En Beğenilenler
Postog'un Seçtikleri
En Çok Yorumlananlar
Keşfet
Son Eklenenler
4. Gelir Paylaşım Listesi
Merhaba! Postog.com sistem algoritması tarafından postlarınızın almış olduğu beğeni, beğenmeme, yorum ve sosyal medyada paylaşılma sayıları zaman ile ters orantılı, dikkate alınarak verilen puan sonucu "Postog.com'un En İyileri" arasına giren özgün postlar ile gelir paylaşımına hak kazandınız. * Görüntülenme sayısı postunuzun sıralamasına etki etmemektedir KULLANICI ADI AmeliepumpkinhozaravalaEzgi GüngörÖmer Faruk TekinPınar AslanEvren ÖzcanCansuGözde PınarbaşıpirayediyorlarbirnotbırakRabia KırtayBeyza NurFERİDECeriiKim KarTaşıyanLivanaOpheliaHazalFacarliParçalı BulutluMeltem Demirgugukçukselin tascioglugizemnurustabasBalMurat ŞahbazLaviniapiafLYDIAKelebekmişimThinkAboutEmre Çakırbahar gürlükBaşak Kızalaydanurgny5Sinan AslanKerem Yamanİbrahim AslanMelek YükselYeşim AltanKullanıcıların sisteme kayıtlı mail adreslerine "bilgilendirme maili" gönderilmiş olup; gelir paylaşımın kendilerine ulaşabilmesi için info@postog.com adresine istenen geçerli bilgileri göndermeleri gerektiğini hatırlatmak isteriz. Postog.com aylar süren bir yazılım ve tasarım geliştirmenin ürünüdür.Arkasında kullanılan libraryler, framework, extra plugin ve altyapı dosyalarıyla 2 milyon satırdan fazla kodla çalışmaktadır. Türkiye'de daha önce denenmemiş ve dünyada sadece YouTube'un başarıyla sürdürebildiği bir sistemi yürütmekteyiz. Bu bağlamda; her geçen gün kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. 2 aylık bir websitesi olarak yeterli veriye sahip olmak için uğraşıyoruz. Yazılım geliştirmelerimiz sonucu 2 aylık bir sürede postunuzun puanını ve tahmini gelirinizi sizin de site üzerinden anlık olarak takip edebileceğiniz bir sisteme geçiş yapmayı planlıyoruz. Bu süreçte gelen yoğun önerileriniz üzere post düzenleme özelliğini etkinleştirdik. Postog.com olarak ifade özgürlüğüne değer veriyoruz. En iyi içeriğin editörler tarafından değil sizler tarafından üretileceğine inanıyor ve size güveniyoruz. Postog ailesi olarak başkalarının haklarını ihlal etmeyen, suç unsuru içermeyen her türlü paylaşımı destekliyor ve paylaşımlarınızı yayınlayabileceğiniz en iyi platformu oluşturabilmek için durmadan çalışıyoruz. Postog.com sizin de desteğinizle her geçen gün büyümeye devam ediyor. Postog.com büyüdükçe gelir paylaşımı pastamız da büyüyecek olup özgün içerikler ürettiğiniz, postlarınıza kapak fotoğrafları koyarak özen gösterdiğiniz, postlarınızla ilgili etiketleri kullandığınız ve sitede dikkatinizi çeken postları inceleyip, beğendiğiniz için teşekkür ederiz. Postog.com Paylaştıkça Kazan
postog.com
Yeni̇ İli̇şki̇si̇ Bi̇ten Erkek
Evet arkadaşlar uzun zamandır twitterda yazıp yazıp sığdıramadığım konuyu burada ele almaya karar verdim. Konumuz yeni ilişkisi biten erkek sendromu. Şu ara etrafımda ayrılan kim varsa aynı şeyleri yaşıyor yaşı durumu eğitimi ailesi farketmeksizin yani bi tek kendi başınıza geliyormuş gibi üzülmeyin. İlişkisi yeni biten erkek sanki ahırda aylarca ekletip ipini koparmışçasına sosyal medya hesaplarından kız takiplemeye başlıyor. Hayatta kendinizle kıyaslamayacağınız kızları likeladıklarını gördükçe gözlerinizden kan gelecekmiş gibi oluyor. Tam bu duruma " bu kadar da olmaz derken " eski takıldığı sizin takipten çıkarttığınız varoşları takiplediğini görüyorsunuz o sırada akıllarda tek soru " aylar yıllarca bi yalan içinde mi yaşattı beni ya da bu hep böyleydi de ben mi görmedim ". Bu süreçte ağlıyorsunuz üzülüyorsunuz ama soğuma başlıyor. Ama karşı tarafa baktığınızda inanılmaz mutlu her gece başka kızlarla başka mekanlarda YUH BE bu anı mı bekledi diyorsunuz. Salla abi karaktersiz diyen kız arkadaşlarınıza her dakika her seyi bildirmek zorunda hissediyorsunuz ama ne çektiğinizi bi kendiniz biliyorsunuz. Sizin ki o sırada ayrıl oğlum sana kız mı yok diyen arkadaşlarından da bunalmaya başlıyor. Eğlen eğlen nereye kadar? Bi de tabii sizin kalitenizde kimse olmadığınu anlıyor ( inadına bişey yapmadıysanız ) zaten neden yapasın ki? Verdiği değeri gördün yani vermediği. İnsanın hayvanı ölse yas tutar başka hayvan getiremez eve bu cinsler ama deli dana gibi saldırıda. Neyse belli bi süre geçtikten sonra alışıyorsun bu duruma belki unutmuyorsun ama en azından şüphe yok kafanda , belirsizlik yok, güvensizlik yok. Hani nasıl diyim onsuz nasıl yaşarım dediğin insanın çirkinliğini gördükçe Allah kurtarmış kıvamına geliyorsun, gelmediysen henüz geleceksin merak etme:) bu arada bizimkisi çok bunaldıysa ve etrafında kalitesiz arkadaşları varsa sapıtmaya devam edicek. Senden kat kat eksik bi kızla mutlu olacak belki de. O giden ozguvenini kurtarmaya calisicak nihayetinde. Ee bunaltan yok daraltan yok sorumluluk yok ama bilmiyor ki onu gerçekten seven en kötü anında ailesinden daha yakını olan da yok. Gerçekten seviyorsa çok geçmeden döner zaten ama bitirdiyse de bence en doğrusu olmuş deme vakti. Çünkü red yedikçe sana gelecek adamı kabul edecek kadar gurursuz olmamak lazım. Bunun adı sevgi değil kabulleniş ona göre de ceptekine geri dönüş olur. Seven insan merak etmeden sesini duymadan yapamazdi buna inan ve hayatina bak. Cünkü o senin agladigin ama etrafa guclu durmak zorunda kaldigin gecelerde gozunun yasina bakmadi.Ve daha önemlisi etrafında öyle güzel seven adamlar göreceksin ki belki ilk korkacaksın aynı şeyleri yapacak diye ama sonunda önceden yaşadığının adının sevgi olmadığını anlayacaksın... sizi seviyorum ❤
Melis Ayça Değirmencioğlu
Neden Mutlu Olamıyorsun? Cevabı Biliyorum.
Instagram'da yazı halinde paylaşamadım. Çünkü sığmadı. Burdan size anlatmak istediğim bir konum var... Unutuyoruz. Birbirimizi sevmeden önce, kendimizi sevmemiz gerektiğini.Hatta bana soracak olursanız, bence kendimizi, başkalarından daha az seviyoruz. Arkadaşımıza koşuyoruz, kendi derdimize koşmadan. Başkasına aşık oluyoruz, kendi aynamızla barışmadan. Sürekli başkasına yardım ediyoruz, kendimize yardım etmeden...Sonra "neden mutlu olamıyorum?", "neden herkes beni üzüyor?", "iyi insan yok mu bu dünyada" diyerek dünyayı suçluyoruz...Unuttuğumuz şeyler var!Biri bizi beğenmediğinde, bunun nedeninin bizim kendimizi beğenmediğiniz olduğunu unutuyoruz.Biri bizim bir kusurumuzu yüzümüze vurduğunda, bunun nedeninin, bizim o kusuru beynimizde büyütüp büyütüp kendimizden nefret etmemize neden olduğunu unutuyoruz.Başkasını sevmeden önce, kendini sevmeli insan.Başkasıyla kavga etmeden, kendi kavgasını bitirmeli.Başkasıyla aşk yaşamadan, ilk önce kendiyle barışmalı...Kendisiyle savaşını bitirmemiş olan, barış'ına kavuşamaz ki...
Arda Erel
İçimden Geldiği Kadar Dışardan Bi Cümle
Ben buraya nerden geldim? Nasıl geldim? Neden geldim?Kemal Sunal'ın yüzü gülümseten meşhur repliğiyle selamlar efenim.Ne anlatıcam, ne bahsedicem bilmiyorum. Bir şey bahsetmek gerekli mi peki? İlla bir şeyi bilip mi anlatmak gerekli? Bilinmeyen merak uyandırmaz mı?Bilmemek. Bilememek.Sadece anı yaşıyorken bugündeyken neyi bilebilirim ki? Ne kadar bilebilirim?3dakika önce proje çalışıyordum. 7.dakikada arkada 'bende bir problem var' çalarken burada yazı yazıyor halde buldum kendimi. 3-4 gün önce rastladım buraya. İçimde rahatlatmak istediğim şeyler olduğunu fark edip 'burda olmalıyım bir ara dedim.' Araştırma yaparken önüme çıktı birden. Ne yazacağımı milim milim hesaplamadan, yarını düşünmeden neden şimdi değil de sonra diyerek başladım yazmaya.Göğüs kafesimde sıkışıp uçamayan kuşa yardım eli uzattım. Gel dedim, gel ve göster rengini. Kanadını, nasıl uçtuğunu, sıkışıp kalma oraya. Bir bak kendine. Rengine. Desenine. Uçuşuna.Sıcak mısın soğuk musun mesela? Tanı kendini. Mesela rüzgarı hisset bedeninde. Ne tepki verdiğine bir bak. Ah! Göğüs kafesimde bir hareketlenme başladı sanki.Minik minik adımlar atıyor biri.Kanadına can, yüzüne renk gelmiş dedim.Konuşmaya başladık. Anlatacakları varmış, yaz dedi bana. Uzun zamandır yoktun, yok olmuştum ben.Sen yazdıkça var olanlardansın, yaz ki lıkır lıkır olsun için dedi susuz kaldığında yaşat kendini.Sıkıldıkça takır tıkır takılma. Sesini çıkart şıkır şıkır şıngırdat bileklerini.Üzüldün mü? Ağla. Hıçkıra hıçkıra hem de.Ama sadece ağlamak için kullanma gözlerini.Dudakların eğilip bükülmek için yoklar. Yeri geldiğinde kıkır kıkır kahkahalarını atsınlar.Hayal ettikçe dışarı çıkarsın kabuğundan. Hayal ettiklerini önce dışına çıkart günaşırı dolaştır.Sonra bırak içine içine girsin gün ışığıyla birlikte.Kıpır kıpır olsun için.Sonra soluklan gel anlat bana.Nefes nefese kalınca içtiğin suyu avcuna almış gibi. Pıt pıt dökülmeden elinden anlat bana dedi.Unutturma kendini dedim.Yazarım ben yine an'da kalmayı başarma adına.Şimdilik görüşmek üzere.
Kübra Nur Hakseven
Burasi Allaan Mallesi̇i̇i̇
Küçükken üst mahalledekiler bizim mahalleye geldiğinde biz onları kovuyoduk biz üst mahalleye gidince onlar bizi kovuyodu falan kovulunca da BURASII ALLAAAAN MALLESİİİ diyoduk sonra bu üst mahalledekilerle kavga edip dururken savaş yapma kararı aldık bugün savaş yapalım mı diye haber yolladık habersiz savaşmıcak kadar da namusluyuz... Gittik konuştuk anlaştık kişi sayısı belli taş biriktiriyoruz ben, kardeşim hasan, isa, serdar, eyüp, enes var dikkat ettiyseniz savaştaki tek kız benim ulan nene hatun muyum be mübarek... Taşları ayarladık savaş saati geldi çattı yerlerimizi aldık karşı tarafla birbirimize deli gibi taş fırlatıyoruz ben hep hasanı gözetiyorum canım kardeşim sen geride dur ben önde dururum diyorum tam bir ana yüreğiyim... Biz savaşırken bu isa gaza geldi seyit onbaşı gibi kocaman bi mermer taşı aldı siperi aştı karşı tarafın dibine girip ordan bi çocuğun kafasına taşı PATTTT diye indirip kaçtı herkes çocuğun başına toplandı isa benle hasanı tuttu koşun çocuk öldü dedi biz nasıl koşuyoruz isa çocuk öldürdü diye, hadi isa kaçsın hasanla ben niye kaçıyoruz tam bi mal gibi suça ortaklık ediyoruz... Sonra gittik isaların çatısına saklandık inşaat halinde bi çatıydı bi de orada çuval vardı onun içine girdik güya polis gelirse bizi görmesin diye çuvala girdik ulan kaçma yöntemine bak arka sokaklar dizisi misiniz mübarek... Üçümüz kafamızdan felaket senaryoları yazıyoruz isa sürekli diyo ki ben tek yapmadım polis beni alırsa biz de yaptık diyin falan ben baya tırsıyorum içimden diyorum ki hapse girceksek de isayla ben gireyim hasanı yollayalım diyorum anının bu kısmını okurken gözünden bir damla yaş süzülenler??? Sonra acaba şu an polis nerde falan diyoruz korkudan ölüyoruz ben kafamda kuruyorum hapse girdiğimi isa hasan ben koğuştayız falan tesbih çekiyoruz volta atıyoruz bi de nedense beni de erkek hapishanesine koymuşlar ahahhahahs içim içimi yiyo delircem isa bi çocuğu öldürdü diye hiç sorgulamadan biz niye hapse giriyoruz onu da anlamadım... Neyse saatlerce o çuvalın altında durduk ve hava çok sıcaktı deli gibi terliyoruz derken ben dedim ki çatının kenarından bakalım mahallede polis var mı diye kalktık baktık mahalle sakindi demek ki polisler ailemizle iletişime geçmişti... Ben polis alcaksa da alsın çıkalım annem çok kötü olmuştur merak etmiştir gidelim dedim neyse bunları ikna ettim hasanın elinden tuttum eve gittim isa da evine gitti o sırada baktım mahallede polis yok kapıyı çaldım kesin annemler karakola gitti evde yoklar diye düşündüm sonra kapıyı bi anda annem açtı anneme müjdeli haber verir gibi BİZZZ GELDİKKKK dedim annem bu saatte niye geldiniz sokağa çıkın ben temizlik yapıyorum dedi bizi kovdu sonra sokağa çıktık kafasına mermer taşı yiyen çocuk hala hayatta oyun oynuyodu çocuk da nasıl bi kafa varsa artık baktım biz kimsenin umrunda değiliz saatlerce boşuna çuvalın içinde beklemişiz yine de sevindim hapse girmicemize sonra yine erkek kankilerimle oynamaya devam ettik... Rumuz: Minik Katiller
ebrusqa
5 Soruyla Ilişkini Sorgula
İki yıllık ilişkimi bu soruların ardından bitirdim. Biraz üzücü bir giriş ama çok mutluyum ben yenilendim. Darısı başınıza. Okuduktan sonra iyi ki diyenlerde olacak, sevgilisine sövenler de. Yorum olarak tecrübelerinizi varsa kendi sorularınızı paylaşın da cümle alemin gözü açılsın. Kullanıcı garantili sahibinden mis gibi felsefi bakış açıları. Bu defa kolaya kaçmak yok! Burada soruları ben sorarım. Cevaplamak da dürüst olmak da sana kalmış şekerim. İdeal partner balon olup seni yükseltmeli, ayağına taş bağlayıp aşağı çekmemeli. -anne atasözü1: Alıntıyla doğru orantılı olarak, bu kişi benim için balon mu yoksa taş mı?Bak bakalım ilişkiden önce neredeydin, şimdi nereye gelmişsin, beş sene sonra nerede olacaksın? Bu adam yada kadın sana ne katmış, ne katabilir yada senden neleri götürmüş? Değmiş mi buna he güzelim? 2: Partnerimin negatif özelliklerine her durumda tahammül edebilir miyim? Şimdi bu soru özellikle ciddi bir ilişki içindeysen çok önemli. İş evliliğe gider ben partnerimle yüzüğümü takarım diyorsan bekle iyice düşün cevapları. Herkesin iyi özelliği var zaten bir noktada seni kendine çeker, önemli olan geğirmesine her zaman tahammül edebilir misin, yada yerli yersiz kaprislerine? 3: Bana psikolojik şiddet uyguluyor mu? Şimdi fiziksel şiddeti isimlendirme ve tepki göstermeyi az da olsa kıvırıyoruz ama psikolojik şiddet ayrı bir boyut. Yakalaması da çok zor. "ay beni çok seviyo, e seven insan da kıskanır arkadaşlarımla akşam çıkmıyorum" cular kendinizi sorgulayın. Hangi derecede bu kıskançlık. Partnerinin komutlarından çıkınca "benden başka sana kim bakar", "şöyle giyinmezsen, saçını bu model yapmazsan beni unut" gibi direk yaralayıcı ve güç, otorite sağlamaya yönelik cümleler en aşikar örneklerinden. Aman dikkat! 4: Onun için kendimden verdiğim tavizlere değdi mi? Ay ben kendimden taviz vermedim diyenler sakın devamını okumayın önce kabul edin. Her ilişkide bir şeyleri kazanır, bir şeyleri kaybederiz. Okulunu mu bıraktın, istediğin bölümü mü değiştirdin, kariyerinden mi vazgeçtin? İlişki de karşılıklı alışveriş sonuçta. Ama bakalım o bunu dengeleyecek ne yaptı? Hep ben mi kendimden ödün vermişim yoksa? Olamaz?!5: Yanında rahatça gülüp ağlayabiliyor muyum? Yoksa düşünerek mi hareket ediyorum? İlişkide en güzel his rahat olmak, evinde hissetmek, beraberken kendini frenlemeden yaşayabilmek. Evet fren dedim, yoksa sen kendini tutuyor musun? "ay şimdi yanında ağlarsam burnum akar yanında sümküremem ben bi prensesim" bundan uzak dur aman diyeyim. Böyle ilişki olmaz şekerim. Ananın yanında nasıl ağlayabiliyorsan, yada kankin artık kendini yakın hissettiğin kim varsa, sevgilinin yanında da sümküreceksin, anırarak güleceksin. Kimse leydilik okulundan mezun değil burada biz bizeyiz. Aramızda kimse fransız mürebbiyelerden peçete katlama dersi almadığına göre bırak hayatımızda -en azından birkaç kişinin yanında- düşünmeden, hesaplar yapmadan hareket edelim. Eğer "yok ben buluşmada patates kızartmasını bıçakla kesmeden yiyemem, maydanozlu, soğanlı dürümü sevgilimin yanında gömüp dişimde bişey kalmış mı diyemem dersem beni sevmez diyorsan YALLAH HARİKALAR DİYARINA
FERİDE
Zenginliğimin Sırrı
6 yaşlarındayım dürdane ablam da 11 yaşlarında bana dedi ki seninle anlaşma yapalım benim hizmetçiliğimi yap ben de sana para vereyim ulan be lükse bak firdevs yöreoğlu musun mübarek ben de katya oluyorum bu arada... Ben hemen teklife tamam dedim para kavramı yok bende paranın boyutu büyük olunca daha çok oluyo sanılan en masum dönemimdeyim bana tüm gün hizmetçiliğimi yap gün sonu sana bu parayı vericem dedi para da o zamanın 50 bin lirası şimdinin 5 kuruşu ona bakkaldan alınan tek şey meybuzdu hemen kabul ettim tabi ee bu zengin günlerime kolay gelmedim 6 yaşında başladım ekmek paramı kazanmaya... Ama dürdane ablam kendine eğlence arıyo tabi kabul ettin ama sana güvenmiyorum senle anlaşma yapıcaz dedi kağıt kalem çıkardı bi şeyler yazıyo ee okula başlamamışım okumam yazmam yok buraya şartları yazdım kabul ediyorum diye imza at dedi yani borç senedi bile imzalattırıyo olabilir anlamadığım bi şeye imza at diyo ve ben imza mı o ne nasıl atılıyo dedim OFF TAMAM VER ONU DA BEN ATARIM SENİN YERİNE dedi attı ne kadar fedakar bi abla hem benim yerime hem kendi yerine imza atıyo koca yürekli kız... Başlarda iyi gidiyodu bana su getir diyo kalkıp getiriyorum tvnin düğmesine bas diyo basıyorum çayına şeker atıp hadi karıştır diyo karıştırıyorum neyse ki şekerini kendi atıyo bu da bi şeydir sonra istekleri artmaya başladı mesela odadan çantasını istiyodu çanta askıda boyum yetmiyo ulaşamıyodum beni kucaklayodu askıdan çantayı alıp ona veriyodum ahahahahhss kafanızda bi canlandırsanıza aşırı anlamsız bi hizmetçi çantayı direkt kendi alsa daha az yorulcak ahahahshhshsh her neyse evdeyken gayet güzel ilerliyodu gel gelelim ben oyun oynamak için dışarı çıktım sokakta arkadaşlarla istop oynuyoruz çok yoğunum kendimi oyuna kaptırmışım dürdane ablam balkondan ebruuu diye bağırdı oyundan kafamı kaldırıp baktım eve gel dedi niye olduğunu da demiyo oyun oynuyorum dedim ama çok önemli gel dedi ee mecbur bıraktım oyunu koşarak yukarı çıktım kapıyı vurdum açtı noldu dedim "tuvalete gitcem ışığı yak" dedi... Rumuz: Minik Köle
ebrusqa
Sponsor
Tayland Vol.1
Merhaba Gezginler,Tayland ile ilgili yazımızın ilk kısmında ulaşım, en gidilesi aylar, dikkat edilmesi gerekenler ve rüya şehir Bangkok tan bahsedeceğiz. İstanbul'dan Bangkok a aktarmalı ve aktarmasız uçuşlar mevcut. Ancak aktarmasız uçuşlar biraz pahalı olabiliyor. Aktarmalı uçuşlar yaklaşık 15 saat sürüyor ve 1600 TL civarı fiyatları oluyor. Emirates ve Qatar Airways de güzel kampanyalar çıkabiliyor, takip etmenizi öneririm.Tayland yıl boyunca sıcak olan bir ülke. Ancak muson yağmurlarının merkezinde olduğu için gideceğiniz ay önemli. Kasım-Mayıs ayları arası yağışların olmadığı ve sıcaklığın yüksek olduğu dönemler. Deniz tatili de yapmayı hedefliyorsanız bu aylarda gitmenizi tavsiye ederim. Ben Temmuz ayında gittim ve bir miktar ıslandım ama hava çok sıcak olduğu için oldukça keyifli olduğunu söyleyebilirim. Mevsim konusunda yağışlardan çok dikkat etmeniz gereken şey gelgit dönemleri. Gelgitlerin fazla olduğu dönemlerde denize girmek çok mümkün olmuyor. En azından sadece sabahları ve ya akşamları girmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bol güneş istiyorsanız Kasım-Mayıs aylarını tekrar tavsiye ediyorum.Tayland'ın para birimi Baht, 1 türk lirası yaklaşık olarak 9.5 Baht ediyor. Ülkede genel olarak fiyatlar uygun. Döviz artışlarından sonra eskisi kadar ucuz demek yanlış olur. Tayland için altın tavsiyem birçok yer ile pazarlık yapın. Size söylenen ilk fiyatın %25 ini önermekle başlamanızı tavsiye ederim. Zira taksiler, tur satıcıları, tuk tuk adı verilen motor taksiler ve hediyelik eşya satıcıları çok yüksek rakamlar söyleyebiliyorlar. Hatta bazı taksiler taksimetre açmayı reddedebiliyor. Taksiye binmeden önce netleştirmenizi öneririm. Tuk tuklar keyifli araçlar ancak sponsorlu tuk tukları tavsiye etmiyorum. Sizi daha ucuza götürmeyi teklif ediyorlar ve bazı mağazalarda mola vererek biraz gezmenizi istiyorlar. Bu sayede benzin fişi alarak benzinlerini bedavaya getiriyorlar. Ancak bu araçlar sizleri yarı yolda bırakıp kaçabiliyor. Benim Tayland maceramın ilk rotası Bangkok tu. Bangkok uluslar arası hava alanı Suvarnabhumi Airport. Şehir merkezine yakın ve merkeze ulaşım çok kolay. Taksi ve ya aktarmalar ile hiç uğraşmadan doğrudan metroyu kullanmanızı öneririm. Aşağıdaki resimde gördüğünüz üzere hava alanı ve şehir arasında geniş bir metro ağı mevcut. Kırmızı hat ile merkeze ulaşabilir ve oradan istediğiniz bölgeye gidebilirsiniz. Metrolarda bilet almanızı öneririm çünkü güvenlik biletleri sıkı bir şekilde kontrol ediyor.Gelelim rüya şehir Bangkok'a. Nerede kalınır, nereleri görmek gerekir.Bangkok 2 gün ayırarak gezebileceğiniz bir şehir. Kültürel aktivitelerden yerel mutfaklara, gece hayatından şık restoranlara herkes için içinde ilgi çekici şeyler barındıran bir yer. Şehir 24 saat canlı ve sıkılmanıza imkan vermeyen bir yapısı var.Merkez bölge olarak Sukhumvit ve Nana bölgesi biliniyor. Kalmak için uygun bir bölge ve etrafa ulaşımı da çok kolay. Bütçenize uygun otelleri kolaylıkla bulabilirsiniz. Bölgede birçok güzel restoran, birçok alışveriş merkezi ve ünlü gece hayatı mekanı bulunuyor. Kültür turu olarak mutlaka Wat Pho ve Grand Palace ı görmenizi öneririm. Wat Pho budist tapınağıdır. Daha çok Reclining Buddha (yatan Buda) olarak adlandırılır. Halen Tayland kralının yaşamakta olduğu Grand Palace'a çok yakındır. Tapınak ayrıca geleneksel Thai Masajı'nında doğduğu yer olarak da bilinmektedir.Gitmişken Skybar and Sirocco Restaurant ı denemenizi tavsiye ederimBangkok ile ilgili diğer bilgiler ve Bangkok sonrası rotamız sıradaki yazımızda...
GeziRehberim
Toşko Ama Şeyma Subaşi Facts
Merhaba arkadaşlar ben namıdiğer maymun toşko. Artık her tivitimin altına ulan yine mi şeyma subaşı dediğinizi ya da şeyma ile başlayan her tivitimde ister istemez daha okumadan subaşı kelimesini otomatik getirdiğinizi hatta kardeş acundan reklam mı alıyosun sen dediğinizi duyuyorum da görüyorum da okuyorum da. O yüzden artık bişeyleri açıklama gereksinimi duydum sizlerle. Öncelikle neden şeyma subaşı? Arkadaşlar özür dilerim ama kıskanıyorum ne yapayım yani.Şu hayatta 2 senelik sevgilim dışında stalkladığım ne yapıyo ne ediyo acaba şimdi nereye gitti diye merak ettiğim tek insan. Daha önceki tivitlerimde bahsettiğim gibi,benim gta'da oynadığım oyunu kadın gerçek hayatta iliklerine kadar yaşıyo. Allahu teala şeyma subaşıyla gta vice city oynuyo olabilir falan demiştim hatta. yatlarda,villalarda,denizlerde,cluplarda,asla bitmek bilmeyen parayla,sıfır dertle,lux arabalarla,motorlarla hatta helikopterlerle. Hayatımda en yakın helikopteri gta'da 5 yıldız yapıp polisten kaçarken görmüştüm ben mesela. E insan kıskanıyo doğal olarak imreniyo tabi. Kıskanmıyorum diyen insan bile her gün en az 2 kere stalklıyodur eminim. E malzeme de çıkıyo doğal olarak. Kadın dominikten istanbula geliyo acunu özledim diye sinep attıktan 2 saat sonra acunla sinep atıyo. E adamın uçağı var jeti var çekersin tabi özlersin tabi özlemek böyleyken güzel tabi. Buna özenmeyelim de napalım. Biz hala dını nını sesinden sonra bana basıcak var mı diye iett içinde akbil dileniyoz. Onu da geçtim e tamam paraları var orda okeyiz ama bu insanlar parayı da güzel harcıyo. Her sinep izlediğimde ulan hayata bak diye iç geçiriyorum sadece. Bende bu kadar para olsa yapcağım ilk iş bi avm'ye girip nike'dan eşofman takımı falan olmak olurdu heralde. E vizyon bu kadar. Biz küçükken evcilik oynarken doktor olurduk anne baba olurduk. Şimdi 6 yaşında kuzenim kucağına barbi bebek almış ben şeyma şubaşıyım diye evin içinde geziyo. Gel gelelim en çok aldığım soruya. ''Kardeş acun sana reklam mı verdi sürekli bu kadınla alakalı tivitler atıyosun övüyosun paylaşıyosun'' falan. Almıyorum arkadaşlar nerden nasıl alayım. Zenginin malı züğürtün çenesi misali zenginin malı züğürtün parmakları diyip başladım tivit atmaya. İlk tivit attığımda baktım yürüdü tivitlerler. E biz de etkişimin köpeği olmuş insanlarız aynı zamanda işimiz de bu. Sonrasını biliyosunuz şeyma yukarı şubaşı aşağı. Valla allah başımızdan eksik etmesin google earth gibi kadın. Alın beni Dominik'in Miami'nin Londra'nın yollarına yabancılık çekersem şerefsizim ezberledim artık sineplerden. E Allah daha çok versin dicem de daha ne versin. Sizin de bu kadar başınızı ağrıttığım için özür dilerim ama bizim de işimiz bu. Sonuç olarak şeyma subaşından para almıyorum ama onunla attığım tvitler beğenilip paylaşıldığı için profiimin analitiği artıyo bu yüzden firmalar bize reklam veriyo. Bir nevi kazandırıyo aslında. Daha doğrusu siz veriyosunuz.Takibiniz sevginiz değeriniz olmasa şu yazdıklarımın bile zerre önemi yok. Her zaman söylüyorum biliyosunuz ama ben yine her zaman söylediğimle bitireyim yazımı. Sizi çok seviyorum iyi ki varsınız. Hayatta benş mutlu eden 2-3 şeyden birinin sosyal medya olması hem üzücü hem de içinde siz olduğunuz için sevindirici. Kendinize iyi bakın allah size de şeyma subaşı kaderinden versin. Her like=Amin. Hadi maymuş kaçar.
TOSKOFACTS
İstanbul'da Madame Tussauds Gezisi
Ve sonunda dünyaca ünlü Balmumu Heykel Müzesi İstanbul’da! Madame Tussauds ismi herkese tanıdık gelir, çünkü bu müze hakkında bir sürü haber gördük aslında. Ünlülerin balmumu heykellerinin bulunduğu müze artık İstanbul’da. Biz de herkesin ilgiyle ziyaret ettiği Madame Tussauds'a gittik. İçeriyi gördüğünüz anda size birçok heyecanı bir arada yaşatıyor. Biz gittiğimizde bilet gişesinde çok sıra olmasa da kapıdan girdiğimiz an heyecanlandığımızı hissettik. Çünkü ilk defa bu kadar gerçekçi duran heykelleri görecektik. Girişte ilk olarak tramvayın içinde üç tane fotoğrafınızı çekiyorlar ve bir barkod alıyorsunuz. İstediğiniz takdirde müze çıkışında bu fotoğrafları görebiliyor ya da çeşitli şekillerde satın alabiliyorsunuz. Müze gezimiz ilk olarak Atatürk ile başlıyor. İlk gördüğünüzde vay be diyorsunuz. Çünkü tarihi bir şahsiyet olmasının yanında en büyük başarılara imza atmış bir kişiliğin bu kadar yakınında olabilmek geçmişi hatırlayıp gülümsemenizi sağlıyor. Heykellerin kirpiklerine kadar her şeyleri aşırı gerçekçi duruyor. Bir sonraki alanda biraz daha gerilere giderek Osmanlı Devleti’nin padişahlarını görüyorsunuz. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Mimar Sinan ile birlikte geçmişe doğru yol alırken yanlarına oturarak fotoğraf çektirme imkanı da buluyorsunuz. Ardından Mevlana ile karşılaşıyoruz. Bildiğiniz gibi Mevlana ait belirli bir resim olmadığı için Mevlana’nın heykeli için 22. kuşaktan torunu olan Faruk Çelebi’nin vücut şekli kullanılmış. Arka duvarına da semazen görüntüleri konulmuş. Tarihi kişiliklerden sonra bizi geçen yıllarda kaybettiğimiz Yaşar Kemal karşılıyor, hemen biz de karşısındaki koltuğa kuruluyoruz ve yazarımızla kısa bir sohbet ediyoruz. Ve ardından da Leonardo Da Vinci ve ölümsüz eseri Mona Lisa karşılıyor bizi, Upuzun sakallarıyla aslında denizlerdeki korsanları andırsa da önündeki tahta masadaki boyalar onu kolayca tanımamızı sağlıyor. Da Vinci ile fotoğraf çekildikten sonra Mona Lisa oluyoruz. ☺ Diğer bir kısımda da Apple’ın kurucusu Steve Jobs ile tanışıyorsunuz. Sırada Albert Einstein var. Dahi kavramının karşılığını birebir gösteren Einstein ile de fotoğraf çektiriyoruz. Hatta yapımcılar, ziyaretçiler için de düşünüp Einstein peruklarından koymuş kenara. O peruklarla birlikte de fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Bir de yan tarafta Einstein’in IQ testi var. Orada da seviyenizi ölçebiliyorsunuz. ☺ Bilimin dehasından sonra müziğin babası karşılıyor bizi. Piyanosunun yanında duran Mozart’tan izin isteyip hemen piyanonun önüne kuruluyoruz. Sizin çalmanıza gerek kalmadan o anda arka fonda Mozart’ın besteleri çalınıyor. Sırada da Yeşilçam’ın unutulmaz annesi var: Adile Naşit. Tombik yanaklarıyla ve elindeki kahve tepsisi ile karşılıyor bizi. Hemen yanına gidip bir fotoğraf çekiyoruz biz de. Spor bölümünün ilk sırasında ise Muhammed Ali bulunuyor. Geçen yıl Haziran ayında kaybettiğimiz boksör ile de fotoğraf çektirmeden ayrılmıyoruz. Yapımcılar burada yine ziyaretçileri düşünüp Muhammed Ali’nin eldivenleri ile aynı bir çift boks eldiveni ve kıyafetinden bırakmış. Bunları üzerinize giyerek ringteymişçesine bir hava yaratabiliyorsunuz. Peşinden hemen Usain Bolt’u görüyorsunuz. Muhtemelen bu onu görebileceğiniz en yavaş anı.☺ Ardından da Rafael Nadal ve Maria Sharapova çıkıyor karşınıza. Hidayet Türkoğlu’nun potaya uzanan halini görmeden olmaz değil mi? Yan kısımda da hem yurt içerisinde hem de yurt dışında ülkemizi hakkıyla temsil eden basketçimizi görüyoruz. Futbol olmazsa olmaz. Bu kısımda da Arda Turan, Messi ve Neymar ile gol atıp fotoğraf çekiniyoruz. Ayrıca sizin için bir sistem hazırlanmış, o sistem sayesinde karşınızdaki ekranda gol denemeleri yapabiliyorsunuz. Ve Sabiha Gökçen. İlk kadın pilotumuz gökyüzünde süzülmeye başlamadan hemen önce karşılıyor bizi. Bir kere daha gurur duyuyoruz onunla. Bu kısımdan sonra sinema bölümüne geçiyoruz. Burada ünlü şarkıcılar ve oyuncular bulunuyor. Michael Jackson ile moonwalk’un inceliklerini tartışıyoruz ve yapımcıların bıraktığı şapkayı ve parlak ceketi giyerek MJ’e katılarak ‘They Don’t Care About Us’ söylemeye çalışıyoruz. Ardından 7’den 77’ye herkesin özlediği Barış Manço ve MFÖ geliyor. Sonra televizyonda görmeye alışık olduğumuz ünlülere geçiyoruz. Justin Bieber, Bob Marley, Madonna, Beyoncé, Rihanna, Tom Cruise, Johnny Depp, Audrey Hepburn, Steven Spielberg, Jennifer Lawrence, Victoria Beckham, Marlyn Monroe, Vin Diesel’e kadar birçok sanatçı ile tekrardan tanışıyorsunuz burada. Sonra da Shrek ve E.T geliyor. Ardından da Türk ünlülerimiz VIP’te bizi bekliyor. Kıvanç’ı görünce hemen yanına oturup bir fotoğraf çekiyoruz. Bir daha nerede böyle bir poz alabiliriz ki? ☺ Sonra da Kerem Bursin’le karşılıklı hoş bir sohbet ediyoruz. 2015 yılında Diriliş filmi ile En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını alan Leonardo Di Caprio’yu da bulmuşken tebrik etmeyelim mi? Onu da tebrik ediyoruz. Biz gittiğimizde bir kız önceden sözü olduğunu söyleyip Leonardo Di Caprio’ya evlilik teklif etmişti ama beklediğini alamadı sanırım. ☺ Ayrıca Beren Saat ve Demet Akbağ’ın da heykelleri sergide bulunuyor. Madame Tussauds gerçekten herkesin bir kereliğine de olsa ziyaret etmesi gereken bir yer. Heykeller günden güne değişebiliyor fakat ortam ve hava hiç değişmiyor. Sürekli bir heyecan var. Ayrıca müzenin çıkışında bir hediyelik eşya satın alma kısmı da bulunuyor. Müzeye ulaşım da çok kolay. Hacıosman-Yenikapı metro hattı ile Taksim'de indikten sonra İstiklal Caddesi boyunca on dakika yürüdükten sonra müzeye rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Biletlerinizi oradaki gişeden alabileceğiniz gibi internet sitesi üzerinden de alabilirsiniz.
Kübranur Öztürk
Minik Yıldız Tozları
Tek bir çizgi olmak istersin bazen. Karanlığı delen, Güneş'e göz kırpan bir çizgi. Hayal etmekle başlarsın işe. Kapatırsın gözlerini ve düşünürsün. Kapıdan içeri girdiğini, gün ışığını nasıl aldığını, bazen sabaha karşı bakarsın, bazen gece yarısında dalarsın. Olur ya parçalı bulutlusundur belki. Perdelerini çekip kapanırsın içine. Kendini dinlersin.İçini, en derinini. En iyisini o bilir çünkü. Doğru olmasına gerek yok o söylesin yeter. Onu kaybetme yeter. Ve devam edersin. Düşünmeye, tasarlamaya, uğraşmaya. Bilirsin ki sadece güneşli günlerde yürürsen istediğin yere varamazsın. O çizgi olamazsın mesela. Tırtıldan kelebeğe giden yolculukta yorulursun, dinlenirsin, sıkılırsın. Bi durup arkana bakarsın. Gittiklerine, gördüklerine, hayran kaldıklarına, başardıklarına, yaptığına, yapamadığına, nerelerden geldiğine, yolda karşılaştıklarına, iyi ki kesişmiş yolumuz dediklerine, olmazsa olmazlarına, olmasaydı da olurdu'larına. Ve avuçlarında yıldız tozlarının biriktiğini görünce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle devam edersin. Daha mutlu, daha emin, daha bilinçli. Bilirsin ki onlarla bugüne geldin. Tam da şu ana. Bilirsin ki o istediğin çizgi olmak için biraz yıpranmalı, biraz uğraşmalı, biraz saçmalamalıydın. Bilirsin ki o çizgi olmak için elinde yıldız tozların, kendin ve sadece şu an var. Yani gerekli olan her şey.
Kübra Nur Hakseven
Bana Eşlik Eder Misin?
Neşeli kelimelerimi uyutup geldim. Hiçbir yüz mimiği vaat etmiyorum sana. Şanslısın. Sayfayı kapatır ve hayatına devam edersin. Ben kaçtıklarının içindeyim şuan. Nefes almak için geldim, eşlik eder misin?Uyuyorum, göz bebeklerim uyanık, düşünüyorlar. Beni kandırmışlar, yine sabah yorgun uyanıyorum. Uyumadan da dinlenmeyi mümkün kılan insanlar vardır. Onlara kaçıyorum. Onlara sığınıyorum. Onlarla dinleniyorum. Göz bebeklerim mutlu. Yemek yiyorum, ruhum da acıkmış, gurulduyor. Çorba doyurmuyor ruhumu. Köfte doyurmuyor. Yutkunuyorum, "Dünya yutkunmak yeridir." diyor bir ses. Daha çok acıyor canım. Gırtlağımda yanık bir tat... "İnsanlar da gıda gibidir." diyor başka bir ses. Kimi meyve gibidir vitamin olur sana, güç verir. Kimisine alerjin vardır, seversin ama zarar verir. Bazıları da ekmek gibidir, her haline her anına katık olur. Kutsal olur. Onlara acıkıyorum. Onlarla doyuyorum. Onlarla güç buluyorum. Ruhum mutlu. Yürüyorum, ayaklarım yürümek istiyor, ben değil. Ben yorulmuşum. Ayaklarımın içi içine sığmıyor. Eve gidersem yine duvarlar bana kızar ben de ağlarım diye kaçıyor ayaklarım. Koşuyorum. Nereye gittiğim önemli değil, sadece gitmem gerekiyor. Durmuyorum. Savaşıyorum ayaklarımla ama kaybediyorum. Onlar yorulunca kendimi denizi koklarken buluyorum. Deniz ehlileştiriyor beni balıklarıyla. Onlarla akıntıya karışıyorum. Onlarla soluk alıyorum. Onlarla dinç kalıyorum. Ben mutluyum.Mutlu olmak için uyumadan dinlenmeyi mümkün kılanları arıyorum, bulduklarıma sımsıkı sarılıyorum. Gıdamı alabileceğim sevecek birilerini buluyorum. Zehirleyenleri kendi zehrinde boğuyorum. Panzehir bir başkası oluyor, ona şükrediyorum. Bir insana verebileceğin en büyük lüks; yük olmamak. Sırtımda taşımadığım kim varsa ona koşuyorum. Mecbur olduğum için değil, içimden geldiği için önünde eğiliyorum. Yükünü hafifletiyorum. Ben de hafifliyorum. Uçuyorum. Ta ki başka açlıklara, başka uykusuzluklara, başka yorgunluklara kadar.
FERİDE
Sponsor
Ankara
Ankara bir garip şehirdir. Puslu, bulanık bir suya benzer. Dışardan bakıldığında cazibesi yok gibi gelir ama bir yudum havasından aldığınızda doğallığı içinize işler. Lakin doğallığı sevimliliğinden gelmez. Aksine doğallığı ile can yakar. İstanbul gibi değildir. Ankara’nın göz boyamaya hiç ihtiyacı yoktur. Acısını da güzelliklerini de gözlerinizin önünüze serip bir seçim yapmanızı bekler. Gri ve ağır taşlarla çevrili sağlam bir kale gibidir, asla yıkılmayan. Kalenin içine giren bir daha çıkmak istemeyeceği gibi kalmak da istemez. Oraya girenler işte o zamanlar Ankara’nın insanı cezbeden zekasını anlayabilir. Garipliği de orada ortaya çıkar. Gitmek ve bir daha gelmek istemezsiniz ama gitmek bir o kadar da zor gelir.Gelmiş geçmiş en yetenekli mimarın elinden çıkan puslu bir şehir; ne şairler ne de hikayeciler bu pusun ardını göremez. Göremezler ve o pusun ardındaki gizemi asla kelimelerine dökemezler. Söz konusu Ankara ise tüm kalemler lal olur. Ve her şeye rağmen bir kere bu şehre adım atmışsanız, kesinlikle devamı gelir. Ardı arkası kesilmez. Tıpkı benim gibi kaçar durur ama sonunda yine kendinizi bu şehrin göbeğinde o puslu havayı ciğerlerinize dağıtırken bulursunuz. Havası ciğerlerinizi yakar. Bir şeye benzetmek isteseydim; anasonlu nargile gibi derdim. Tadının ciğerlerinizi yakacağını bile bile solumak istersiniz. Farklı bir bağımlılık anlayışını size benimsetir. Bir bozuk saat gibi gider gelir yine orada durursunuz. Ya Ankara’yı sevenler? Eğer orayı seven insanlar tanıyorsanız; tutun ve asla bırakmayın. Sevmeyi en güzel onlar bilir. Sevmenin değerini de en güzel onlar yaşatır. Ankara’yı sevmek yürek ister ve o sevenlerde yüreğin en muazzam hali vardır. ‘Delikanlı’ diye bir tabir vardır ya bu en çok Ankara’ya bir de orayı sevenlere yakışır. Ankara, sözde değil özünde delikanlıdır.
pirayediyorlar
..
Gecenin bir yarısı uyanırım, her daim, ansızın.. Ama böyle ansızın dediysem de, kimi zaman güzel bir rüyanın ortasında gerçeğe uyanmanın hayal kırıklığı ile mesela.. Kimi zaman da kötü bir rüyanın ortasında uyanıp şükretmek gibi...Saat 01:44.. Uyku yok bu gece, son birkaç gecedir olduğu gibi..Sebebi mi? Bilmem.. Ya da biliyor olabilirim, yani sanırım..Uykusuzluklar, dalgınlıklar, sebepsiz gülümsemeler.. Böyle hani aniden üzüntü basar, nedenini bilmezsin de sonradan sırf tek bir sebebe bağlanıp mutlu olursun ya.. Ya da böyle en mutlu anında bir anda ne olduğunu bilmeden bir üzüntü boğar, nefes aldırmaz.. Oysaki her şey yolundadır, sevdiklerin her zamanki gibi yine yanındadır, sağlıklısındır, nefes alıyorsundur gibi gibi.. Ya hani diyorum ki, bir filmin mutluluk sahnesinde hıçkırıklara boğulmak mesela, anlar mısın beni? İşte tam o an "Ancak.." dersin, "bir şey eksik".. Sorsalar söyleyemezsin..Hani söylesen sanki 1.sınıfta o herkesin seninle dalga geçtiği zamana geri dönecekmiş gibi hissedersin. Bakışların her birinin aslında küçüklüğünde aklında travma yaratan haliyle bir anda karşında belireceğini düşünürsün..O eksik aklından hiç çıkmaz ama mesela bak. Uyanırsın, uyursun, uyanırsın, uyursun, uyanırsın.. Hiç gitmez o, aklının en sağ köşesinden en soluna kadar, her bir hücrende.. Hani derler ya "Bütün kara parçalarında, Afrika da dahil..", işte diyorum o hesap benimkisi..Bilmem, anlar mısın beni?Tabi ki anlayamayabilirsin.. Çünkü ben, "fotoğraflarına baktığında kendini gülümserken bulmak da sevdaya dahil olmalı" dediğimde bu sözün ilhamını sordukları vakit söyleyemeyecek kadar içime kapanığım artık.. Eski ben olsa " ya seviyorsan git konuş bence" der ansızın karşında belirebilirdi mesela.. Şimdi ise korkuyorum, hem de çok..İnsan sevmekten korkar mı?Eskiden yaşadığı güvensizlikleri yanında bir bavul misali taşıyan bir septik ise eğer karşında duran, evet, işte o kişi korkar sevmekten, sevdiğini belli etmekten.. Ya şey gibi.. Hani mesela eski şairler vardı edebiyat kitaplarında, böyle uzaktan severlerdi, pervane böcekleri gibi derdik onlara, kapılırsa yanacağını bilirdi, öylece uzaktan severdi.. Onları getir gözünün önüne.. Şimdi onun yerine beni koy karşına, merhaba..Saat 02:10.. Hani şimdi yazıyorum ya mesela, öylece, bilinçsizce.. Kimin okuyup, kimin aynı duyguları benimle paylaştığını bilmeden.. Sen de okur musun sahi? Hani olur da bir zaman denk gelirsen mesela diyorum.. Okusan bile ben bunu hiç bilmeyeyim.. Bilirsem bakamam çünkü yüzüne, dedim ya pervane böceği misali.. Bir gün, olur da bir yerde oturup izlersek şehrin manzarasını sabaha kadar, elimizde çayın verdiği sıcaklıkla, işte o zaman anlatacağım sana her şeyi.. İşte o zaman söyleyeceğim şu dizeleri, söz veriyorum:"Gönül yarası bu, hadi sırası bu Hazırım canımdan geçmeye geldim..."Saat mi? 02:21...
Karadeniz Kızı
Aldatan Eski Sevgiliden Alinacak En İyi̇ İnti̇kam
Arkadaşlar Merhaba. Aldatan eski sevgiliden alınacak en iyi intikam nedir ? En beğenilen 3 Yorum ödül alacaktır. Orjinal Olabilirsiniz🏄😇 Yorumları alalım , bol şans herkese😎 1. 100 Tl2. 50 Tl3. 25 Tl
Mert Güngördü
Yabancı Dizi Arayışında Olanlar Buraya !
Merhaba!Hiç vakit kaybetmeden önerilerime başlıyorum.(Dizilerin sıralamasını iyiden kötüye doğru değil rastgele yaptım.)İyi okumalar.1-) SherlockOyunculuk, senaryo ve çekim kalitesi yüksek bir dizi arayışındaysan (ki muhtemelen bunun için buradasın) doğru adres : Sherlock.Kısa kısa :* IMDB : 9.3* İlk bölüm yayın tarihi: 25 Temmuz 2010* Son bölüm yayın tarihi: 15 Ocak 2017* Dizide polisiye, gizem, dram, suç temaları ele alınıyor.* Dizinin her bölümü 1.5 saat sürüyor. Ama bu bölümleri birer film tadında izleyeceksin.* Sherlock rolünün sahibi Benedict Cumberbatch, bu rol için biçilmiş kaftan. Karakterin özelliklerini büyük ölçüde izleyicilere yansıtıyor, rolüyle tam olarak özdeşleşiyor.* Dizi 4 sezondan oluşuyor ve her sezon 3 bölüm* 12 bölümü bir oturuşta bitirmek isteyebilirsin. Sonlara doğru yaklaştıkça bitmemesini isteyeceksin.* Ayrıca bu bölümler haricinde dizinin özel bölümleri de mevcut. Onları da izlemelisin.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=Nj7ZSUkTTVI/Diziye başlamak için buraya : http://dizilab.net/sherlock/sezon-1/bolum-12-) Game Of ThronesGame Of Thrones'u tabiki de izliyorum diyorsan, harika.Başlamalı mıyım? diyorsan okumaya devam.Elbette listene alman gereken dizilerin başında bu dizi geliyor.Çünkü tek kelimeyle muh-te-şem bir dizi.Senaryo, oyunculuk, çekimler, mekanlar, kostümler. Diziyi izlemen için sebep çok, izlediğinde hak vereceğine eminim.Kısa kısa : * IMDB : 9.5 * İlk bölüm yayın tarihi: 17 Nisan 2011* Son bölüm yayın tarihi: 26 Haziran 2016* Dizide yedi krallığın taht mücadelesini izliyoruz. * Her bölümü ortalama 55 dakika sürüyor.* 6 sezon yayınlandı. 7.sezon ise 16 Temmuz 2017'de başlayacak. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=iGp_N3Ir7DoDiziye başlamak için buraya : http://dizimag2.co/senorhtfoemag2/1-sezon-1-bolum-izle-dizi.html3-) F.R.I.E.N.D.SHala Friends'e başlamadıysan, çok şey kaçırdığını söyleyebilirim.İzlerken keyif alayım, mutlu olayım, başka birşey düşünmeyeyim diyorsan doğru adres : Friends.Kısa kısa : * IMDB : 9.6* İlk bölüm yayın tarihi: 22 Eylül 1994 * Son bölüm yayın tarihi: 6 Mayıs 2004* Dizinin her bölümü ortalama 20 dakika sürüyor. * 10 sezondan oluşuyor ve bölümler o kadar akıcı ki, kendini bir günde birkaç sezon bitirmiş olarak bulabilirsin. Diziye başlamak için buraya : http://www.dizist1.com/izle/friends-1-sezon-1-bolum4-) Breaking BadBu dizi hakkında uyuşturucu, kimya öğretmeni ve kanser kelimelerini duymuş olmalısın.Evet dizinin anahtar kelimeleri bunlar gibi gözükse de, müthiş bir oyunculuk, muazzam çekim detayları ve gerçek hayata yakın oluşu bakımından çok çok iyi bir dizi olduğunu söyleyemeliyim.Kısa kısa : * IMDB : 9.5* İlk bölüm yayın tarihi: 22 Eylül 1994 * Son bölüm yayın tarihi: 6 Mayıs 2004 * Dizide aksiyon, dram, suç temaları ele alınıyor. * Dizinin her bölümü ortalama 50 dakika sürüyor. Uzun gibi gelmiş olabilir ama keyifle izleyeceğini garanti ediyorum.* 5 sezondan oluşuyor. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=HhesaQXLuRY/Diziye başlamak için buraya : http://www.dizist1.com/izle/breaking-bad-1-sezon-1-bolum5-) Silicon ValleyGirişimcilik, teknoloji, yazılım dünyası hakkında merak ettiğin sorular varsa, bu diziyi izleyerek merakını giderebilirsin.Keyifle izlenecek bir dizi.Bir Bilgisayar Mühendisi olarak bilişim sektörünü teknik detayları ve komik yanlarıyla inceleme fırsatı buluyorum.Diziyi izlemek için ille de mühendis olmaya gerek yok elbette :)Kısa kısa:* IMDB: 8.3* İlk bölüm yayın tarihi: 6 Nisan 2014 * Son bölüm yayın tarihi : 7 Mayıs 2017* Her bölümü ortalama 25 dk sürüyor.* Dizinin 4.sezonu devam ediyor.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=69V__a49xtw/Diziye başlamak için buraya : http://dizipub.com/silicon-valley-1-sezon-1-bolum-izle/6-) How I Met Your MotherFriends hakkında konuşup bu dizi hakkında konuşmamak olmaz elbette.Hangi dizinin daha iyi olduğu klasik bir tartışma konusu olsa da bana kalırsa ikisinin de kendine has bir havası var.Elbette ki HIMYM'nin Friends'ten esinlendiği çok şey var.Diziyi beğenmeme ihtimalinizin olmadığını düşünüyorum.Kısa kısa: * IMDB: 8.4* İlk bölüm yayın tarihi: 19 Eylül 2005 * Son bölüm yayın tarihi : 31 Mart 2014 * Her bölümü ortalama 20 dk sürüyor. * 9 sezondan meydana geliyor.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=JlhveYg7h0k /Diziye başlamak için buraya : http://dizipub.com/how-i-met-your-mother-1-sezon-1-bolum-izle/ 7-) FringeBilim kurgu sevenlerden misin? Doğru adres : Fringe.Dizi FBI dizisi olması dışında, farklı konusu ve fantastik yanıyla izleyiciyi kendisine çekiyor.Oyunculuk ve senaryo bakımından çok kaliteli bir dizi.İlk bölümü uzun ve sıkıcı bulabilirsiniz ama diziye devam ettiğinizde memnun kalacaksınız.Kısa kısa: * IMDB: 8.4 * İlk bölüm yayın tarihi: 9 Eylül 2008* Son bölüm yayın tarihi : 18 Ocak 2013 * Her bölümü ortalama 50 dk sürüyor. * 5 sezondan oluşuyor. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=29bSzbqZ3xEDiziye başlamak için buraya : http://dizimag2.co/fringe/1-sezon-1-bolum-izle-dizi.html/8-) YoungerYounger'ın keyifli bir dizi olduğunu söyleyebilirim.Kısa kısa bölümleri ile kafanızı dağıtmanıza yardımcı olabilecek bir dizi. Kısa kısa: * IMDB: 7.7* İlk bölüm yayın tarihi: 24 Şubat 2015* Son bölüm yayın tarihi : 14 Aralık 2016 * Her bölümü ortalama 20 dk sürüyor. * 3 sezon yayınlandı. 4.sezonu 28 Haziran 2017'de başlayacak. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=rw9zFMbkQksDiziye başlamak için buraya : http://dizilab.net/younger/sezon-1/bolum-1Umarım faydalı bir yazı olmuştur.Keyifli seyirler!
Gizem ER
Tayland Vol.2
Merhaba Gezginler, Tayland ile ilgili yazımızın ikinci kısmında Bangkok' tan Krabi bölgesine ulaşım, dikkat edilmesi gerekenler, Krabi'nin güzellikleri, Railay sahili, Ao Nang sahili ve Ao Nang den hareketli Phi Phi tekne turlarından bahsedeceğiz. Krabi Thayland'ın güneyinde Phuket in doğusunda yer alan bir körfez bölgesidir. Yakınında en ünlü ada olan Phi Phi yi de içerek birçok adalar grubu vardır. Bölgeye ulaşımın en pratik yolu havayoludur. Bangkok tan Krabi havaalanına günde 10 üzeri uçuş bulunmaktadır ve fiyatları gidiş dönüş 120 TL civarındadır. Siz biraz daha maceralı bir ulaşım tercih ederseniz tren yolculuğunu seçebilirsiniz. Ancak trenle seyirli bir yolculuk maceranıza bir gün daha eklemek demek olacaktır.Ben Krabi bölgesinde Ao Nang sahilini ve Railay sahilini ziyaret ettim. Railey sahili mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Eğer havayolu tercihiniz ise Ao Nang bölgesine Krabi havaalanından yaklaşık 30 dklık bir taksi yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Taksi ile pazarlık yapmayı unutmayın ve eğer isterseniz aynı bölgeye giden başka turistler ile taksiyi de paylaşabilirsiniz.Ao Nang sahilinde kalmayı düşünürseniz Krabi Resort kalınası en makul otel olabilir. Diğer oteller daha bir pansiyon havasında ancak Krabi Resort size istediğiniz tropik ortamı sunacaktır. Krabi Resort ve Ao Nang sahili resimleri eminim sizi bu bölgeye gitmek için cezbedecektir :)Krabi ResortKrabi Resort RestaurantAo Nang SahiliBölgede birçok uygun fiyatlı taze balık pişiren restoran mevcutRailay SahiliGelelim bölgede yapabileceklerinize; birçok lokal Thai yemeğini uygun fiyata deneyebilir, bölgede bulunan masaj merkezlerinde rahatlayabilir, hindistan cevizi suyunuzla sahilde güneşlenebilir ve bölgeden kalkan turlar ile maymunlar tapınağı olarak bilinen Wat Tham Suea yi görebilir, filler ile banyo yapabilir ve ya ada turlarına katılabilirsiniz.Wat Tham SueaUnutmayın bu bölgedeki turlar için her zaman pazarlık yapın, fiyatların ne kadar indiğini görünce şaşıracaksınız. Tekne turlarına mutlaka katılmanızı öneririm. Aşağıdaki resimlere göz gezdirdiğinizde zaten ne demek istediğimi anlayacaksınız :)bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Kabak Vadisi
Merhaba Gezginler,Bu yazımızda gizli cennet Kabak Vadisinden bahsedeceğiz. Kabak Vadisi Muğla ilimize bağlı Fethiye bölgesinden yaklaşık 20 km uzaklıkta keşfedilmemiş bir bölgedir. Ölüdeniz' e de yaklaşık 16 km uzaklıktadır. En meşhur vadilerimizden biri olan Kelebekler Vadisi ise sadece 7 km uzaklıktadır.Vadiye en yakın havalimanı Fethiye de bulunan Dalaman Havalimanıdır. Buradan Havaş ile Fethiye Otogarı’na gelebilir (yaklaşık 45 dk) ve Carrefour’un önünden her 2 saatte bir kalkan Faralya – Kabak dolmuşlarını kullanabilirsiniz. Son durağa geldikten sonra ise ister vadinin servislerini kullanarak isterseniz Likya Yolu'ndan boyalı taşlar eşliğinde yürüyerek vadiye inebilirsiniz. Fethiye bölgesinden taksi ile de yaklaşık 50 TL lik bir ücret ile vadiye gelebilirsiniz. Size kalmanız için Kabak Avalon Bungalows' u kesinlikle tavsiye ederim. Yabancı bir çiftin işlettiği bu otel Kabak Vadisinin en konforlu konaklama alanlarından biri. Tabi siz kamp yapmak isterseniz o başka :)Aşağıdaki gibi bir manzara ile güne başlayabilirsinizSonsuzluk havuzunun keyfini sürebilirsiniz.Aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi otel koyun üzerindeki tepede yer alıyor. Otelden koya yürümek 15 dk sürüyor. İnerken göreceğiniz manzara ise muhteşem.Sabah kahvaltısında bu muhteşem manzara gerçekten de iştah açıyor :)Akşamları etrafta hiçbir ışık bulunmadığından yıldızları çok çok net görebilirsiniz.Kabak Koyu berrak ve sakin denizi ile huzuru bulabileceğiniz bir yer. Ancak denizi ve sahili biraz taşlı. Kum severler için baştan uyaralım :)Bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Aamir Khan' In Oynadığı Filmler
Aamir Khan, Hint sinemasında adını en çok duyduğumuz kişilerden biri. Benim gözümde Aamir Khan’ı izlenilecek bir yapımcı, aktör vb. kılan şey sinemalarında işlenen konular olmuştur. Bir çok toplumsal meseleye ışık tutulmuş ve bu beyaz perdeye yansıtılmıştır. Gerek ülkesinin siyasi, politik konuları, gerek eğitim anlayışı, gerekse kadın-erkek konuları, olaylara farklı bakış açıları çok güzel ve anlaşılır şekilde insanlara sinema olarak sunulmuş ve bana kalırsa farkındalık oluşturulmuştur. Aranızda eğitimle ilgilenen ya da eğitimci arkadaşlar varsa mutlaka “3 idiots”,” Taare Zameen Par” izlemiştir. Eğer izlemeyen varsa kesinlikle tavsiye ederim. Zaten ben tavsiye etmesem de internette, en iyi eğitici/izlenmesi gereken film vb. bir şey yazınca karşınıza bu film çıkacaktır. Birkaç tanesinden kısa kısa bahsetmek istiyorum. Bu arada sizlere tavsiyem, filmleri izlerken not alıp ardından minik araştırmalar yapabilirsiniz. Fanaa : Bu filmde tabi ki de bir aşk hikayesi var. Fakat aynı zamana Hindistan ile Pakistan arasındaki Keşmir sorununu da gözler önüne sürüyor. Taare Zameen Par: Disleksi olan bir çocuğun ailesi ve okulunda yaşadığı olayları çok güzel yansıtıyor. Disleksi çocuğun gözünden harflerin sayıların nasıl anlaşıldığını vb. gösteriyor. İyi bir öğretmenin ne kadar fark oluşturabildiğini gösteriyor. 3 idiots : Bu filmde eleştirilen anlayış, erkeklerin mühendislik, kadınların ise tıp okumaları üzerinedir. Bu süreçte öğrencilerin ilgi alanlarına göre bir meslek tercih etmeleri vb. konuları işlemiştir. Peekay: Dünyaya gelen bir uzaylının dünyaya ve insanlara olan bakış açıları ve komik bir çok tespiti yer alıyor. Dangal : Bu film Aamir Khan’ın en son filmi. Burada da eski güreşçi bir babanın oğlu olmaması ve kızlarından ikisini güreşçi olarak yetiştirmesini ele alıyor. Kız çocuklarını erkek gibi eğitmesi ve onlarda oluştuğu psikoloji, örneğin saçlarının kesilmesi sahnesi gibi olaylar dikkat çekiyor. Bu filmde eski güreş şampiyonu olan baba, kızları üzerinde disiplinle ve zorla antrenman yaptırması ilk başta kızlarının hoşuna gitmese de, erken yaşta evlenen arkadaşlarını görmek onların fikrini değiştirecektir. Filmde verilen mesaj gayet anlamlıdır. Dangal filmini yeni izleyen biri olarak en çok komik gelen sahnelerden birini paylaşmak istiyorum. Eski güreş şampiyonu baba, kızlarına maddi olarak zor olsa da tavuk yedirerek güçlenmelerini ister. Ve tavukçuya gider. Fotoğrafta gördüğünüz gibi pazarlık ederler. Tavukçu ağabey “bana mantıklı açıklama yap neden 25 rupi ye vereyim, bu işten benim karım ne olacak” der. Baba ise kızları güreşlerde derece aldığında kimin tavuğunu yediğini soracaklarını, tavukları bu dükkandan aldığını söyleyeceklerini söyler. Teklif kabul edilir.Buyurun sonuç, tavukçu iyi bir iş çıkarır. Ünlenir. :) :) Önceki bir yazımda “God is close, Allah yakındır” da belirtmiştim. Farklı ülkelerin sinemalarını izlemenin bizlere farklı bakış açıkları sağladığını düşünüyorum. Hint filmlerini izlemediyseniz bir göz atmanızı tavsiye ederim.
hozaravala
Aile Tanımın Nasıl?
Toplumun sana dayattığı kavramlardan uzaklaşmanın zamanı geldi. En yakınından önemsiz sandığın reklamlara kadar her şeyle büyüleniyorsun ama şimdi panzehiri yudumla. Aile dünyanın en harika arkadaş grubu, diğerlerine göre en uzun ömürlüsü. Bu kalıcılığın verdiği güvenle en iyi aile içinde atıp tutarsın, en çok aile fertlerini yaralarsın, geç de olsa en affedici onlar olur. Onlara verirsin elindekileri onlar da sana aynısını yapar peki ya sonra? Koşmaya ihtiyaç duyduğunda uzaklaşmak istediğinde müsaade ederler mi sana? Mesele bu işte. Aile sen ihtiyaç duyduğunda yanında olan ve gerektiğinde seni özgür bırakan en çok saygıyı hak eden arkadaş grubun olmalıdır. Aile bana göre ağaç gibi. Hepsinin büyümesi için farklı iklime ihtiyacı var. Hepsi farklı oranlarda su ister, farklı meyveler verir, çiçekler açar. Kimi ağaca herkes bayılır gıptayla bakar, kokusuyla büyülenir. Kimi de sadece ağaçtır. Her birey ailesinin ağacında ayrı bir meyvedir ve vakti geldiğinde kopup ayrılmalı. Kendi ağacı, meyveleri olmalı. Eğer o meyveyi vakti geldiğinde dalından koparmazsan, çürür. Önce kendi çürür, sonra yaprakları... Daha sonra bulunduğu dalı hasta eder, ağaç eski sağlığını, güzelliğini yitirir. Eğer kopma zamanın geldiyse, korkma! Fırtınalarla sen de başa çıkabilirsin. En kötü birkaç dalın kırılır ama seçtiğin yolunda tecrübelerinle devam edersin, ilerlersin. Hadi korkma kimsenin elinden tutmasına ihtiyacın yok! Kendin ol, kendi meyvelerin, ağacın olsun. Ama çürük olmasın. Koptuğun ağacından ayrıldın diye de üzülme sakın. Ne zaman istersen gölgesinde soluklanabilirsin. İlk ağacın seni asla bırakmayacak olan, ama diğer taraftan da kopman gereken. Bağımlı olma ilk aile ağacına, bağlı ol. Kalbinle bağlı ol, anılarınla bağlı ol, sana öğrettikleriyle bağlı ol. Ama karar verirken, seçimlerini yaparken bağımlı olma onlara. Kendi sorumluluklarını al. Kendi ağacın için tecrübeler biriktir. Kendine uygun iklimi bul, kendi toprağını, kendi bahçeni bul. Nerede çiçek açmak istiyorsan bağlı olduğun anılarını al orada büyü. Çiçeklerinle, meyvelerinle "BU DA BENİM AĞACIM!" diyeceğin günü hayal et. Ona koş her zaman. Ve sakın çürüme. Seni çürütmelerine de izin verme. Yolun açık olsun tatlı tohumcuk, güzel bahçelerde buluşmak ümidiyle! Söylemek istediklerin mi var? Dalından kopma arzunla dolu hikayelerini dinlemek için sabırsızlanıyorum. Yorum yapabilirsin şekerim.
FERİDE
Tayland Vol.3
Merhaba Gezginler, Tayland ile ilgili yazımızın üçüncü kısmında Krabi'den hareketle Koh Yao Noi adasına gidip dünya üzerindeki küçük cenneti keşfedeceğiz ve oradan da Phuket üzerinden Bangkok a geri dönerek Bangkok gece hayatından bahsedeceğiz. Krabi'nin güzelliklerinden ayrılmak her ne kadar zor da olsa gideceğimiz adanın muhteşem doğası yolculuğumuzu çok keyifli ve heyecanlı bir hale getiriyordu.Koh Yao Noi adası ufak bir kasabası, minik bir limanı ve bakir doğası olan bir bölge. Ada içinde 2 ünlü otel bulunuyor. Six Senses Yao Noi ve Paradise otel kalabalıktan uzaklaşıp doğa ile iç içe bir tatil yapma imkanı sunan harika oteller. Ben adanın en kuzey kısmında Paradise oteli tercih ettim. Six Senses birazcık daha lüks bir otel ancak fiyatları Paradise'a göre çok daha yüksek. Ayrıca Paradise otelde uygun sezonlarda giderseniz çok uyguna resimlerde göreceğiniz odalarda kalabilirsiniz.Öncelikle Krabi den Koh Yao ya nasıl ulaşacağımızdan bahsedelim. Dilerseniz otel ile konuşup özel sürat teknesi ayarlayabilirsiniz. Ancak kişi başı yaklaşık 200 TL lik bir parayı gözden çıkartmanız gerekir. Diğer bir ulaşım yöntemi ise taksi ve ya tuk tuk kiralayarak Ta Khao Pier limanına ulaşıp "longtail" adını verdikleri büyük tahta tekneler ile Koh Yao adasına ulaşabilirsiniz. Toplam maliyetiniz kişi başı 50 TL yi geçmeyecektir.Benim yolculuğum çok yağmurlu bir güne denk gelmişti ve longtail yolculuğu baya maceralı bir hal almıştı. Uyarmak isterim ki kötü hava koşulları nedeniyle tekneler batabiliyor. Dikkatli olun !Tuk Tuk yolculuğuTa Khao PierLong Tail Paradise Otel - PLUNGE POOL DELUXE STUDIOParadise Otel - PLUNGE POOL DELUXE STUDIOKoh Yao da gün doğumuEğer bir gün yolunuz düşerse mutlaka sabah 6 da kalkmanızı, gün doğumunu izlemenizi ve sahilde yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim.Paradise otel doğa ile tamamen iç içe. Dikkat edin karşınıza insan büyüklüğünde kertenkeleler çıkabilir :)Eğer ıssız bir adada kafanızı dinlemek ve doğa ile iç içe olmak isterseniz kesinlikle gitmeniz gereken yer Koh Yao adası. Yemekleri, sahildeki içecek ikramları ve oda servisi ile de miğdenize hitap etmeyi biliyorlar. Yerel ve dünya mutfağından lezzetleri rahatlıkla deneyebilirsiniz.Koh Yao adasından ayrılmak gerçekten bir hayal kırıklığı oluyor. Ancak yolculuğumuz devam etmeli ve sıradaki hedefimiz tekrardan Bangkok :)Bangkok a ulaşmak için Phuket bölgesine tekne ile yolculuk yapıp sonrasında uçağa bindik. Sanırım Koh Yao dan Bangkok a en kısa ve en hızlı ulaşım bu şekilde. Ayrıca Tayland içi uçuşlar 50-70 TL arasında olduğu için oldukça da ekonomik.Ve tekrardan Bangkok tayız. Bu sefer gece hayatından ve meraklısı için çılgın eğlencelerinden bahsedeceğiz. Gece hayatı denince akla Bangkokta bulunan ünlü gece kulüpleri ve yetişkinlere yönelik eğlence merkezi olan Nana Plaza geliyor. Gece kulüpleri ile başlayalım:Levels Club, Lounge & Terrace keyifli ve nispeten daha nezih bir ortam sunuyor. Genellikle canlı müzik oluyor ve ücretsiz girişi olan bir mekan.Aynı bölgede bir diğer ünlü kulüp Climax yer alıyor. Burada da genellikle canlı müzik oluyor ancak girişi ücretli.Bangkok bir çok gece kulübüne ev sahipliği yapmakta ancak beğendiğiniz ya da duyduğunuz bir kulübe gitmeden önce internetten bir bakmakta fayda var. Çok pahalı fiyatlarla ve hoş olmayan davranışlarla karşılaşmamak için araştırmanızı tavsiye ederim.Gelelim her turistin mutlaka uğradığı Nana Plazaya. Öncelikle bir ön izlenim vermesi adına resimler ile başlayalım :) Uyarmam gerekir resimler bazı okurlar için rahatsız edici bulunabilir ! Ancak Bangkok un en meşhur eğlence merkezinden bahsetmeden Tayland serüvenimizi bitirmek uygun olmayacaktır.Nana Plazanın bukadar popüler olma sebebi turistlere yönelik şovlar içermesidir. Giden insanların çoğu şovları izlemek için gitmektedir. Yanlızca erkekler değil kadınlar da bu şovları izlemekl için Nana Plazayı doldurmaktadır. Tabi bunun haricinde para karşılığı özel dans ve farklı hizmetler de sunulmaktadır. Nana Plaza içinde dansçılar, striptizciler, gogolar, ladyboylar ve eskortluk hizmeti sunanlar bulunmaktadır. Kim ile konuştuğunuza dikkat etmenizi öneririz.Umarım Tayland rehberimizi beğenmişsinizdir. Bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Instax Mini 8 Alacaklar, Almak Isteyenler Once Buraya!
Merhabalar , simdi su siralar ozellikle daha bir herkesin elinde gordugum bir makineden soz edecegiz "Instax Mini 8" , FujiFilm'in uretmis oldugu bu jelibon kadar tatli aletlerin renk secenegi de bir hayli fazla.(renkleri koyacagim) Mordan tut , sari , pembe, mavi ve daha bir suru secenek ile bize "acaba hangi rengi alayim" arasinda kafayi yedirten bu makineleri avantajlari ve dezavantajlari acisindan inceleyecegiz. Alacaksaniz , almayi dusunmus de guvenememis ya da etrafinizda almayi dusunen biri var ise mutlaka once buraya baksin derim cunku inanin bazi dezavantajlari da mevcut. Oncelikle su siralar basta da fotografcilik olmak uzere populer kultur eskiye kaymis vaziyette. Eski ozleniyor , eski seviliyor ne bileyim eski sarkilar, sessiz, siyah beyaz filmler, plaklar , pikaplar, gramofonlar surusune bereket ne kadar antika esya varsa o tozlu depolarindan tekrar gun yuzune cikti. Iste bu olay " Eskiye Kayma." E durum bu olunca da fotograf makineleri digitallerden , o klasik Cannonlardan Nikonlardan cok anolog ve paloroid makinelere kaymis oldu. Bizim incelememiz altindaki alet bir paloroid makine, cektigimiz anda elimize filmin geldigi ve boyle sallaya sallaya fotografin belirmesini bekledigimiz heyecanin ta kendisi. Fujifilm ise eskiyi yeniyle harmanlayarak tatli mi tatli kucuk modern gorunuslu ama eski icerikli bir birlesik olusturmus , adini da Instax Mini koymus, cok da guzel olmus. Ozelliklerinden soz edicek olursak bu makineler oldukca kucuk ve hafif , rahatca tasinabiliyor. Kutunun icinde makine ile ayni renkte bir aski cikiyor ve makinemiz 2 tane kalem pil (alkali pil olmali , sarji uzun dayananlardan) ile calisiyor. Cikan fotograf kredi karti boyutunda ve ciktigi gibi fotografa erisimimizin olmasi harika ornegin bir arkadasiniza hediye vesaire edebilirsiniz, cuzdaninizda tasiyabilirsiniz , gercekten ama gercekten sizin icin onemli anlari fotograflayabilirsiniz hos ve manevi olur. Gercekten onemli diyorum cunki evet, oyle zirt pirt cekemezsiniz cunku bir makinedeki film sayimiz 10 ayrica filmlerin fiyati da bir hayli tuzlu. 10 TANE FILM 40 LIRA! ama bazi pasajlarda (Istanbul'da mevcut , 25 liraya da buldugum oldu) O yuzden fazla secici olmaliyiz :DFilmi yerlestirirken film kapagini aciyoruz , 10lu film paketini koyuyoruz ve kapatiyoruz sonra da o kapagi bir daha acmiyoruz cunku acilan kapak ile filmler yanabilir. Makinemizin odak uzakligi ise biraz kisa ve zoom yapabilme ozelligi yok bu da bir dezavantaj, fazla uzaklik olunca pek netleyemiyor. Isiga gore ayarlanmis cesitli cekim modlari mevcut , lensimizin uzerindeki kucuk gosterge isigi otomatik olarak ortamin isigini algilayarak o modun uzerine atliyor ve siz de lensi o moda uygun olarak ceviriyorsunuz. Modlar ev, bulutlu, isikli,cok isikli vesaire gibi kucuk sembollerle belirlenmis ve algilanmasi bir o kadar kolay. Delikten bakiyor ve buyuk dugme ile cekiyorsunuz ve filmin cikmasini bekliyorsunuz. Cikan fotografi sallamak biraz adettendir lakin okudugum bir yerde bu fotograflarin sallanmasinin fotografin goruntulenmesini yavaslatacagi yaziyordu, emin degilim.Siz gene de sallayabilirsiniz, fotografta bir bozulma olmuyor. Genel olarak renkler de duzgun. "Ne yapicam ben kucuk kucuk bir suru fotografi be?" derseniz de bu fotograflar icin uretilmis kucuk albumler var 30 tl gibi bir fiyat ile alip hatiralarinizi bu sekilde saklayabilirsiniz ayrica film kenarlarinin desenli olanlari var rengarenk,kareli,cizgi roman desenli gibi ve buna ek olarak da siyah beyaz filmler de mevcut sanirim onlar da 42 liraydi. Makinenin fiyati ise D&R gibi magazalarda ve elden alimda 300-400 liraya varirken (cesitli setler halinde satiliyor icinde albumu, kalemi,fotograflari yapistirmak icin renkli renkli bantlari ve filmleri ile ama bunlari ayri ayri temin ederseniz inanin daha ucuza gelir) internette 200 kusurlerde bulunabiliyor. Umarim yardimci bir yazi olmustur ve soru isaretleri kalmamistir. Kendinize iyi bakin mutlu kalin, sevgilerr!
Ophelia.
Baba Olacakların Günü
Bugün baba olacaklara söyleyeceklerim var. Köprüden önceki son çıkışta yakalamak istediklerim, umarım ulaşırım size. Süslü babalar günü cümlelerim olmayacak bugün. Kimseye alkış tutup, kimseyi yüceltmeyeceğim. Hoşuna gitmeyebilir, senin seçimin, sayfayı kapatır ve neşeli (!) hayatına devam edersin. Babalara yazmıyorum bugün. Kötü babaları eleştirmiyorum. Onların "baba" anlayışı bu demek ki, umarım hep kendileri gibi insanlarla karşılaşırlar, aynı muameleyi görürler. İyi babalara da alkış tutmuyorum. Onların vazifesi bu. Ne mutlu ki içlerinden geliyor, hissedebiliyorlar. Onların da "baba" anlayışı bu demek ki, umarım hep kendileri gibi insanlarla karşılaşırlar, aynı muameleyi görürler. Parmaklarımın ucunda dikenler var sanki bugün. Tuşlara bastıkça dikenlerim batıyor, etrafıma değil, kendime. Düşüncelerim önce benim canımı yakıyor ama nafile. Realist olmamız gereken noktalar var. Onları kaçırıyoruz. Beraber yakalayalım. Rica etsem, beni dinler misin baba adayı? Sana yazdım bu mektubu. Önce oku, sonra yaşa. Olur mu? Sevgili baba adayı; Öncelikle kaç çocuğun olursa olsun, hepsini karşına alıp "Hanginizi en çok seviyorum?" dediğinde hepsi bir ağızdan "Bennn" diyebilmeli. Öyle hissettirmelisin. Ne olursa olsun daima evlatlarından çok annelerini sevdiğini de bilmeliler, ebeveynlerin birbirine olan sevgi ve bağlılığı onlara güven verir. Çocuklar her zaman başarılarını babalarıyla paylaşmak, takdir almak için sabırsızlanır. Sen, çocuğunun hatalarını da başarıları gibi rahat paylaşabileceği bir baba ol. Destekle onu. Senin istediğin gibi bir evlat olmasını bekleme, sana benzemesini de. Bırak ne istiyorsa onu olsun. Sadece iyiye yönlendir. Evlatlarını sakın sensiz adım atamayacak halde yetiştirme. Vakti geldiğinde onu denize at, yüzmeyi öğrensin. Sokağa bırak, yolunu bulsun. Mutfağa girsin, aşını yapsın. Ama hep bilsin ki; boğulursam babam beni kurtarır, yolda kaybolursam babam beni bulur, kötü yemek yapsam da babam onu afiyetle yer. Gölgeni hep hissetsin, ama üstüne basarım diye korkmasın. Ailecek bağlı olun birbirinize, bağımlı olmayın. Bu dengeyi babalar çok güzel kurar. Olgunlaşan meyveyi dalından koparmazsan çürür. Büyüdükçe bırak çocuğun başarsın bir şeyleri. "Bunu da ben yaptım." diyebilsin. Bilir ki her yaptığının arkasında babası da var. "Ben babayım bana saygı duyun, ben otoriteyim, ben evin reisiyim, ben evin direğiyim." Bunlar yasak cümleler, yasak düşünceler. Sen içten olursan zaten sana saygı duyarlar, sana yaslanırlar, sensiz adım atamazlar. Ama sen sakın bunu dile getirme. Hal dili her zaman daha etkilidir. Kızınla da oğlunla da çizgin olmasın. "Ben babayım bunları annenle konuş." dersen duvar örersin. Kızının da oğlunun da tecrübe edeceği, sakınacağı her ne varsa anlat onlara. Hikayelerine, anılarına gizle vermek istediğin mesajlarını. Cinsel konular tabularınız olmasın, kötü bir dünyadayız ama iyi insanlar yetiştirmek istiyoruz. Kendini nasıl koruması gerektiğini öğret ona. Çizgilerini bilsin. İstismara uğrarsa, paylaşmaktan çekinmesin. Eğer o bir gün istismara yeltenirse, aklına babası gelsin kendini frenlesin. Cinsiyetlerinin sadece biyolojik bir olgu olduğunu öğret onlara. Toplumsal cinsiyet algısından uzak büyüsünler. Oğlun yemek pişirsin, temizlik yapsın; kızın araba kullansın, tamir işlerinden anlasın. Dokun çocuklarına. Sevmeseler de sarıl, okşa, öp, kokla. En şikayet edeni de, en bayılanı da sonra özlemle anacak bu paylaştıklarınızı. Kızının ilk tuttuğu el ol, ilk sarıldığı adam ol. Nasıl adamlara güvenmesi gerektiğini senden öğrensin. Oğlun nasıl güvenilir adam olacağını senden görsün. Çocuklarının istediğin gibi evlatlar olursa başaramadın demektir. Bırak onlar istedikleri gibi olsun. Başarılı ya da başarısız farketmez. Her şekilde onları destekleyen babaları varsa neticeyi önemsemezler, babalarını kazanmışlardır sonuçta. Hep aklında şu düşünce olsun: ben olmadığımda da ben varmışım gibi hissetsin çocuğum. Beni hissetsin. Her anında hatıralarımız onunla olsun. Gezdiğimiz yerler, yediğimiz yemekler, beraber ağladığımız kuytular, kavuşmalarımız, ayrılıklarımız, tartışmalarımız... Hepsinde kokumu hissetsin. Sesimi duysun. Gölgem hep onunla olsun. Anlaştık mı baba adayı? Umarım şuan iyi bir anne adayıyla berabersin, yada onu bulursun. Günün kutlu olsun!
FERİDE
Postog.com Nasıl Çalışır?
Merhaba, Postog Ailesinden size mesaj var. Size ve içerik üretme kabiliyetinize güveniyoruz. Postog.com olarak en iyi yazıyı, en güzel resmi, en keyifli videoyu yazarların, editörlerin değil sizin hazırlayacağınızı düşünüyoruz. Bu yüzden bu sitedeki tüm içeriği kullanıcılar, yani sizler oluşturuyorsunuz.  Postog.com ana sayfasının sağ tarafında bulunan “Ekle” butonuna basarak içerik yayınlamaya hemen başlayabilirsiniz.  Beğendiğiniz postları, oklarla gösterilen sosyal medya ikonlarına tıklayarak bu sitelerden de paylaşabileceğiniz gibi mobilden de whatsApp aracılığıyla arkadaşlarınıza kolayca yollayabilirsiniz.  Profilinizi dilediğiniz gibi düzenleyebiliyor, kullanıcı adınızı ve kendinizi tanıtabileceğiniz en güzel profil açıklamanızı siz belirliyorsunuz.  Postog Ailesindeki kullanıcılar olarak birbirinizi takip edebiliyor ve böylece takip ettiğiniz kullanıcının postlarının da yer aldığı kişiselleştirilmiş bir ana sayfaya sahip oluyorsunuz.  Postog.com’un geliştirdiği liste yapma aracı sayesinde listenizi kolayca düzenleyebiliyorsunuz. Fotoğrafınızı seçtikten sonra, otomatik olarak yeni bir metin ve resim kutusu gelecek olup metin kutusuna sizin ayrıca bir numaralandırma yapmanıza gerek yoktur. Liste yapma aracımız sayesinde dilediğiniz uzunlukta kendinize özgü bir liste oluşturabilirsiniz 😊  Paylaşımınızın beğeni, beğenmeme, yorum ve görüntülenme sayısını değerlendiren Postog Sistem Algoritması sayesinde etkileşimi yüksek postlar ana sayfada üst sıralara taşınır. NOT: Güvenilirliğinin az olması nedeniyle "Görüntülenme Sayısı" Postog Sistem Algoritması değerlendirmesinde çok düşük bir oranda dikkate alınmaktadır. YAZI - RESİM - VİDEO EKLEMEKapak fotoğrafı: Paylaşımınızın ana sayfada gözükecek görselidir. (Boş bırakılması halinde postunuzun kapak fotoğrafı sistem tarafından Postog ikonu olacak şekilde atanacaktır.)  Sol menüde bulunan “Yazı Ekle” butonuna bastıktan sonra; Postog.com olarak futbol, sanat, siyaset, çocuk gibi klasik kategorilere karşıyız. Paylaşımınızın konusunu kendiniz belirleyeceğiniz için kategoriyi belirleme imkanını da size sunuyoruz. Post ekleme ekranının sonunda bulunan etiket bölümüne paylaşımınızın konusuyla ilgili kelimeler (etiketler) girmeniz yeterlidir. Post etiketlerini her bir kelimenin/etiketin sadece Enter (Giriş) ya da Space (Boşluk) tuşuna basarak eklemeniz gerekmektedir. Ayrıca etiketlere tıklayarak ilgili konuyla ilgili diğer postları görebilirsiniz. Postog.com olarak paylaşmaya değer bulduğunuz her içerik bizim için değerli ve önemlidir, bu yüzden site içinde ifade özgürlüğü esas olmakla birlikte herhangi bir konu kısıtlaması da bulunmamaktadır. Ancak Kullanım Sözleşmemizde de belirtildiği üzere suç teşkil edebilecek veya pornografik öğeler içeren ya da başkalarının kişisel haklarına saldırıcı nitelikteki sakıncalı içerik paylaşımı yasak olup bahsedilen içeriklerin paylaşılması durumunda site içi önlemlerin yanında tarafımızca hukuki işlemler de başlatılacaktır.** Son olarak; İçeriğinizi Postog.com'da yayınladıktan sonra içeriğinizin aldığı görüntülenme, beğeni, beğenmeme ve yorum sayısı dikkate alınarak söz konusu içeriğiniz Postog Sistem Algoritması tarafından puanlandırılarak, en çok puanı alan içerikler yine sistem algoritması tarafından Postog.com'un "En Beğenilenler" kategorisinde gözükecektir. Postog ailesi olarak “Gelir paylaşımı” sistemini uyguluyoruz. Paylaştığınız içerikler sistem algoritmasının verdiği puan sonucu “Paylaştığınız ayın en iyileri listesi”ne girerse sizinle reklam gelirlerimizi paylaşıyoruz. NOT: İlk gelir paylaşımı Nisan Ayı sonunda gerçekleşecek olup gelir paylaşımına hak kazandığınızda sizinle iletişime geçebilmemiz için Postog.com’a kayıt olurken aktif olarak kullandığınız bir mail adresi girmeniz gerekmektedir. Diğer sitelerden birkaç tık fazlası..Postog.com
postog.com
İçerik eklemeye hemen başla
Ekle
Son Eklenenler
Exit Stairs
Bir çıkış yolu bulamadın mı? Karaladın mı kendini, yaralandın mı? Demir olmak gerek, ateşlerden geçmek gerek..Ateşlere düşmedikçe şekil almaz biçimin, Ateşlerde yanmayı göze almak gerek. Tarihlerden dün, bugün ya da yarın, Ne fark eder, kendinden kaçtıkça, Yalanlara koştukça ve ne olacak ki medar-ı iftiharın..Bir kere de dön bak kendine, Koştukça kaçamıyorsun kendinden işte Ve son nefesin gelecek bir gün, Nasıl açıklayacaksın kendine, Kalmadıkça geriye anın.Bırak düşmanı,Kendinle sarılı dört yanın,Senin için yanıyor,Bak üşüyor kanın,Kaçış yolu aradın,Karşına exit stairs çıktı,Hangi ülkedeydin,Kendi topraklarında kovulmuş bir göçebeydin,Sana yolu bile başka dilde gösterdi,Omuzundaki kanatlı meleğin.Bir yana, bir sana, bir bana,Dünya dönüyor, birileri çok hızlı koşuyor hayallerine,Birileri çok hızlı koşuyor, kendinden uzak yerlere.Yuvarlak ama bir duvarı var elbette dünyanın.Ona toslayınca, yıkılır,Toslamak ne demek,Çocukça, çarpmanın hecelemesi.Bir defa da olsa dinle kendini,Bencillikten uzak,Ruhsuzlaşmak yasak,Özünü ıskalama,Unutma insan olduğunu,Bitimin olduğunu,Nefeslerin son bulduğunu,Asansör doluydu,Merdivenler demir kapılar ardındaydı,Sanki hücrelerdeydin,Karşına exit stairs çıktı.Koşabildin mi?Kaçabildin mi?Söndürebildin mi?Sigaranı?Kalbinde yananı?Beyninde kanayanı?Silahlar bedavaya satılır,İlaçlar milyon dolarlarca,Kaba olur kazanırsın,Kibar olur, kibarca şutlanırsın.Hem yapayalnızsın,Hem de yalnız değilsin,Senden milyonlarca var etrafında,Ancak duymazsınız birbirinizi,Görmezsiniz.Takım elbisem var,Bir de kravatım,Kurallar var,Sabah 9 akşam 6,İdeallerim dumanaltı,Bütün başarılarım sümenaltı,Hatalarım sahnede,Herkes eleştirir,Herkes doktor,Herkes mühendis,Bütün İstanbul karşımda,Bütün Dünya sanki,Kaçmak istedin,Koşmak istedin,Karşına çıktı exit stairs,Kendi dilinde bile suskun,Bütün kaçış planların,Yalanların, dolanların,Trafikte sıkışıp kaldın.Kimse anlamayacak,Belki de ilk değil bu saçmalayışlarım.Bir çok konuşup,Tek derdimi anlatamayışlarım.Kendime saklı günahlarım ve ben,Yürüyoruz beyaz ışığa,Belki aydınlatır,Belki de ampulü patlar son anda.Toprak sever mi,Yerimizi sever miyiz?Ecel mi bizimle,Yoksa excel mi?Raporlama, planlama,Sahteliklerin, düzenle sentezi mi?Sorular, sorular,Masabaşına gelmez olaydım,Cv'mi sevmez olaydım.Rap mi dersin, krep mi?Belki nefret edersin,Belki de iki kelam da sen edersin.Hani kaçıyordun!Bak işte çıktı karşına exit stairs,Çıkış bile seninle aynı dilde değil,Kendi memleketinde,Kimsin?Bir göçebe!Ebene sövdüler,Sen de gülümseyenlerden mi oldun?Söyle ya sen! Kendin oldun de ne oldu?Sadece gözlerin doldu,Ve içine attığın gözyaşların,Denizde sektirdiğin taşların.Ve .....küfürlü aşkların.Doğduğun yer senin mi?Öldüğün yer senin mi?
Harekete Geçmenin Üç Temel Prensibi
İsiyatif kullanmamız gerektiği durumlarda yaşadığımız en büyük sorun, kendimizle olan mücadelemizdir. Aksiyon almamız gerektiği bazı riskli durumlarda endişe, kendinden şüphe duyma vb. olumsuz duygular harekete geçmemizi engeller. Karar alma anlarında ortaya çıkan endişe ve güvensizlik duygularını ortadan kaldırmamızda yardımcı olabilecek, aşağıda özetlenen 3 temel prensibi uygulayarak, kendi kendimizin engeli olmaktan kurtulabiliriz.1. ‘Hayır’ yanıtını duyma riskini ortadan kaldırmak!‘Hayır’ yanıtını duymak bazen o kadar korkutucu gelir ki, ‘hiç kimseden hiçbir şey istememek’ çok daha kolay görünür. Oysa ‘hayır’ yanıtının gerçekte sebep olacağı mahrumiyet genellikle çok önemsizdir. Buradaki esas problem; kendimizi geri çekmemiz, boşuna zaman harcamamız ve hepsinden de önemlisi acabalar arasında kıvrandığımız acı verici durumlar yaşamamızdır. Üstelik bu durumları, reddedilmediğimiz zamanlarda da yaşıyoruz.Şöyle düşünün: Bir defa reddedilme korkusunun üstesinden gelirseniz, kendinizi geri çekmekten vaz geçecek ve istediğiniz şeyleri talep etmenizin önündeki engeli ortadan kaldırabileceksiniz. Zira talep etmediğiniz her zamanda cevabınız zaten “hayır” dır ama talep etmeye başladığınızda artık duyacağınız yanıt “hayır” veya “evet” olabilir. Sadece talep etme konusunda istekli bir pozisyona geçmeniz, arzu ettiğiniz gelişmeleri ve başarıları elde etme konusunda çok önemli bir avantaj sağlayacaktır.2. Özür dilemek izin istemekten daha kolaydır!Genellikle aksiyonlarımızın neden olabileceği sonuçların sorumluluğunu almaktan kaçınma eğilimi taşırız. İstediğiniz şey küçücük bile olsa izin alma girişiminiz reddedilmenize neden olabilir. Oysa çoğu zaman bu küçük şeyi, izin istemeden yaparsanız, insanların bu durumu umursamadıklarını görürsünüz. Çünkü genellikle insanlar, yapılacak birşey olmadığı durumların üzerinde durmazlar.Bu yüzden en ufak şey için izin almak yerine, yapın gitsin! Sonradan gerekirse özür dilersiniz. Tabi ki bunu zekice yapmalısınız, sınırları aşmadan, saygıda kusur etmeden.3. Kimin izin verdiği değil, sizi kimin engellediği önemlidir!Bir aksiyon almamız gerektiğinde, kimin iznine ihtiyaç duyduğumuza karar vermek hususunda uzun zaman harcarız. Bununla birlike birçok durumda, en iyisi hemen harekete geçmektir. Eğer birileri gerçekten rahatsız olacak olursa, onların kendilerini tanıtmalarına imkan vermiş oluruz.Aksiyon almak istediğiniz her defasında, zamanınızı izin istemek için doğru insanı bulmakla harcamayın. Alacağınız aksiyonun başkalarını rahatsız edebileceği ihtimali nedeni ile aksiyon almaktan kaçınmayın. Bunun da ötesinde, aksiyonlarınızın çevreniz tarafından sandığınızdan çok daha az farkına varılacağını unutmayın.Sonuç: İlkeleri sağduyu ile uygulamak!Kuşkusuz yukarıdaki prensipleri uygularken, aklıselimi elden bırakmamak gerekir. Elbette ki banka soyun, sonra özür dilersiniz demek istemiyoruz. Burada anlatılmaya çalışan, arzu ettiğiniz şeyleri gerçekleştirmek için belirlediğiniz aksiyonlardan sizi alıkoyan, rasyonel olmayan gerekçeleri bertaraf etmektir. Örneğin zam yada terfi talebinde bulunmak gibi.Uzun lafın kısası; “hayır” yanıtını duyacağınızı tahmin ederek yada aksiyonunuz sonuçlarının olumsuz olma ihtimalini abartarak, denemekten vaz geçmeyin!
Şah Mat Deyişinin Kökeni Ve Anlamı
“Şah Mat” deyişinin kökeni ve anlamıArapça māta (مَاتَ) kelimesi, “ölmek” ve “ölü” anlamına gelir ve Avrupa dillerine de bu anlamı ile aktarılmıştır. Bununla birlikte Peştuca’da (İran dillerinden biri) māt (مات) sözcüğü “yıkılmış, parçalanmış, ezilmiş vb.” manaları ile halen kullanılmaktadır. Kelimenin ” geriye kalan” anlamına gelen Farsça bir fiil olan mandan(ماندن) ile aynı soydan gelen Latince maneō ve Yunanca menō kelimeleriyle olan bağına dikkat çeken farklı etimolojik açıklamalar da söz konusudur. Ancak burada geriye kalan ile kast edilen “terkedilmiş, şaşırmış kalmış ve pusuya düşürülmüş”tür. Şah ise hepimizin bildiği gibi İran monarşisinin liderine verilen isimdir. Mat, Farsça bir sıfat olup “yenilmiş,” “kaybetmiş” ve “çaresiz” anlamlarında da kullanılır. Yani “şah mat” şahın çaresizliğini, köşeye sıkıştırılmışlığını ve yenildiğini anlatır. Modern Farsça’da ise kelime bir insan için kullanıldığında, bu insanın donakaldığı ve cevap vermediği anlaşılır. Kelime “sersemlemiş,” “affallamış” ile yakın bir anlamda da kullanılır. Satranç oyununda ise rakiplerden birinin final hamlesi sonrasında, diğerinin hiçbir hamlesinin kalmaması anlamına gelir. Yani oyunun orijinal amacı olan “şahın öldürülmesi” gerçekleşmemiştir ancak şahın yapabileceği hiçbir hamle kalmamıştır. Bu açıklama Firdevsi’nin Şehname’sindeki orijinal hikaye ile de uyumludur.
20 Kuruşa Ada Sahi̇bi̇ Olun
1970’lerden beri yerleşimin olmadığı Kuzey Kutup Dairesi’nde, Buoya adasında bulunan tek evin sahibi Kent Karlsen, çürümeye yüz tutmuş mülkü inanılması güç bir fiyata satışa çıkardı. Evin boş durmasını istemediğini söyleyen Karlsen, “Sadece o evi yeniden inşa edecek, tutkulu birini arıyorum” diye konuştu. Paranın önemli olmadığını, sadece evi ihmal etmeyecek birini aradığını belirten Norveçli satıcı, en azından birilerinin bu evden yararlanmasını istediğini söyledi.Adada başka mülk olmadığı için evin sahibi bir anlamda tüm adanın da sahibi olacak.
Sadece Kasım Ayına Özgü Alışveriş Günleri
2017 Kasım Ayı; 11 Kasım, 24 Kasım, 27 Kasım olmak üzere 3 global indirim günü içeriyor. Bugünleri sizlerle topluca paylaşmak istedim.Özellikle oyun satın almayı düşünen eSpor/casual oyuncularına bu yazının indirim günleri hatırlatıcı bir rol üstlenmesini isterim :)) .11 Kasım: Single's Day (AliExpress). Türkiye'de n11 bugünü sahiplenerek çeşitli indirim-kampanyalar düzenliyor. 24 Kasım: Black Friday27 Kasım: Cyber MondayBlack Friday ve Cyber Monday günlerinde online oyun, tasarım amaçlı kullanım için tema, domain satın almalarında firmalar tarafından önemli oranda indirimler yapılıyor. O yüzden genel anlamda bu tarihlerde indirimleri takip etmekte fayda var.Not: Bu yazıyı 11 Kasım 2017 tarihinden önce hazırlamayı planlıyordum fakat yoğunluğum sebebiyle yeni kaleme alabildim Değerli Postog Okurları. Postog 'ta yayınladığım anketlere de göz atabilirseniz ilginize teşekkür ederim.
Düştük Hatta Çakılacağız
+söylersem düşeceğim-söyle ben tutarım seni +yok ikimizde düşeriz o zaman...-sesizlik+düşelim mi ?-düşelim.Bir hikayenin başlangıcı bu, hikaye demeli miyim bilmiyorum. Belki de mahvoluş demeliyim. Bir insan bile bile sonunu bildiği bir hikayeye başlar mı ? Başlıyormuş. O kadar çok dedim ki yapmam, etmem diye hayatın bu lafları yedirten bir yönü var. Ve şu an, o yönde kırık dökük bir gemiyim şimdi...
Zenginlik?
Hastanenin camından bakıyorum şimdilerde dışarı.. Saat 14:30..3 gündür sirkülasyonlu şekilde refakat ediyoruz anneme.. Melek gibi uyuyor, arada kalkıyor su içiyor, sonra geri uyuyor..Çok şükür ki sağlığı yerinde.. İyi dilekler ve o, başımızdan hiç eksik olmasın...Şu 3 günde hayatı, kendimi sorgulamaya ziyadesiyle imkan buldum...Öncesinde gerçekleri hiç görememişim..2 aylık avukatım, cebimde kuruşsuz zamanlarım geçti şu süreçte.. İş yok, borç çok..Hep “zenginlik” diye diye gözüm hırstan başka bir şeyi göremez olmuş, zira para=rahatlık=mutluluk... Elimde olan sıfır, düşüncem ne büyük yanılgı...Şimdilerde fark ediyorum ki, cebinde milyonların olsa, sağlık yoksa hiçsin..Ve “zenginlik” kavramı, aslında ailenin, tüm sevdiklerinin sağlıkla, sıhhatle yanında olmasıymış...Yarın bir aksilik olmazsa taburcu oluyoruz çok şükür.. Sen tekrarını yaşatma Allahım.. Ailem yanımda oldukça zenginim çünkü, sen hiçbirimizi fakir koyma...
Tuu
dilimde lâl olmuş en mahrem hecemdir adın. dokunduğum ellerinin kavurucu sıcaklığıcehennem ateşinin dünyada payıma düşen halidir Tuu.bakışlarında usumu yitirişlerime inat, kozasını bulan bir ıslak kelebektir kalbim.kalbimi sana adadım bir çocuğun pürtelaş adımlarında savrulurken saçların. saçların, gecelerime ilmek ilmek ördüğüm kördüğümümdür Tuu. ismine yazdığım şiirlerim kırılan kalemimin kirpiklerine astığı ılık birer mirastırlar ki adının baş harfi İsa'nın acılarına şahit sağır bir çarmıha benzer. gözlerimi çivilerim baş harfine,cehennemim olur adın, acılarımı adına adarım Tuu
18.11.2017
Elimden sadece yazmak geliyor şuanda “kendim için sanat”. Tüm dünya gözyaşı denizinde ama bir tek beni çekiyor aşağıya bu dipsiz deniz. Aynadaki yansımamda yaşamdan izler arıyor küçücük bir umutla gözlerim. En gürültülü yıkımları duyar ya insan yüksek bir binaya dinamit döşeyip yıkılışını izler. Küçük küçük yıkımlar sessizce olur kimseye hissettirmeden bir bakarsın olmaz orda. Ruhumda böyle yavaş yavaş parçalıyor kendini, fikirlerimi, benliğimi. Kaybolacak en sonunda toz duman olacak bir baktıklarında yok olup silinip gideceğim. İnsanın ömrü kurşun kalemle yazılmış kalınlığı belirsiz bir defter, her gün siliyor Tanrı defterimizin bir sayfasından cümleleri. Tüm defterin bitince o defterle beraber toprak oluyorsun. Bense yansın istiyorum tüm defter benimle birlikte. Öldürülen kadınların çığlıklarının duyulamayacağı kadar büyükmüş dünya diyor insan, yitip giden canların unutulduğu kadar acımasız, kar yağarken okula terlikle giden çocukların ayakları kadar soğuk. “Derdini, tasanı....” Diyorsun içinden. Kışın ayazında mendil sattıran çocuğa burnunu koluna sildirecek kadar adisin diyorsun. Sonra diyorsun dünya temiz kirleten sensin insanoğlu. Kendine toz konduramıyorsun, iki üç arkadaşın var zaten onlara da bok atamıyorsun. Ardından dünyaya sövüş. Ve kapanış.
Zorundalıklar
Hep bir koşuşturmaca, hep bir yerlere yetişme çabası...Neden koşuyoruz gerçekten ?Hızla akıp giden zamanda kaybolan kum tanesi bizler neden sürekli koşturuyoruz zamanla birlikte akıp gidiyoruz?Çünkü bizi zorunda kılan şeyler var.İşe yetişmek, okula yetişmek, sınava yetişmek, toplantıya yetişmek, nikaha yetişmek, buluşmaya yetişmek, akşam yemeğine yetişmek, yetişmekte yetişmek bu böyle gider...Biraz olsun kendimize gün içerisinde “Heey dur ! Sakin ol, nefes al.” Diyen iç sesi de duyamıyoruz bazen çünkü korku var insanların içinde. Toplum içinde kaybolma korkusu, kendini kabullendirme çabası, uyum sağlama çabası... İnsanın doğası gereği vardır bu kendini bir şeylere, birilerine kabullendirmek...Sana bir tavsiye; bu kaybolmuşlukların içinde kendini bulman için, kendine vakit ayır biraz, insanlara ayırdığının çeyrek kadarını sadece.Çünkü en değerli sensin bunu unutma.
Düş Bitti
Yalnız Olmak..
Sonbahar
Depresyondan Kurtaran Komedi Filmleri
Günümüz popüler olaylarının en başında gelen, tümünü 'depresyon' adı altında topladığımız psikolojik rahatsızlıktan kurtulmayı başarmışları, psikopat katili öldürüp filmin baş rolü olmaya hak kazanmış bir korku filmi oyuncusu gibi görüyor ve saygı duyuyorum. Ne var ki ben de dahil olmak üzere çoğumuz bu depresyon çukuruna düşüp duruyoruz. Hal böyleyken pek çok şeyden tat alamıyoruz. Ben, çareyi depresyon battaniyem, depresyon yastığım eşliğinde komedi filmleri izlemekte bulanlardanım. Siz de 'Çok sıkıldım!', ' Terk edildim!', ' Öldüm, bittim!' gibi cümleler kuruyor ve bu çukurda debeleniyorsanız bu listeye bir göz atın derim. 1) Buraya Kadar (This is the End ) IMDB: 6.6 Bu filme benim puanım imdb puanından biraz daha fazla. Çoğu komedi olmak üzere pek çok kaliteli filmden tanıdığımız sürüyle -evet bu deyim cuk oturdu- oyuncu var. Bu ünlüler Los Angeles kentinde partilerken birden tuhaf olaylar olmaya başlar. Bu kıyamet diye tanımlanıyor filmde. Altı arkadaş bir evde mahsur kalıyorlar ve haliyle inanılmaz komik sahneler ortaya çıkıyor. Emma Watson'lı Rihanna'lı bir absürt komedi filmi. Puanım: 7.8 Oyuncular : James Franco, Jonah Hill, Seth Rogen, Jay Baruchel, Danny McBride 2) Ajan (Spy) IMDB: 7.0 Melissa Mccarthy'nin tüm filmlerini izlemiş biri olarak benim için açık ara en iyi filmi buydu. Bir ajanın danışmanı olarak çalışan Susan Cooper ajanın öldürülmesiyle saha görevine gönderiliyor. Filmde aksiyon filmleriyle tanınmış ünlü isimler de var. Bir film daha ne kadar kaliteli olabilir sorusunun cevabı olarak gösterebilirim. Gülmekten başka bir şey yapamadım desem yeridir. Puanım: 9.0 Oyuncular : Melissa McCarthy, Jude Law, Jason Statham, Rose Byrne, 50 Cent 3) Yeni Ahit (Le tout nouveau testament) IMDB: 7.1 Seçici bir insan olmama rağmen imdb sitesinin puanlarını filmlere göre düşük buldum. Özellikle bu film çok daha yüksek bir puanı hak ediyordu. Filmde tanrı bir apartman dairesinde yaşayan, karısına ve çocuğuna kötü davranan bir adam. Üstelik biz insanları bilgisayarından kontrol edebiliyor. Dünya için pek çok gıcıklık üretip insanlarla dalga geçiyor. Mesela bir alışveriş sırasında her zaman en uzun sıra sizinkidir. Reçelli ekmeğiniz yere düştüğünde reçelli kısmı yere denk gelir gibi. Tanrı'nın kızı Elisa babasının bilgisayarından insanlara ölecekleri tarihleri gönderip dünyaya gider. Yeni bir ahit oluşturmak için bulması gereken insanları arar. Tanrı da kızın peşine dünyaya gelir ve kendi elleriyle oluşturduğu gıcık olaylara maruz kalır. Kaliteli bir komedi, ufuk açan farklı bir konu. Puanım:9.0 Oyuncular : Benoît Poelvoorde, Pili Groyne, Yolande Moreau, Catherine Deneuve, François Damiens 4) Bekar Yaşam Kılavuzu (How to be Single) IMDB: 6.1 Baş rolde Grinin Elli Tonu filminden tanıdığımız Dakota Johnson ve yine her filmini koşulsuz izleyebileceğim bir komedi efsanesi Rebel Wilson var. Alice (Dakota Johnson) sevgilisinden ayrılır ve bu depresyonu atlatmak için arkadaşlarıyla birlikte bekar olmanın güzel bir şey olduğunu kendine kanıtlamak ister. Filmde sadece Alice değil diğer karakterlerin de bu yoldan geçişi gayet komik bir şekilde aktarılmıştır. Tam bir depresyondan kurtulma filmi diyebilirim. Puanım: 8.0 Oyuncular : Dakota Johnson, Rebel Wilson, Leslie Mann, Alison Brie, Damon Wayans 5) Liseli Polisler 1-2 (21 jump street - 22 jump street) IMDB: 7.2 Baş rolünde Channing Tatum ve Jonah Hill'in bulunduğu iki filmlik seri. Bu ikili olur da komedi seviyesi tartışılır mı? Nope. Schmidt ve Jenko aynı polis okulundan mezun olan iki arkadaştırlar. Görev için kılık değiştirip lise öğrencisi olurlar. İkinci filmde de üniversiteli kılığındalar. Filmde komedinin yanı sıra arkadaşlıklarının ve birbirlerinin eksik özelliklerini tamamladıkları da vurgulanıyor. Puanım: 8.9 Oyuncular : Channing Tatum, Jonah Hill, Brie Larson, Rob Riggle, Dave Franco 6) Patron (The Boss) IMDB: 5.4 Yine Melissa Mccarthy komedisi. Para her şey değil konulu, izledikten sonra hoş hisler bırakan bir film. Game of Thrones dizisinden tanıdığımız Peter Dinklage de oldukça eğlenceli bir rol ile filmde yer alıyor. Puanım:8.0 Oyuncular : Kristen Bell, Peter Dinklage, Kathy Bates, Melissa McCarthy, Tyler Labine 7) Amerikan Ultra IMDB: 6.1 Mike (Jesse Eisenberg) ve kız arkadaşı Phoebe (Kristen Stewart) küçük bir kasabada yaşayan normal ve sıkıcı iki gençtir. Kız arkadaş Mike'ın büyük sırrı ölümcül bir ajan olmasıdır ve devlet Mike'ın peşine düşer. Birlikte bol aksiyonlu ve komedili bir maceranın içine düşerler. Puanım: 8.0 Oyuncular : Kristen Stewart, Jesse Eisenberg, Topher Grace, John Leguizamo, Bill Pullman 8) Bu Nasıl Aile? ( We are the Miller's) IMDB: 7.0 Baş rolünde Jennifer Aniston'ın bulunduğu kaliteli bir komedidir. Bir torbacı olan David Burke birine yardım etmek isterken ot satışından kazandığı parayı çaldırır ve patronuna borçlanır. Bu yüzden Meksika'dan mal almak zorunda kalır. Dikkat çekmemek için Komşuları striptizci Rose, müşterisi Kenny ve evsiz Casey’nin de yardımıyla sahte bir aile oluşturarak yola koyulur. Puanım: 8.9 Oyuncular : Jennifer Aniston, Emma Roberts, Ed Helms, Will Poulter, Jason SudeikisBonus: Can Dostum (The Intouchables ) IMDB:8.6Cezaevinden çıkmış Driss, felçli zengin bir adamın (Philippe) bakıcısı olur. Zıt karakterli bu ikili zamanla birbirlerine alışırlar Philippe geçirdiği kazadan sonra kaybettiği neşesini geri kazanırken Driss de bakış açısını değiştirir. Puanım: 9.1
Eksik Yaşiyorum..
Bitiyoruz..
'sana Hayatımı Anlatacağım'
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ... Düşünün. Size bir mektup yollanmış. Daha önce farkına varmadığınız bir insanın, size hayranlık besleyip, sizi nasıl kendi hayatında içselleştirdiği anlatan bir mektup. Düşünün. Sizinle ilgili birçok ayrıntıyı anlatıyor. Size hayranlığını, özlemini, sevgisini anlatıyor. Peki bu mektubu size yazan kişinin ölmüş olduğunu öğrenince neler hissederdiniz? Meşhur Stefan Zweig ’in kitaplarından olan bu kitap ince ve hızlıca okunabilir bir özelliğe sahip. Kitaptan biraz bahsetmek gerekirse; düşünün… size “sana hayatımı anlatacağım” deyip, sizi tanıdığı andan itibaren ki yaşadığı hayatı anlatan biri. Kadın çocukluktan itibaren sevip hiç bırakılmayan bir aşkla adama bağlı olduğunu söylüyor. Kitapta çocuk yaşta aşık olunduğundan, o dönemde aşkın nasıl yorumlandığını, sevmenin nasıl olduğunu çok güzel ifade etmiş. Mesela kitapta çocukken sevdiği kişinin ismini sorduklarında “ o saniye adın sadece bana ait kutsa bir sır gibi gelmişti.” Diye ifade etmiştir. Kitapta ilginç olan noktalardan biride, kadın ileriki yıllarda sevdiği adamın karşısına çok kez çıksa da, adam o kadını hiç hatırlamayacak. Mektuptan sonra bile. Ayrıca o kadından olan kendi çocuğunu da hiç öğrenemeyecek. İlginç bir bakış açısı sunan bu kitabı bir saatte okuyup bitirebilirsiniz.
Kendin Gibi
saçın başın dağınık gözlerinin altı şişmiş alamamışsın uykunu hafif gerinirsin geçer sebepsiz ama kararlı kollarını geriye atarsın doğrulursun öyle oje sürmüşsün dünden bakışlarından belli bugün beğenmemişsin rengini çatık kaşların parmakların saçlarının arasında geziniyor toplama bırak kalsın öyle seni her gördüğümdeki gibi canlı bir fotoğraf gibi anla işte kendin gibi G.Z.T.
Atatürk Ve Türkiyenin Ilk Kadın Avukatı Süreyya Ağaoğlu
Mutlaka sonuna kadar okuyunuz… Süreyya Ağaoğlu, Türkiye'nin ilk kadın avukatıdır. 1924-25 ders yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra, Ankara'ya ailesinin yanına döner. Bir arkadaşıyla birlikte Adalet Bakanlığı'nda staja başlar.. İlk günlerin heyecanı geçince, bir sorunla karşılaşırlar : Öğle yemeği işini nasıl çözeceklerdir ?.. Evlerine gidemezler, evleri bakanlığa çok uzaktır. Lokantaya da gidemezler.. Aslında o zamanlar Ankara'da yemek yenebilecek bir lokanta, İstanbul Lokantası vardır. Ama, hep milletvekillerinin yemek yediği bu lokantada, kadınların yemek yediği görülmüş şey değildir..Türkiye'nin, bu ilk kadın stajyer avukatları, öğle yemeklerini, bir süre için peynir ekmek yiyerek geçiştirirler. Ama sonunda dayanamazlar..Zamanın Basın-Yayın Genel Müdürü olan babası Ahmet Ağaoğlu'na giden Süreyya, öğle yemeklerini İstanbul Lokantası'nda yiyebilmek için izin ister. Ahmet Ağaoğlu, bunda bir sakınca görmez, peki, der..İki arkadaş, ertesi gün öğleyin lokantaya gider, küçük bir bölümüne geçip güzel güzel karınlarını doyurur. Ahmet Ağaoğlu'nu ve kızını tanıdıkları için kimse yüzlerine bir şey söyleyemez, ama arkalarından konuşmalar başlar. Homurdanmalar ve şikayetler yükselir. Şikayetler aynı gün, zamanın başbakanı ‘Rauf Bey'e de iletilir. Rauf Bey de Ahmet Ağaoğlu'nu arayıp durumu anlatır. Süreyya, o akşam eve döndüğünde, babasının kendisini beklediğini görür. Ahmet Bey hemen konuya girerek, “Başbakan Rauf Bey, senin ve arkadaşının lokantada yemek yediğinizi ve herkesin bunu konuştuğunu anlattı.. Bundan sonra öğle yemeklerine bana gelin,” der..Süreyya çok üzülür, ama yapacağı bir şey yoktur.. Birkaç gün sonra, Atatürk ve eşi Latife Hanım, Ahmet Ağaoğlu'na misafirliğe gelir. Sohbet edilirken, söz bu konudan açılınca, Süreyya Hanım, olayı bütün açıklığıyla Atatürk'e anlatır. Onun, kendisini anlayacağını ve destekleyeceğini düşünmektedir. Oysa, onu dinleyen Atatürk, “Babanın da, Rauf Bey'in de hakkı var,” demesin mi ?..Büyük bir hayal kırıklığına Süreyya, ertesi gün bakanlıktaki odasında çalışırken, bir yetkili telaşla içeri girer : “Süreyya hazırlan, Paşa seni yemeğe götürecekmiş !..”Süreyya şaşırır, apar topar kapının önüne çıkar. Yanında bir milletvekili ve yaveriyle arabada oturan Atatürk, onu görünce, “Latife bugün seni öğle yemeğine bekliyor,” der. Süreyya hem şaşkın hem sevinçlidir. O bindikten sonra hareket eden otomobil İstanbul Lokantası'nın önünden geçerken, Atatürk, birden şoföre durmasını söyler. Bozüyük milletvekili Salih Bey telaşla yanlarına gelince, Atatürk, herkesin duyabileceği bir sesle, ona, “Bugün Süreyya'yı bize götürüyorum, ama yarın buraya gelecek, yemeğini lokantada yiyecek..” der.Süreyya'nın şaşkınlığı daha da artar. Ne olup bittiğini, Latife Hanım, yemekte, onun kulağına eğilip, “Paşa, dün akşam bu lokanta olayına çok kızdı, ama babanı senin yanında ezmek istemediği için kızgınlığını belli etmedi. Eve gelir gelmez, birkaç milletvekilini arayarak, yarın mutlaka eşleriyle birlikte lokantaya öğle yemeğine gitmelerini söyledi,” deyince durumu anlar..Süreyya Ağaoğlu, ertesi gün, arkadaşıyla İstanbul Lokantası'na gittiğinde, birkaç milletvekili eşinin de ilk kez orada olduğunu görür. Kimse onları bakışlarıyla bile rahatsız etmeye yeltenemez..Bu bir ilk olur… Atatürk ve Türkiye'nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu, kadınların, tıpkı erkekler gibi, bir lokantada yemek yiyebilmesine de öncülük etmiştir…
Emre Aydının Aşkı
Emre Aydın ünlü olmadan önce, üniversitede bir kızla aşk yaşar. Emre Aydın’ın ilk sevdiği kadındır.Fakat her aşkta olduğu gibi, onların ilişkisinde de sorunlar vardır. Bir yandan şarkıcı olma hayali ve bu doğrultuda yaptığı çalışmalar bir taraftan da aşk ve okul hayatı…Her üniversitelinin hemen hemen yaşadığı şeyler.Amacı üniversiteden sonra sevdiği kadınla evlenip yuva kurmak sonra hayallerini kovalamak…Ama kadın onu bırakıp başkasıyla evlenir okul biter bitmez.Emre çok üzülür, günlerce üzüntüden dışarı bile çıkamaz.Sonra herkes gibi ” terkedilmenin acısını hafifletmek için, zaten pek de mühim değildin benim için” der gibisinden şu satırları besteler.”Git gideceksen bekleme,farklı değilsin sendeGideceksen bekleme..””Beş para eder mi varlığın ?Ki yokluğun beni acıtsın ”Ama içi içini yer Emre’nin…Her tartışmalarında Emre’ye, adam olmaz senden diyen sevgilisine yine besteyle cevap verir.”Adam olmaz , dedin sendenAdam nedir , dedim içimdenFarketmezdi , değişseydimGüvenseydim yada salıverseydim.”Ve devam eder:”Adam olmadı hala bendenAdam kölen olsun senin, ben olmam”Aradan biraz zaman geçince ayrılığın ve yalnızlığın acısı Emre’yi sarmalar. İyice sevdiği kadından umudunu yitirince bu sefer sevdiği kadına bir gün pişman olacağını hatırlatır.”Belki bir gün özlersinBaşka adamlarlaBaşka şehirlerde ”Bu da Emre’nin acısını dindirmez. Her besteden sonra başka bir besteyle ona seslenir. İçinde büyük bir yangın vardır, başka türlü dindiremiyor bu yangını.İçine düştüğü girdapta boğuldukça boğulur. Onu ne kadar çok sevdiğini ve ne kadar çok özlediğini yazar bu sefer.”Kapı çaldı, sen sandım, gördüm boşluğu aynada,Bir şehir düştü, tam içimde özlemişim, anladım,Biliyor musun ? Evimdin sen benim,Ailemdin, nefesim, karanlıkta ellerimdin.””Mutlusun sen ben yokken, ben senin hiçbir şeyin,Düşe kalka tutunurken, artık özlemek istemiyorum.”Sevdiği kadının evliliğinden 2 yıl sonra Emre bu sefer bunları yazar ona:”Evlenmişsin, nasıl oldu?Bulabildin mi sonunda?Hep anlattığın o meşhur huzuru”Haberi yokmuş ve sonradan öğrenmiş gibi bir de bestesinde ”mış”ekini kullanır. Burada da gururunu düşünüyor, oysa işin gerçeği tam tersidir. Emre sevdiği kadının evlendiğini ilk başından biliyordur.Ünlü olunca, hayatı değişir. Para, şöhret ve hayatına giren yeni kızlar ona her şeyi unutturur. Emre artık gününü gün ederken, her şeye sahipken, elini sallayıp ellisiyle birlikte olurken, bir gün huzurlu olmadığını fark-eder. Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin üniversitede sevdiği o ilk aşkı kadar ona huzur vermediğini anlar.Ve bunu da besteler.”Hiç kimse olmadı senin gibi, olmayacak biliyorum”Olmaz, olamaz…Aşk karın doyurmaz belki, ama aşksız da huzur olmaz.Savaş Yıldırak
Mükemmel Insan Cristiano Ronaldo
Albert Fantrau ile Cristiano Ronaldo 18 yaş altı şampiyonasında oynamaktadırlar. Sporting Lizbon menajeri birbirinden yetenekli bu iki oyuncuyu izlemeye gelir. Ancak yalnızca 1 tanesine şans tanıyabilecektir. İkiliyi karşısına alır ve der ki “Sıradaki maçta kim daha fazla gol atarsa Lizbon'a benimle o gelecek.” Maç başlar. Cristiano bir gol kaybeder. Hemen ardından Fantrau ikinci golü. Üçüncü gol ise her ikisinin de hayatını değiştirecektir. Kaleci ile karşı karşıya pozisyon yakalayan Fantrau, kaleciyi de geçer, yuvarlasa gol olacak pozisyonda topu hemen arkasındaki Cristiano'nun önüne bırakır. Lizbon biletini arkadaşına verir. Maçtan sonra soyunma odasında, Cristiano Albert'e “neden” diye sorar. Cevap;“Sen benden daha iyisin ” olur. Bu hikâyeyi Cristiano Ronaldo'nun ağzından duyan gazeteciler gidip Albert Fantrau'yu bulurlar. “Evet” der, “hikaye gerçek. O dünyanın en büyük futbolcusu oldu, ben ise işsizim”. Muhteşem bir ev, spor bir araba ve ailesinin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak kadar parayı nerden bulmuştur peki? Fantrau'nun cevabı, Ronaldo'nun ikinci yüzünü gözler önüne serer, “ Bunlar hepsi Cristiano Ronaldo'dan”.
Franz Kafka Mutsuzluk
Artık dayanılmaz olmaya başlamıştı –bir Kasım günü, akşama doğru- ve ben odamdaki halının ince uzun şeridi boyunca bir yarış pistindeymişim gibi koşuyordum, derken sokak lambalarıyla aydınlatılmış sokağın ışığından ürktüm, sonra yine odaya doğru dönünce aynanın derinliklerinde kendime yeni bir hedef buldum, avazım çıktığı kadar bağırdım, ne çığlığıma bir karşılık ne de onu susturacak bir güç olmaksızın, ancak kendi çığlığımı duyarak. Öyle ki çığlığım kontrolsüz arttı ve artık duyulmaz hale geldiğinde dahi duramadı. Evet, artık dayanılmaz olduğunda, duvardaki kapı bana doğru açıldı, ne kadar da hızlıydı, çünkü ihtiyaç olan hızdı, aşağıda, kaldırım taşları üstündeki arabanın atları bile, savaşta gırtlakları düşmanın insafına terk edilmiş halde çılgınca sürülen atlar gibi şaha kalkıyordu. Çocuğun biri küçük bir hayalet gibi zifiri karanlık, lambanın henüz yanmadığı koridordan çıkageldi ve belli belirsiz oynayan bir döşeme tahtasının üzerinde parmak uçlarında dikildi kaldı. Odamdaki alacakaranlıktan gözleri kamaşınca yüzünü alelacele avuçlarına saklayacak oldu, ama birden, pencereye doğru fırlattığı bakışla sakinleşti, baktığı yerde nihayet sürgülerin ardındaki karanlığın altına çökmüş sokak lambalarının giderek artan pusu vardı. Sağ dirseğiyle, açık kapının önünde odanın duvarından destek alıyordu, dışarıdan gelen esintinin ayak bileklerinde, boynunda, şakaklarında oynaşmasına izin verdi. Kısa bir bakış attım, sonra “İyi günler” dedim ve sobanın üzerindeki ceketimi aldım, orada öylece yarı çıplak dikilip durmak istemiyordum. Bir süre ağzım açık kaldım ki heyecan ağzımdan yolu bulup çıksın. Ağzımda acı bir tat vardı, kirpiklerim yanaklarımda titreşiyordu, kısaca, ihtiyacım olan tam da, aslında beklediğim, bu ziyaretti. Çocuk hâlâ aynı yerde duruyordu, sağ elini duvarın sıvasına dayamıştı, pespembe yanaklarıyla, beyaz badanalı duvarın iri pütürlü haline ve parmak uçlarına sürtünmesine kendini bir hayli kaptırmıştı. Dedim ki: “Gerçekten aradığınız ben miyim? Bir yanlışlık olmasın? Bu büyük binada yanlış yapmaktan kolay bir şey yok. Benim adım Filanca, üçüncü katta oturuyorum. Ben miyim aradığınız?” “Şşşşt” dedi çocuk omzunun üzerinden “Her şey yolunda.” “O zaman gelin, odaya girin de kapıyı kapatayım.” “Kapıyı ben daha şimdi kapattım. Zahmet etmeyin. Siz sakin olun sadece.” “Ne demek zahmet. Ama bu koridorda bir sürü insan oturuyor, doğal olarak hepsini tanıyorum; çoğu şimdi işten dönüyor; odanın birinde konuşulduğunu duyduklarında açıp olana bitene bakmanın düpedüz hakları olduğunu sanırlar. Böyle insanlar onlar. Günlük işlerini arkada bırakmışlar, şu geçici özgür akşamlarında kimsenin sözünü dinlemeye niyetleri yok. Benim kadar siz de biliyorsunuz bunu elbet. İzin verin de kapıyı kapatayım.” “Neden? Neyiniz var sizin? İsterse bütün bina gelsin, umrumda değil. Hem zaten, söylemiştim, kapıyı çoktan kapattım ben, kapı kapatabilen tek kişi sadece siz misiniz? Üstelik anahtarla kilitledim.” “İyi madem. Daha fazlasını isteyemezdim. Anahtarla kilitlemeniz de gerekmezdi. Madem geldiniz, rahatınıza bakın. Misafirimsiniz. Bana tam anlamıyla güvenebilirsiniz. Kendinizi evinizde gibi hissedin ve hiç korkmayın. Sizi ne burada kalmaya zorlarım ne de gitmeye. Bunu söylememe gerek var mı? Beni o kadar mı az tanıyorsunuz? “Hayır. Söylemenize hakikaten gerek yoktu. Dahası, hiç söylememeliydiniz. Ben sadece bir çocuğum, bu kadar resmiyete ne gerek vardı?” “O kadar da kötü değil. Evet, çocuksunuz. Fakat o kadar küçük de değilsiniz. Bayağı büyümüşsünüz. Genç bir hanım olsaydınız, kendinizi benimle baş başa bir odaya öylece kapatıvermeye cesaret edemezdiniz.” “Bunun için endişelenmemize gerek yok. Demek istediğim: sizi çok iyi tanıyor olmam beni o kadar da korumuyor, sadece sizi karşımda “mış” gibi yapma zahmetinden kurtarıyor. Yine de bunu iltifat kabul ediyorum. Kesin şunu, rica ederim, gerçekten kesin. Hem sizi her yerde ve her daim seçebiliyor da değilim, hele bu koyu karanlığın içinde. Işığı yaktırsanız çok daha iyi olurdu. Hayır, belki o kadar da iyi olmayabilir. Her halükarda, beni tehdit etmiş olduğunuzu bir kenara yazıyorum.” “Ne? Ben mi sizi tehdit etmişim? Ama, bakın. Nihayet gelmiş olmanız beni öyle memnun etti ki. ‘Nihayet’ diyorum, çünkü vakit bir hayli geç oldu. Neden bu kadar geç geldiğinizi anlamıyorum. Fakat, sizi görmenin sevinciyle saçma sapan konuşmuş olabilirim, siz de bu yüzden beni yanlış anlamış olabilirsiniz. On kere itiraf ederim öyle konuşmuş olduğumu, istediğiniz gibi olsun, sizi her nasıl istiyorsanız onunla tehdit ettim. Tanrı aşkına, yeter ki tartışmayalım. Fakat nasıl böyle bir şey düşünürsünüz? Beni nasıl bu kadar incitebilirsiniz? Buradaki varlığınızı mahvetmekteki bu ısrarınız niye? Yabancının biri olsa sizden daha nazik davranırdı.” “İşte buna inanırım; bu o kadar da büyük bir buluş değil. Hiçbir yabancı benim size doğal olarak zaten yaklaştığımdan daha fazla yaklaşamazdı. Bunu siz de biliyorsunuz, öyleyse bu keder niye? Eğer istediğiniz bir komedi oynamaksa, söyleyin hemen gideyim.” “Nasıl? Bana bunları söyleyecek kadar küstahsınız demek? Biraz fazla cüretkârsınız. Nihayetinde benim odamdasınız. Parmaklarınızı deli gibi sürttüğünüz duvar da benim duvarım. Benim odam, benim duvarım! Üstelik söyledikleriniz hem gülünç, hem de küstah. Sizi benimle bu tarzda konuşmaya doğanız zorluyor demek. Öyle mi? Doğanız sizi zorluyor ha? Sizin doğanız. Sizin doğanız benim ve eğer ben size karşı doğam gereği dostça davranıyorsam, o zaman siz de başka türlü davranamazsınız.” “Bu dostça mı şimdi?” “Öncesinden bahsediyorum.” “Siz benim ilerde nasıl olacağımı biliyor musunuz?” “Hiçbir şey bilmiyorum.” Komodine yürüdüm, üzerindeki mumu yaktım. O günlerde ne gaz ne elektrik ışığı vardı odamda. Sonra bıkana dek bir süre daha masada oturdum, paltomu giydim, şapkamı kanepeden alıp mumu söndürdüm. Çıkarken koltuğun ayaklarından birine takıldım. Merdivende benimle aynı katta oturan kiracılardan biriyle karşılaştım. “Seni serseri, yine mi dışarı?” diye sordu, iki basamağa bacaklarını sağlamca basıp durarak. ”N’apabilirim?” dedim. “Demin odamda bir hayalet vardı.” “Sanki çorbandan saç çıkmış gibi söylüyorsun.” “Sen dalganı geç. Fakat söylememe izin ver, hayalet hayalettir.” “Ne kadar da doğru. Fakat ya karşındaki insan hayaletlere hiç inanmıyorsa?” “Ee, sence ben inanıyor muyum? Fakat inanmamamın ne faydası var?” “Çok basit. Hayaletin biri hakikaten ortaya çıkarsa korkmuş hissetmen gerekmiyor.” “Ha, o sadece ikincil bir korku. Asıl korku hayaletin görünmesinin nedeninden duyulan korku. İşte bu korku peşimi bırakmıyor. Şu an içimde oldukça güçlü hissediyorum.” Gerginlikten bütün ceplerimi yoklamaya başladım. “Peki ama, hayaletin kendisinden korkmuyorduysanız, neden göründüğünü rahatça sorabilirdin.” “Belli ki hayatında hiç hayaletlerle konuşmamışsın. Onlardan hiçbir zaman açık seçik bir bilgi alınamaz ki. Konu bir oraya bir buraya döner ancak. Bu hayaletler varlıkları hakkında bizim kendi hakkımızda duyduğumuzdan daha çok şüphe duyuyor gibiler, hem, o kırılgan hallerini düşününce, şaşmamak lazım buna.” “Ama ben duydum ki, insan onları besleyip büyütebiliyormuş.” “İyi bilgi edinmişsiniz. Bu mümkün. Ama kim yapar böyle bir şeyi?” “Neden olmasın? Dişi bir hayalet olsa, mesela.” dedi en üst basamakta sallanarak. “Haa,” dedim, “ama o zaman bile, değmez.” Aklıma başka bir şey gelmişti. Komşum o kadar yukarı çıkmıştı ki, merdiven korkuluklarının birinden başını eğip sarkması gerekiyordu beni görmek için. “Her neyse,” diye seslendim, “Benim o yukarıdaki hayaletimi elimden alırsanız aramızda her şey biter, sonsuza dek.” “Aman, şakaydı canım,” dedi ve başını geri çekti. “Tamam öyleyse,” dedim; aslında şimdi artık rahatça yürüyüşüme çıkabilirdim. Fakat kendimi o kadar umutsuz hissediyordum ki, tekrar yukarı çıkıp uyumayı tercih ettim.
Söyle Bana Küçüğüm...
İçi çığlık çığlık bağırırken gözlerininSusuyorsa dilinKapanmış çoktan yüreğin...Ürkek bir kuş misali kalbinVe masum, yeni doğan bebek misali sevgin...Söyle bana küçüğümOldu mu hiç, sevdiğin kadar sevildiğin....
Alışveriş Uygulamaları Üzerine Bir Anket
Bir Minderim Olsaydı...
Bir minderim olsaydı, minder kadar düşünürdüm dertlerimi. Evim minderim olurdu derdimse küçük minderimi yıkamak. Yatağım gıcırdıyor, modası geçti dertlerim olmazdı. Bir minderim olsaydı evim ısınmıyor diye tasalanmazdım. Minderim hemen ısınırdı. Bir minderim olsaydı, minderim kadar dostum olurdu. Onları ağırlardım mütevazı yuvamda. Uzak olmazdık dostumla. Dizdize oturur dertleşirdik. Gözlerimizi kapatır, küçük minderimizi büyütecek hayaller kurardık. Odalarla mobilyalarla süslü evim olursa uzak kalırım dostumdan, telefonlar, televizyonlar aramıza girer. Ama minderimde başbaşayız. Fazla değil, minder kadar dostum olsaydı keşke. Bi minderim olsaydı evime ulaşım zor diye üzülmezdim. Ben neredeysem yuvam orası olurdu, evim Minderim. Bi minderim olsaydı. Gerçek komşularım olurdu. Plastik cümlelerle, yapay nezaketlerle yorulmazdım konuşurken. Minderim neredeyse orada yarenlerimi bulurdum. Sıkılırsam kaçmak daha kolay olurdu. Bi minderim olsaydı hayalimdeki evi düşünmekle geçerdi günlerim. Temizlik bulaşık çamaşır derdim olmazdı da; hayalime daha kaç oda sığdırabilirim diye düşünürdüm. Olmayan şöminemin önündeki olmayan koltuğumun desenine karar veremeyişime tasalanırdım. Bir minderim olsaydı eve ihtiyaç duymazdım, yuvam olurdu. Ne eksik ne fazla, Bir minderiniz olsun.Peki ya senin minderin olsaydı?
Engellilere Online Müzik Eğitimi
Yürüme Engelli Arkadaşlarımıza Online Müzik Kursları Müziğe İlgi Duyan Yürüme Engelli Arkadaşlarımızın Oturdukları Yerden Müzik Eğitimi Almalarını Sağlıyoruz İnternet Üzerinden Özel Bireysel Online Derslere Katılmak İçin Gerekli Ekipmanlar Şöyle PC veya Dizüstü Bilgisayar Webcam (mikrofonlu tavsiye edilir) Mikrofon Kulaklık Bir E-Mail adresi ADSL Modem Minimum 1 GB RAM Hard Diskte Minimum 1GB Boşluk Özet Olarak Görüntülü Görüşme Yapabiliyorsanız Minimum özelliklere sahipsiniz demektir.Ödeme Yöntemleriyle İlgili Bizimle İrtibat Kurunuz Online Ders Almak İsteyen Öğrenci Adayları İçin Ücretsiz 20 Dakikalık Demo Dersler Yapılacaktır Demo Ders Talepleri İçin taksimsanat@gmail.com Adresine Mail Atabilir Yada 0212 251 07 14 Nolu Telefondan Bize Ulaşabilirsiniz.
10kasi̇m
Uzun bi aradan sonra bugün onun için onun düsünceleri dünyaya bakış açısı hayat felsefesi ve başarıları için onu, ATATÜRK ü unutmamak unutturmamak için yazıyorum.Aslinda o kadar gurur duyuyorum ki sabah saat tam 09.05 de herkesin herşeyin hayvanlar dahi bütün ülkenin 2 3 dakikalığına da olsa ona gösterdigi saygı ve minnet durusu mukemelldi. Bu duyguyu keşke hergün yaşayabilsek yasatabilsek çünkü ona borcumuzu hergün saygı duruşunda beklesek bile ödeyemeyiz. O kadar yogun duygular hissediyorum ki size aktarabildiklerim bu kadar.Umarim burda da benim gibi düsünen hisseden kisiler vardir ve onlar da etrafinda ki kisilere cocuklarina Atatürk sevgisini dugusunu minnetini ögretirler. Benim en büyük amacım bu mesela.Yazımı onun bi sözüyle kapatmak istiyorum ve simdiden okuyan destekleyen herkese tesekur ederim...Beni görmek demek behemahal yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidirGazi Mustafa Kemal Atatürk
Kimin Ve Neyin Kahramanı...?
Çoğu insanın hayalidir birilerinin kahramanı olmak...bu nedenledir ki kahramanlar yarattığını iddia eden bir çok show programı, yayın akışlarını değistirmemekte... aktığı doğrudur bu programların...kimilerinin cebine akar, kimilerinin küçük hayal dünyalarına... oh be yaz ve o bunaltıcı sıcaklar gitti... ; reklamları bol o abuk sabun, yaz ayları için çekilen dizileri izlemekten kurtulduk derken...ne idüğü belirsiz, hangi amaca hizmet ettigini kavramanın çok ta mümkün olmadığı ilginç yarışma programları başladı...televizyoncuları anlamak mümkün en nihayetinde adamlar para kazanıyor bu işten...peki bu yarışmalara katılanları anlamak...? ne kadar da bir şeylerini, birileriyle yarıştırmaya meraklıymış insanlar... sesleri, fizikleri, kıyafetleri, oyunculukları derken bir tek cinsel organlarını çıkarıp göstermedikleri kaldı... nedir yani...? kimin kahramanı olmaya çalışmaktır bu...? halk dediğimiz neden bağırdıklarını bile anlamadığımız, çığlık çığlığa ve salyaları aka aka, ödül = para peşinde koşturan insan topluluğuysa, böyle bir halkın kahramanı olmayı kim ? neden ister...? son yıllarda bolca reklamı yapılan şu survivor ve o ses Türkiye yarışmaları örnekse... ; elemelerine gönüllü olarak yaklaşık 20.000 bin kişi katılmaktaymış... eleme...! bir insanın bu kelimeyle başbaşa kalması bile insanlıktan çıkmasına tek başına yeterken, nasıl olurda 20.000 kişi ben bu ülkenin en becerili, dayanıklı erkegi veya kadını olmak (!) istiyorum diye kuyruklara girer... ? ne'si var bu insanların... ? Allah'ım...? bu sorunun cevabını ısrarla merak etmekteyim...bu insanların sistemlerinde nasıl bir hormon salgılıyorsun ki, ben kendimi bütün cehaletim ve hatalarımla bile bu canlılardan daha üstün hissediyorum...?
Zaman Hicbir Zaman Yetmiyor
Zaman neden yoktu baba? Herkese sorup ozellikle kendime sorup cevap bulamadigim tek soru, kimler kimler vardi 18'inde kocaya kacip 30'una torunuyla babasinin karsisina cikan, torununu eline alip affeden neler vardi baba... Kader, kader demekten Allah'in takdiri demekten baska hicbir secenegim yok. Asla isyan etmek istemiyorum ama zaman zaman kalbim cok aciyor. Bugun bi filme gittik ismi Ayla, ben Kore gazisine ait tarih kokan bir film diye giderken bastan sona manevi bir baba kiz hikayesi cikti... Sonunda kavusuyolardi dunyanin bir ucundan diger ucuna 47 sene sonra birbirlerini buluyorlardi iste bu da kader baba... Allah gosterecegi zaman, gosteriyor bir araya getirecegi zaman getiriyor dünyanin diger ucunda da olsan gün geliyor o dünya iki saatlik bir ucusa bakiyor. Peki biz baba, ayni ülkede ayni sehirde hatta cogu zaman ayni semtte bir araya gelemedik... Neyse dedim ya Allah'in vardir bi bildigi ben ona siginmasam halim cok zordu baba uzerime dusen bu kayalarin altindan kalkamayacaktim inanc insani hayata bagliyor her duam senin icin gittiginden beri her persembe gecesi sana dua ediyorum, cogu zaman seninle konusuyorum seni cok özlüyorum seni cok seviyorum rüyalarda bulusmak dilegiyle...
Aşk, İyi Ki Buldun Beni
Mantık insanın canını acıtmazBuna sığınmaya çalıştımAşkı kavrayamadan canım yanar diye korktum durdum. Karanlığın en koyusunda;YalnızdımKırgındımYolumu şaşırmış bir halde Buldum seni. İçime huzurun en güzeli yerleşti seninle,Ben Aşka aşık oldum Bana sığındığım her şeyi unutturdunTek sığındığım sen oldun Aşk. Beni bekleyen koca bir hayatıMantığa değil deAşka teslim olmuş bir şekilde buldum kendimi. Zaten mantık aşkı izlermişBunu seninle anladım. Adın aşk oldu, aşk senin adın.Tüm yanılgılarımdan sonra. Aşktayım, sendeyim. Hep kalmak istediğim yermiş yanın,Ben seni yanıla yanıla aradım aşk. İyi kiye sığdırabilecek tüm güzel cümlelerim sen de anlamlandı. Aşk, bırakma beni.