanık aşklar..hepsi sanki canlılar gibi..yaşanmış.bitmiş..ölmüş..kül olmuş.. ama.. ama.. ama.. ileriyi görmek zor..ileriye bakmak endişe demek, anksiyete demek..sorular demek..oysa geçmiş..cevaplar demek..bugünü anlatmak için cevap anahtarı burada saklı..kimisinin mihribanı, kimini çeşm-i siyahı..kiminin dağları..kiminin doğumgünü..kiminin uzun ince yolu.. yahut zahidesi.. haram geceleri..yaşanmışlık olmasa, kim anlatırdı yıllarca, çarşambayı sel aldığını, ya da duvarları deli dalgaların yaladığını, evelini ahirini.. bu samimiyet, bu can damlaları nereden gelirdi..şu camdan dışarı bakıyorum da, temenniler dışında bir şey göremiyorum..onlar da gri bulutlara çarpıyor..hayli yüklü onlar da..ıslak..asfaltlar da sırılsıklam ama kabul etmiyor toprak gibi damlaları..o yaşanmışlıklar olmasa, kim anlatırdı bir ayrılığı, bir yoksulluğu ya da bir de ölümü..yine de diyorum şanslıyız..dostlar..gençler kusura bakmayın..ama sizin sokaklarınız tertemiz..ne güzel değil mi..nerede yerdeki çekirdekler..bonibonu, tipitipi, sulugözü..terli terli su içmeleri..nereden bileceksiniz ki..kızmayın..küçük gördüğümden değil..aksine siz çok daha büyüksünüz..tüm kapılar ardına kadar açık..dans edin, şarkı söyleyin...utanmaca yok..espri yapın..gülün..yaşayın...yaşatın..nefes alın..ve aldığınız her nefes değerli olsun.. sizsiniz işte..o bulutların ardındaki..kimselerin göremediği..sizler daima ileriye bakıyorsunuz..dün yok gibi sizin için.. biz ise, bir duada, bir anıda, bir sohbette, bir kadehte geçmişin küllerini karıştırın illa közlerine dokunuyor, oramızı buramızı yakıyoruz..halbuki ne gerek var değil mi.. ahh ulan be şu işi kabul etseydim.. ahh bee şu adamı terk etmeseydim..ahh be o kız bırakılır mıydı..lan şimdiki aklım olsa arabam spordu..eehh be kazım gittin arkadaşlarına inandın şimdi konservatuvardaydın..neler de neler..bulutların ardına geçmek için, yeniden doğmak gerek sanırım..ya da..inanacaksın kardeşim..inanacaksın..ve kalbini süzeceksin..arınacaksın..arındıracaksın kendini..belki bir Türk hamamı..belki bir kathersis..belki bir tövbe..bir miladın olacak..ve yeniden başlayacaksın..senin ölümün, bir başkasının başlangıcı olabilir..bir küçük meleğin doğumu ise senin başlangıcın..yahut bir söz..bir düşünce..bir jestin..bir anlık korkularını yenişin..haydi başla bakalım..
Bi̇r Kirinti
Şimdi bir sonbahar akşamı...Geceler soğukGündüzler biraz ılık, biraz kargaşaİçim sanki biraz buruk sabahaYıldızlar azalıyor günden güneVe yok oluyor hayaller gün geçtikçeSusuyor kalemim şiirlerdeYolunu bulamıyor sözlerim hecelerimdeDökülemiyor dilimden sevgi sözcüklerimİnsanların kalbi nefrete atıyorken her gece,Sevgiyi aşılayamıyorsa satırlarım atan her kalbeKırılsın kalemim, aldığım her nefeste..Unutuyorlar...Unutmuyorum!.Bir annenin gözlerinde sel olan çığlıklarını...UnutmayacağımBir babanın çınar misali yıkılışını..UnutamamYetimin göz yaşlarını.Hayvan diye yüzüne bakmadan geçtiğiniz o masum canlının yalvaran bakışlarını, unutturamazsınız.Unutmayın!Kalmışsa eğer bir kırıntı insanlık;Unutanlara sevmeyi hatırlatın.
Bir Tebessüm Yeter
Geçen günlerde bir sosyal medya platformunda gezinirken haber niteliğinde olan ve bende de yazma isteği uyandıran bir görsel ile karşılaştım. Aslında görselin altında ki açıklama beni çok etkilediği için düşüncelerimi ve bende yarattığı duyguları sizlerle paylaşmak istedim. Fotoğrafta bir köprüden tam atlamak üzere olan bir insanın o anı objektiflere takılmış. Fotoğrafın altında yazan açıklama ise şu şekilde: 85 Yaşındaki Milton, evinden çıkıp, 2km boyunca yürüdü ve köprüye geldiğinde düşünmeden kendini aşağı attı. Arkasında bıraktığı notta şu yazıyordu: "Eğer yolda biri bana gülümserse, intihar etmeyeceğim" Bunu okuduğum saniye aklımdan onlarca düşünce geçti. Bir çoğunuzun da düşündüğü gibi insanların ne kadar soğuk, bencil ve umursamaz olduğunu düşündüm. Sonra, eğer bu insan benim yaşadığım yerde yaşıyor olsa idi ve bu düşünceler kafasında dolaşırken rast gelseydik ne olurdu, sonucu değiştirebilir miydim diye düşünmeye başladım. Bu bana yolda yürürken nasıl davrandığımı sorgulamama sebep oldu. Ve maalesef sorgulamalarımın sonunda sonucu değiştirebilecek bir davranış sergilemediğimi fark ettim. Bunun çok farklı sebepleri vardı elbette fakat eğer bir insanın hayatını kaybetmesinde azıcık bir rolüm bile olsa kendimi asla affetmezdim. Bir yerde bir düşünür en büyük cinayeti insanın yaşama sevincini öldürmek olarak tanımlıyordu. Ona o kadar hak vermiştim ki… Sonuçta atan bir kalp yaşıyor sayılır mıydı? Evet, diyenler şimdi işin bilimsel boyutu bırakalım da birazcık duygular ve düşüncelerden konuşalım. Aslında sadece biraz empati kurarak bunu anlayabiliriz. Düşünün ki büyük bir depresyondasınız, etrafınızda ki kimsenin sizi sevmediğini düşünüyor, belki kendinizi yetersiz ve eksik hissediyor, uyanmak istemiyor ve hatta ölmek istiyorsunuz. Bir karar alıp belki de sadece bunların kendi önyargılarınız olduğunu düşünüp test etmek istiyorsunuz. Eğer test %1 oranında başarılı olsa dahi kendinize ve diğer insanlara bir şans daha vermek istiyorsunuz. Tıpkı Milton gibi… Fakat test hiçbir şekilde başarıya ulaşamıyor ve siz kendi hayatınızdan vazgeçiyorsunuz. Peki bunun sorumlusu kim sizce? Tamamen diğer insanlarda mı yoksa tamamen Milton’da mı? Aslına bakarsanız bunu uzun uzun araştırmak isterdim fakat işin içinden çıkamayacağımı fark ettim. Bu yüzden şimdilik sadece eğer mazur görürseniz davranışlarımızın diğer insanları nasıl etkilediği hakkında birkaç uyarı niteliğinde sözüm olacak. Lütfen yanlış anlamayın, amacım sizlere etik-ahlak dersi vermek değil. Sadece birazcık düşünmek tıpkı benim yaptığım gibi kendimizi sorgulamak. Anlaşılması daha kolay olması açısından basit bir örnek verecek olursam; yolda yürürken sadece gülümseyerek bir kişinin hayatını kurtarmanın mümkün olabileceğini ve etrafımızdaki olup bitene sevgisizce yaklaşınca da bir insanın hayatına mal olabileceğini hatırlatmak isterim. İnsanları tamamen anlamak zorunda değilsiniz ama bir gün sizlerde aynı şeylerle mücadele etmek zorunda kaldığınızda insanların sizi anlamasını isteyebilirsiniz. Keşke bu durumu aynı duruma gelmeden görebilseniz. Başta da söylediğim gibi birazcık empati ile aslında pek çok şeyi çözmek mümkün.
Umutla Bekleniyoruz...
Kadim şehirler başlığı altında inceleyeceğimiz birçok şehir vardır elbette fakat tarihimize dönüp baktığımızda Anadolu'nun medeniyetin beşiği olduğunu görmek pek de zor değildir.Ecdadımız tarihte güzel işler yaparak,Anadolumuzu tüm Dünya'ya tanıtmışlardır.Bizde şu başlık altında Anadolu'muzu ihya etmek için gerekli çalışmaları yapmamız gerektiğini bilmekteyiz.Her daim bu konu üzerinde kadim şehirlerde kurulan hayatlar,samimiyetler davaya adanmış gönüller her zaman dikkatimizi çekiyor. Nuri Pakdil diyor ki "istanbul'suz ve Kudüs'süz aşk olmaz."Aynen öyle biz İstanbul'suz aşkın olmayacağını,Kudüs'süz zafere ulaşamayacağımızı biliyoruz.Kırgınlıkları,küskünlükleri bir kenara bırakarak kadim şehirlerimizden daha iyi çalışmalar yapmak için konuşmalıyız.Bugün baktığımızda ülkemizde her ne kadar güzel işler yapılsa bile yeterli olmadığını herkes biliyor ve söylüyor. Pekala yetersiz çalışmalar var diyelim, yeterli olması için neler yapıyoruz? İşleri kolaylaştırıyor muyuz? Yoksa tam tersine zorlaştırıyor muyuz? Bizlerin birbiriyle iç içe sürekli bir çalışma istişare sürecinden geçmesi gerekiyor. Kimse kimsenin hakkına girmemesi gerektiğini öğrenmeli. Kadim şehirlerimizi aynı zamanda tiacetin,siyasetin,eğitimin ve sosyo-kültürel çalışmaların merkezi hale getirmeliyiz. Bu nokta da kendimizi sorguya çekmemiz gerektiğini düşünüyorum. Konya'yı,Bursa'yı,Diyarbakır'ı,Mardin'i,Antalya'yı,İzmir'i,Adana'yı,Mersin'i, metropol şehirler arasında görmemiz gerekiyor.Bunun için gerekenleri,elimizi taşın altına koymamız gerektiğini düşünüyorum.Bu milleti sadece 80 Milyon insan olarak görmeyelim zira bizler ümitle tüm ümmet coğrafyası tarafından bekleniyoruz!Bu bilincin dışından Rabbim bizi çıkarmasın. Her daim milletimize,devletimize,dinimize faydalı birer insan olmanın duasıyla...
Mani̇festo
Saat gece yarısını geçti..biliyorum cümlelere küçük harf ile başlamanın ne denli ayıp olduğunu, tek nokta tek başına ya da üç nokta yanyana mesul iken, iki nokta yanyananın bir anlamı olmadığını ama, ki amanın da kendinden önceki cümleyi olumsuzladığını da biliyorum da, yapamıyorum, elimde değil..sizinle yazışıyor değil, konuşuyor olmam lazım benim..kimseye dinletemiyorum kendimi efendim..herkesin yanlışı doğrusu belli..herkes kendi biliyor kendini..belki de bir dinleyenim olur diye konuşur gibi yazıyorum..Saat ne zaman geceyi devirse, ambulans sesleri duyulmaya başlar şehirde..ve bir korku sarar benim içim duyduğumda..olumsuz bir şey düşünmekten öte, o sesler bana, bütün hayatımı yeni başta yaşatır..ilkokula giderim, evimize gelen dostlara yazdığım ilk şiirlerimi okurum, ortaokula gider müsamerelere koştururum, lisede sınavlara yetişir, üniversitede festivallerde çalışırım, işe geç kalırım, hayata geç kalırım, herşey hep aynı düzende gidecekmiş gibi devam ederim..acaba uyarı mıdır o sesler bana..İnan yapacaklarımı yapamadan ölmekten önce, sevdiklerime sığınacak bir liman, tutunacak bir dal bırakamamak üzer beni en çok..ben hiç kendimi düşünmedim ki..ben bir peçeteye tükenmez kalem ile resim çizerken gülümseyen adamım, hayatın anlamı bulutlarda değil yağmur damlalarında saklı..damlalar bir araya gelir denizler, okyanuslar olur..ne kadar çok damla lazım değil mi..o bütün anların toplamına bir isim verilir..insanınkine hayat denir..yaşıyoruz..şu an..tam da şu an kocağına bebeğini alan da var...o mis kokan anne elini, hiç aramasa da arkasında hissettiği baba yüreğini bilen de..ya olmayanlar..ya gecenin karanlığında, her duyguya alışıp da, ulan be çok özledim ama sarılamıyorum diyenler ne olacak? sevdiği kadının başkasının koynunda uyandığını beton kadar gerçekçe bilenler, ya kocasınının sıcacık elini tutamayacaklar, yavrusunun süt kere süt kokusuna hasret kalanlar..ne olacak?evlerin hepsi suskun bu aralar..bakıyorum şöyle utanmadan..hepsine..diyorum ki kendi kendime eskiden sokaklar keskindi..köpekler vardı korkulan..şimdi köpekler korkuyor bizden..yerlerde çekirdek kabukları yok..anlatılan fıkralar..yok..iki tane taşı kale yapıp dokuz aylık oynamak yok..piknik..belki..aile ile kahvaltı ayda yılda bir..deli gibi borç..deli gibi kredi...kredi kartı..şöyle gözlerimi kapıyorum da...hep hayal ediyorum..kızılderilileri..inkaları..aztekleri..mayaları..eski uygarlıkları..kültürleri..kabileleri..evet o zamanlar kölelik vardı..köle pazarları..fakat bir piramite bakıyorum..ortaya hala konuştuğumuz bir eser çıkmış..devasa kuleler..baştan ayağa tarih ve sanat kokan bugün bile konuştuğumuz asma bahçeleri, pisa kulesi, iskenderiye feneri..vs. vs.. o zamanki kölelik sanki daha bir fizikselmiş..bilmiyorrum tabi insanlar çok acı, eza, eziyet çekmişler bu çok belli..ama şimdi üzerlerimizde takım elbiseler, egolar..tek başına müdür olan gırla insanlar..şu hale bak.. herkes birinin kölesi..esasen, kapitalizmin yarattığı düşünülen ama tabanını, sosyalizm ve komünizmden alan, hatta ilginçtir ki komünist manifestoyu incelediğinizde, yapılması düşünülen herşeyi kapitalizm hayata geçirmiş ama kendi yorumunu katmıştır..velhasıl kelam, ortaya çıkan manzarada, hiyerarşik yapı, bürokrasi, bir şekilde, yukarıdan aşağı herkes ama herkes birinin kölesi pozisyonuna gelmiştir..neleri feda ederiz bu sistemde..tek tek saymaya gerek yok.. hepimiz aynı hislere sahibiz aşağı yukarı..hayatımızı adamak ile hayatımızı vermek arasında ince çizgi çoktan kalınlaşmış iken hele.. şimdi sizlere ne dersem diyeyim, biliyorum hepiniz o kadar yorgunsunuz ki, o kadar uzak kalmaya ihtiyacınız var ki herşeyden, hafta içi yap, et, yaptırt, ettirt derken, şöyle cumadan başlayıp, dinlenmeden, bütün o güzel günleri heba ede ede, önce kendinizi, sonra en sevdiğinizi dahil aldata aldata geçirdiğiniz vakitlerdesiniz..sana ne ulan? demek de hakkınız..ama ben yine de hatırlatayım istedim..giden benim hayatım..giden sizin hayatınız..belki bir saniyesini kurtarabiliriz..anlamlandırabiliriz..gülebiliriz..eski insanların içten, samimi, candan, ruhi, kalbi, sevgili gülüşleri gibi..bu da benim manifestom..