En Beğenilenler
Postog'un Seçtikleri
En Çok Yorumlananlar
Keşfet
Son Eklenenler
4. Gelir Paylaşım Listesi
Merhaba! Postog.com sistem algoritması tarafından postlarınızın almış olduğu beğeni, beğenmeme, yorum ve sosyal medyada paylaşılma sayıları zaman ile ters orantılı, dikkate alınarak verilen puan sonucu "Postog.com'un En İyileri" arasına giren özgün postlar ile gelir paylaşımına hak kazandınız. * Görüntülenme sayısı postunuzun sıralamasına etki etmemektedir KULLANICI ADI AmeliepumpkinhozaravalaEzgi GüngörÖmer Faruk TekinPınar AslanEvren ÖzcanCansuGözde PınarbaşıpirayediyorlarbirnotbırakRabia KırtayBeyza NurFERİDECeriiKim KarTaşıyanLivanaOpheliaHazalFacarliParçalı BulutluMeltem Demirgugukçukselin tascioglugizemnurustabasBalMurat ŞahbazLaviniapiafLYDIAKelebekmişimThinkAboutEmre Çakırbahar gürlükBaşak Kızalaydanurgny5Sinan AslanKerem Yamanİbrahim AslanMelek YükselYeşim AltanKullanıcıların sisteme kayıtlı mail adreslerine "bilgilendirme maili" gönderilmiş olup; gelir paylaşımın kendilerine ulaşabilmesi için info@postog.com adresine istenen geçerli bilgileri göndermeleri gerektiğini hatırlatmak isteriz. Postog.com aylar süren bir yazılım ve tasarım geliştirmenin ürünüdür.Arkasında kullanılan libraryler, framework, extra plugin ve altyapı dosyalarıyla 2 milyon satırdan fazla kodla çalışmaktadır. Türkiye'de daha önce denenmemiş ve dünyada sadece YouTube'un başarıyla sürdürebildiği bir sistemi yürütmekteyiz. Bu bağlamda; her geçen gün kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. 2 aylık bir websitesi olarak yeterli veriye sahip olmak için uğraşıyoruz. Yazılım geliştirmelerimiz sonucu 2 aylık bir sürede postunuzun puanını ve tahmini gelirinizi sizin de site üzerinden anlık olarak takip edebileceğiniz bir sisteme geçiş yapmayı planlıyoruz. Bu süreçte gelen yoğun önerileriniz üzere post düzenleme özelliğini etkinleştirdik. Postog.com olarak ifade özgürlüğüne değer veriyoruz. En iyi içeriğin editörler tarafından değil sizler tarafından üretileceğine inanıyor ve size güveniyoruz. Postog ailesi olarak başkalarının haklarını ihlal etmeyen, suç unsuru içermeyen her türlü paylaşımı destekliyor ve paylaşımlarınızı yayınlayabileceğiniz en iyi platformu oluşturabilmek için durmadan çalışıyoruz. Postog.com sizin de desteğinizle her geçen gün büyümeye devam ediyor. Postog.com büyüdükçe gelir paylaşımı pastamız da büyüyecek olup özgün içerikler ürettiğiniz, postlarınıza kapak fotoğrafları koyarak özen gösterdiğiniz, postlarınızla ilgili etiketleri kullandığınız ve sitede dikkatinizi çeken postları inceleyip, beğendiğiniz için teşekkür ederiz. Postog.com Paylaştıkça Kazan
postog.com
Yeni̇ İli̇şki̇si̇ Bi̇ten Erkek
Evet arkadaşlar uzun zamandır twitterda yazıp yazıp sığdıramadığım konuyu burada ele almaya karar verdim. Konumuz yeni ilişkisi biten erkek sendromu. Şu ara etrafımda ayrılan kim varsa aynı şeyleri yaşıyor yaşı durumu eğitimi ailesi farketmeksizin yani bi tek kendi başınıza geliyormuş gibi üzülmeyin. İlişkisi yeni biten erkek sanki ahırda aylarca ekletip ipini koparmışçasına sosyal medya hesaplarından kız takiplemeye başlıyor. Hayatta kendinizle kıyaslamayacağınız kızları likeladıklarını gördükçe gözlerinizden kan gelecekmiş gibi oluyor. Tam bu duruma " bu kadar da olmaz derken " eski takıldığı sizin takipten çıkarttığınız varoşları takiplediğini görüyorsunuz o sırada akıllarda tek soru " aylar yıllarca bi yalan içinde mi yaşattı beni ya da bu hep böyleydi de ben mi görmedim ". Bu süreçte ağlıyorsunuz üzülüyorsunuz ama soğuma başlıyor. Ama karşı tarafa baktığınızda inanılmaz mutlu her gece başka kızlarla başka mekanlarda YUH BE bu anı mı bekledi diyorsunuz. Salla abi karaktersiz diyen kız arkadaşlarınıza her dakika her seyi bildirmek zorunda hissediyorsunuz ama ne çektiğinizi bi kendiniz biliyorsunuz. Sizin ki o sırada ayrıl oğlum sana kız mı yok diyen arkadaşlarından da bunalmaya başlıyor. Eğlen eğlen nereye kadar? Bi de tabii sizin kalitenizde kimse olmadığınu anlıyor ( inadına bişey yapmadıysanız ) zaten neden yapasın ki? Verdiği değeri gördün yani vermediği. İnsanın hayvanı ölse yas tutar başka hayvan getiremez eve bu cinsler ama deli dana gibi saldırıda. Neyse belli bi süre geçtikten sonra alışıyorsun bu duruma belki unutmuyorsun ama en azından şüphe yok kafanda , belirsizlik yok, güvensizlik yok. Hani nasıl diyim onsuz nasıl yaşarım dediğin insanın çirkinliğini gördükçe Allah kurtarmış kıvamına geliyorsun, gelmediysen henüz geleceksin merak etme:) bu arada bizimkisi çok bunaldıysa ve etrafında kalitesiz arkadaşları varsa sapıtmaya devam edicek. Senden kat kat eksik bi kızla mutlu olacak belki de. O giden ozguvenini kurtarmaya calisicak nihayetinde. Ee bunaltan yok daraltan yok sorumluluk yok ama bilmiyor ki onu gerçekten seven en kötü anında ailesinden daha yakını olan da yok. Gerçekten seviyorsa çok geçmeden döner zaten ama bitirdiyse de bence en doğrusu olmuş deme vakti. Çünkü red yedikçe sana gelecek adamı kabul edecek kadar gurursuz olmamak lazım. Bunun adı sevgi değil kabulleniş ona göre de ceptekine geri dönüş olur. Seven insan merak etmeden sesini duymadan yapamazdi buna inan ve hayatina bak. Cünkü o senin agladigin ama etrafa guclu durmak zorunda kaldigin gecelerde gozunun yasina bakmadi.Ve daha önemlisi etrafında öyle güzel seven adamlar göreceksin ki belki ilk korkacaksın aynı şeyleri yapacak diye ama sonunda önceden yaşadığının adının sevgi olmadığını anlayacaksın... sizi seviyorum ❤
Melis Ayça Değirmencioğlu
Neden Mutlu Olamıyorsun? Cevabı Biliyorum.
Instagram'da yazı halinde paylaşamadım. Çünkü sığmadı. Burdan size anlatmak istediğim bir konum var... Unutuyoruz. Birbirimizi sevmeden önce, kendimizi sevmemiz gerektiğini.Hatta bana soracak olursanız, bence kendimizi, başkalarından daha az seviyoruz. Arkadaşımıza koşuyoruz, kendi derdimize koşmadan. Başkasına aşık oluyoruz, kendi aynamızla barışmadan. Sürekli başkasına yardım ediyoruz, kendimize yardım etmeden...Sonra "neden mutlu olamıyorum?", "neden herkes beni üzüyor?", "iyi insan yok mu bu dünyada" diyerek dünyayı suçluyoruz...Unuttuğumuz şeyler var!Biri bizi beğenmediğinde, bunun nedeninin bizim kendimizi beğenmediğiniz olduğunu unutuyoruz.Biri bizim bir kusurumuzu yüzümüze vurduğunda, bunun nedeninin, bizim o kusuru beynimizde büyütüp büyütüp kendimizden nefret etmemize neden olduğunu unutuyoruz.Başkasını sevmeden önce, kendini sevmeli insan.Başkasıyla kavga etmeden, kendi kavgasını bitirmeli.Başkasıyla aşk yaşamadan, ilk önce kendiyle barışmalı...Kendisiyle savaşını bitirmemiş olan, barış'ına kavuşamaz ki...
Arda Erel
İçimden Geldiği Kadar Dışardan Bi Cümle
Ben buraya nerden geldim? Nasıl geldim? Neden geldim?Kemal Sunal'ın yüzü gülümseten meşhur repliğiyle selamlar efenim.Ne anlatıcam, ne bahsedicem bilmiyorum. Bir şey bahsetmek gerekli mi peki? İlla bir şeyi bilip mi anlatmak gerekli? Bilinmeyen merak uyandırmaz mı?Bilmemek. Bilememek.Sadece anı yaşıyorken bugündeyken neyi bilebilirim ki? Ne kadar bilebilirim?3dakika önce proje çalışıyordum. 7.dakikada arkada 'bende bir problem var' çalarken burada yazı yazıyor halde buldum kendimi. 3-4 gün önce rastladım buraya. İçimde rahatlatmak istediğim şeyler olduğunu fark edip 'burda olmalıyım bir ara dedim.' Araştırma yaparken önüme çıktı birden. Ne yazacağımı milim milim hesaplamadan, yarını düşünmeden neden şimdi değil de sonra diyerek başladım yazmaya.Göğüs kafesimde sıkışıp uçamayan kuşa yardım eli uzattım. Gel dedim, gel ve göster rengini. Kanadını, nasıl uçtuğunu, sıkışıp kalma oraya. Bir bak kendine. Rengine. Desenine. Uçuşuna.Sıcak mısın soğuk musun mesela? Tanı kendini. Mesela rüzgarı hisset bedeninde. Ne tepki verdiğine bir bak. Ah! Göğüs kafesimde bir hareketlenme başladı sanki.Minik minik adımlar atıyor biri.Kanadına can, yüzüne renk gelmiş dedim.Konuşmaya başladık. Anlatacakları varmış, yaz dedi bana. Uzun zamandır yoktun, yok olmuştum ben.Sen yazdıkça var olanlardansın, yaz ki lıkır lıkır olsun için dedi susuz kaldığında yaşat kendini.Sıkıldıkça takır tıkır takılma. Sesini çıkart şıkır şıkır şıngırdat bileklerini.Üzüldün mü? Ağla. Hıçkıra hıçkıra hem de.Ama sadece ağlamak için kullanma gözlerini.Dudakların eğilip bükülmek için yoklar. Yeri geldiğinde kıkır kıkır kahkahalarını atsınlar.Hayal ettikçe dışarı çıkarsın kabuğundan. Hayal ettiklerini önce dışına çıkart günaşırı dolaştır.Sonra bırak içine içine girsin gün ışığıyla birlikte.Kıpır kıpır olsun için.Sonra soluklan gel anlat bana.Nefes nefese kalınca içtiğin suyu avcuna almış gibi. Pıt pıt dökülmeden elinden anlat bana dedi.Unutturma kendini dedim.Yazarım ben yine an'da kalmayı başarma adına.Şimdilik görüşmek üzere.
Kübra Nur Hakseven
Burasi Allaan Mallesi̇i̇i̇
Küçükken üst mahalledekiler bizim mahalleye geldiğinde biz onları kovuyoduk biz üst mahalleye gidince onlar bizi kovuyodu falan kovulunca da BURASII ALLAAAAN MALLESİİİ diyoduk sonra bu üst mahalledekilerle kavga edip dururken savaş yapma kararı aldık bugün savaş yapalım mı diye haber yolladık habersiz savaşmıcak kadar da namusluyuz... Gittik konuştuk anlaştık kişi sayısı belli taş biriktiriyoruz ben, kardeşim hasan, isa, serdar, eyüp, enes var dikkat ettiyseniz savaştaki tek kız benim ulan nene hatun muyum be mübarek... Taşları ayarladık savaş saati geldi çattı yerlerimizi aldık karşı tarafla birbirimize deli gibi taş fırlatıyoruz ben hep hasanı gözetiyorum canım kardeşim sen geride dur ben önde dururum diyorum tam bir ana yüreğiyim... Biz savaşırken bu isa gaza geldi seyit onbaşı gibi kocaman bi mermer taşı aldı siperi aştı karşı tarafın dibine girip ordan bi çocuğun kafasına taşı PATTTT diye indirip kaçtı herkes çocuğun başına toplandı isa benle hasanı tuttu koşun çocuk öldü dedi biz nasıl koşuyoruz isa çocuk öldürdü diye, hadi isa kaçsın hasanla ben niye kaçıyoruz tam bi mal gibi suça ortaklık ediyoruz... Sonra gittik isaların çatısına saklandık inşaat halinde bi çatıydı bi de orada çuval vardı onun içine girdik güya polis gelirse bizi görmesin diye çuvala girdik ulan kaçma yöntemine bak arka sokaklar dizisi misiniz mübarek... Üçümüz kafamızdan felaket senaryoları yazıyoruz isa sürekli diyo ki ben tek yapmadım polis beni alırsa biz de yaptık diyin falan ben baya tırsıyorum içimden diyorum ki hapse girceksek de isayla ben gireyim hasanı yollayalım diyorum anının bu kısmını okurken gözünden bir damla yaş süzülenler??? Sonra acaba şu an polis nerde falan diyoruz korkudan ölüyoruz ben kafamda kuruyorum hapse girdiğimi isa hasan ben koğuştayız falan tesbih çekiyoruz volta atıyoruz bi de nedense beni de erkek hapishanesine koymuşlar ahahhahahs içim içimi yiyo delircem isa bi çocuğu öldürdü diye hiç sorgulamadan biz niye hapse giriyoruz onu da anlamadım... Neyse saatlerce o çuvalın altında durduk ve hava çok sıcaktı deli gibi terliyoruz derken ben dedim ki çatının kenarından bakalım mahallede polis var mı diye kalktık baktık mahalle sakindi demek ki polisler ailemizle iletişime geçmişti... Ben polis alcaksa da alsın çıkalım annem çok kötü olmuştur merak etmiştir gidelim dedim neyse bunları ikna ettim hasanın elinden tuttum eve gittim isa da evine gitti o sırada baktım mahallede polis yok kapıyı çaldım kesin annemler karakola gitti evde yoklar diye düşündüm sonra kapıyı bi anda annem açtı anneme müjdeli haber verir gibi BİZZZ GELDİKKKK dedim annem bu saatte niye geldiniz sokağa çıkın ben temizlik yapıyorum dedi bizi kovdu sonra sokağa çıktık kafasına mermer taşı yiyen çocuk hala hayatta oyun oynuyodu çocuk da nasıl bi kafa varsa artık baktım biz kimsenin umrunda değiliz saatlerce boşuna çuvalın içinde beklemişiz yine de sevindim hapse girmicemize sonra yine erkek kankilerimle oynamaya devam ettik... Rumuz: Minik Katiller
ebrusqa
Aile Tanımın Nasıl?
Toplumun sana dayattığı kavramlardan uzaklaşmanın zamanı geldi. En yakınından önemsiz sandığın reklamlara kadar her şeyle büyüleniyorsun ama şimdi panzehiri yudumla. Aile dünyanın en harika arkadaş grubu, diğerlerine göre en uzun ömürlüsü. Bu kalıcılığın verdiği güvenle en iyi aile içinde atıp tutarsın, en çok aile fertlerini yaralarsın, geç de olsa en affedici onlar olur. Onlara verirsin elindekileri onlar da sana aynısını yapar peki ya sonra? Koşmaya ihtiyaç duyduğunda uzaklaşmak istediğinde müsaade ederler mi sana? Mesele bu işte. Aile sen ihtiyaç duyduğunda yanında olan ve gerektiğinde seni özgür bırakan en çok saygıyı hak eden arkadaş grubun olmalıdır. Aile bana göre ağaç gibi. Hepsinin büyümesi için farklı iklime ihtiyacı var. Hepsi farklı oranlarda su ister, farklı meyveler verir, çiçekler açar. Kimi ağaca herkes bayılır gıptayla bakar, kokusuyla büyülenir. Kimi de sadece ağaçtır. Her birey ailesinin ağacında ayrı bir meyvedir ve vakti geldiğinde kopup ayrılmalı. Kendi ağacı, meyveleri olmalı. Eğer o meyveyi vakti geldiğinde dalından koparmazsan, çürür. Önce kendi çürür, sonra yaprakları... Daha sonra bulunduğu dalı hasta eder, ağaç eski sağlığını, güzelliğini yitirir. Eğer kopma zamanın geldiyse, korkma! Fırtınalarla sen de başa çıkabilirsin. En kötü birkaç dalın kırılır ama seçtiğin yolunda tecrübelerinle devam edersin, ilerlersin. Hadi korkma kimsenin elinden tutmasına ihtiyacın yok! Kendin ol, kendi meyvelerin, ağacın olsun. Ama çürük olmasın. Koptuğun ağacından ayrıldın diye de üzülme sakın. Ne zaman istersen gölgesinde soluklanabilirsin. İlk ağacın seni asla bırakmayacak olan, ama diğer taraftan da kopman gereken. Bağımlı olma ilk aile ağacına, bağlı ol. Kalbinle bağlı ol, anılarınla bağlı ol, sana öğrettikleriyle bağlı ol. Ama karar verirken, seçimlerini yaparken bağımlı olma onlara. Kendi sorumluluklarını al. Kendi ağacın için tecrübeler biriktir. Kendine uygun iklimi bul, kendi toprağını, kendi bahçeni bul. Nerede çiçek açmak istiyorsan bağlı olduğun anılarını al orada büyü. Çiçeklerinle, meyvelerinle "BU DA BENİM AĞACIM!" diyeceğin günü hayal et. Ona koş her zaman. Ve sakın çürüme. Seni çürütmelerine de izin verme. Yolun açık olsun tatlı tohumcuk, güzel bahçelerde buluşmak ümidiyle! Söylemek istediklerin mi var? Dalından kopma arzunla dolu hikayelerini dinlemek için sabırsızlanıyorum. Yorum yapabilirsin şekerim.
FERİDE
Ankara
Ankara bir garip şehirdir. Puslu, bulanık bir suya benzer. Dışardan bakıldığında cazibesi yok gibi gelir ama bir yudum havasından aldığınızda doğallığı içinize işler. Lakin doğallığı sevimliliğinden gelmez. Aksine doğallığı ile can yakar. İstanbul gibi değildir. Ankara’nın göz boyamaya hiç ihtiyacı yoktur. Acısını da güzelliklerini de gözlerinizin önünüze serip bir seçim yapmanızı bekler. Gri ve ağır taşlarla çevrili sağlam bir kale gibidir, asla yıkılmayan. Kalenin içine giren bir daha çıkmak istemeyeceği gibi kalmak da istemez. Oraya girenler işte o zamanlar Ankara’nın insanı cezbeden zekasını anlayabilir. Garipliği de orada ortaya çıkar. Gitmek ve bir daha gelmek istemezsiniz ama gitmek bir o kadar da zor gelir.Gelmiş geçmiş en yetenekli mimarın elinden çıkan puslu bir şehir; ne şairler ne de hikayeciler bu pusun ardını göremez. Göremezler ve o pusun ardındaki gizemi asla kelimelerine dökemezler. Söz konusu Ankara ise tüm kalemler lal olur. Ve her şeye rağmen bir kere bu şehre adım atmışsanız, kesinlikle devamı gelir. Ardı arkası kesilmez. Tıpkı benim gibi kaçar durur ama sonunda yine kendinizi bu şehrin göbeğinde o puslu havayı ciğerlerinize dağıtırken bulursunuz. Havası ciğerlerinizi yakar. Bir şeye benzetmek isteseydim; anasonlu nargile gibi derdim. Tadının ciğerlerinizi yakacağını bile bile solumak istersiniz. Farklı bir bağımlılık anlayışını size benimsetir. Bir bozuk saat gibi gider gelir yine orada durursunuz. Ya Ankara’yı sevenler? Eğer orayı seven insanlar tanıyorsanız; tutun ve asla bırakmayın. Sevmeyi en güzel onlar bilir. Sevmenin değerini de en güzel onlar yaşatır. Ankara’yı sevmek yürek ister ve o sevenlerde yüreğin en muazzam hali vardır. ‘Delikanlı’ diye bir tabir vardır ya bu en çok Ankara’ya bir de orayı sevenlere yakışır. Ankara, sözde değil özünde delikanlıdır.
pirayediyorlar
Sponsor
Tayland Vol.1
Merhaba Gezginler,Tayland ile ilgili yazımızın ilk kısmında ulaşım, en gidilesi aylar, dikkat edilmesi gerekenler ve rüya şehir Bangkok tan bahsedeceğiz. İstanbul'dan Bangkok a aktarmalı ve aktarmasız uçuşlar mevcut. Ancak aktarmasız uçuşlar biraz pahalı olabiliyor. Aktarmalı uçuşlar yaklaşık 15 saat sürüyor ve 1600 TL civarı fiyatları oluyor. Emirates ve Qatar Airways de güzel kampanyalar çıkabiliyor, takip etmenizi öneririm.Tayland yıl boyunca sıcak olan bir ülke. Ancak muson yağmurlarının merkezinde olduğu için gideceğiniz ay önemli. Kasım-Mayıs ayları arası yağışların olmadığı ve sıcaklığın yüksek olduğu dönemler. Deniz tatili de yapmayı hedefliyorsanız bu aylarda gitmenizi tavsiye ederim. Ben Temmuz ayında gittim ve bir miktar ıslandım ama hava çok sıcak olduğu için oldukça keyifli olduğunu söyleyebilirim. Mevsim konusunda yağışlardan çok dikkat etmeniz gereken şey gelgit dönemleri. Gelgitlerin fazla olduğu dönemlerde denize girmek çok mümkün olmuyor. En azından sadece sabahları ve ya akşamları girmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bol güneş istiyorsanız Kasım-Mayıs aylarını tekrar tavsiye ediyorum.Tayland'ın para birimi Baht, 1 türk lirası yaklaşık olarak 9.5 Baht ediyor. Ülkede genel olarak fiyatlar uygun. Döviz artışlarından sonra eskisi kadar ucuz demek yanlış olur. Tayland için altın tavsiyem birçok yer ile pazarlık yapın. Size söylenen ilk fiyatın %25 ini önermekle başlamanızı tavsiye ederim. Zira taksiler, tur satıcıları, tuk tuk adı verilen motor taksiler ve hediyelik eşya satıcıları çok yüksek rakamlar söyleyebiliyorlar. Hatta bazı taksiler taksimetre açmayı reddedebiliyor. Taksiye binmeden önce netleştirmenizi öneririm. Tuk tuklar keyifli araçlar ancak sponsorlu tuk tukları tavsiye etmiyorum. Sizi daha ucuza götürmeyi teklif ediyorlar ve bazı mağazalarda mola vererek biraz gezmenizi istiyorlar. Bu sayede benzin fişi alarak benzinlerini bedavaya getiriyorlar. Ancak bu araçlar sizleri yarı yolda bırakıp kaçabiliyor. Benim Tayland maceramın ilk rotası Bangkok tu. Bangkok uluslar arası hava alanı Suvarnabhumi Airport. Şehir merkezine yakın ve merkeze ulaşım çok kolay. Taksi ve ya aktarmalar ile hiç uğraşmadan doğrudan metroyu kullanmanızı öneririm. Aşağıdaki resimde gördüğünüz üzere hava alanı ve şehir arasında geniş bir metro ağı mevcut. Kırmızı hat ile merkeze ulaşabilir ve oradan istediğiniz bölgeye gidebilirsiniz. Metrolarda bilet almanızı öneririm çünkü güvenlik biletleri sıkı bir şekilde kontrol ediyor.Gelelim rüya şehir Bangkok'a. Nerede kalınır, nereleri görmek gerekir.Bangkok 2 gün ayırarak gezebileceğiniz bir şehir. Kültürel aktivitelerden yerel mutfaklara, gece hayatından şık restoranlara herkes için içinde ilgi çekici şeyler barındıran bir yer. Şehir 24 saat canlı ve sıkılmanıza imkan vermeyen bir yapısı var.Merkez bölge olarak Sukhumvit ve Nana bölgesi biliniyor. Kalmak için uygun bir bölge ve etrafa ulaşımı da çok kolay. Bütçenize uygun otelleri kolaylıkla bulabilirsiniz. Bölgede birçok güzel restoran, birçok alışveriş merkezi ve ünlü gece hayatı mekanı bulunuyor. Kültür turu olarak mutlaka Wat Pho ve Grand Palace ı görmenizi öneririm. Wat Pho budist tapınağıdır. Daha çok Reclining Buddha (yatan Buda) olarak adlandırılır. Halen Tayland kralının yaşamakta olduğu Grand Palace'a çok yakındır. Tapınak ayrıca geleneksel Thai Masajı'nında doğduğu yer olarak da bilinmektedir.Gitmişken Skybar and Sirocco Restaurant ı denemenizi tavsiye ederimBangkok ile ilgili diğer bilgiler ve Bangkok sonrası rotamız sıradaki yazımızda...
GeziRehberim
Toşko Ama Şeyma Subaşi Facts
Merhaba arkadaşlar ben namıdiğer maymun toşko. Artık her tivitimin altına ulan yine mi şeyma subaşı dediğinizi ya da şeyma ile başlayan her tivitimde ister istemez daha okumadan subaşı kelimesini otomatik getirdiğinizi hatta kardeş acundan reklam mı alıyosun sen dediğinizi duyuyorum da görüyorum da okuyorum da. O yüzden artık bişeyleri açıklama gereksinimi duydum sizlerle. Öncelikle neden şeyma subaşı? Arkadaşlar özür dilerim ama kıskanıyorum ne yapayım yani.Şu hayatta 2 senelik sevgilim dışında stalkladığım ne yapıyo ne ediyo acaba şimdi nereye gitti diye merak ettiğim tek insan. Daha önceki tivitlerimde bahsettiğim gibi,benim gta'da oynadığım oyunu kadın gerçek hayatta iliklerine kadar yaşıyo. Allahu teala şeyma subaşıyla gta vice city oynuyo olabilir falan demiştim hatta. yatlarda,villalarda,denizlerde,cluplarda,asla bitmek bilmeyen parayla,sıfır dertle,lux arabalarla,motorlarla hatta helikopterlerle. Hayatımda en yakın helikopteri gta'da 5 yıldız yapıp polisten kaçarken görmüştüm ben mesela. E insan kıskanıyo doğal olarak imreniyo tabi. Kıskanmıyorum diyen insan bile her gün en az 2 kere stalklıyodur eminim. E malzeme de çıkıyo doğal olarak. Kadın dominikten istanbula geliyo acunu özledim diye sinep attıktan 2 saat sonra acunla sinep atıyo. E adamın uçağı var jeti var çekersin tabi özlersin tabi özlemek böyleyken güzel tabi. Buna özenmeyelim de napalım. Biz hala dını nını sesinden sonra bana basıcak var mı diye iett içinde akbil dileniyoz. Onu da geçtim e tamam paraları var orda okeyiz ama bu insanlar parayı da güzel harcıyo. Her sinep izlediğimde ulan hayata bak diye iç geçiriyorum sadece. Bende bu kadar para olsa yapcağım ilk iş bi avm'ye girip nike'dan eşofman takımı falan olmak olurdu heralde. E vizyon bu kadar. Biz küçükken evcilik oynarken doktor olurduk anne baba olurduk. Şimdi 6 yaşında kuzenim kucağına barbi bebek almış ben şeyma şubaşıyım diye evin içinde geziyo. Gel gelelim en çok aldığım soruya. ''Kardeş acun sana reklam mı verdi sürekli bu kadınla alakalı tivitler atıyosun övüyosun paylaşıyosun'' falan. Almıyorum arkadaşlar nerden nasıl alayım. Zenginin malı züğürtün çenesi misali zenginin malı züğürtün parmakları diyip başladım tivit atmaya. İlk tivit attığımda baktım yürüdü tivitlerler. E biz de etkişimin köpeği olmuş insanlarız aynı zamanda işimiz de bu. Sonrasını biliyosunuz şeyma yukarı şubaşı aşağı. Valla allah başımızdan eksik etmesin google earth gibi kadın. Alın beni Dominik'in Miami'nin Londra'nın yollarına yabancılık çekersem şerefsizim ezberledim artık sineplerden. E Allah daha çok versin dicem de daha ne versin. Sizin de bu kadar başınızı ağrıttığım için özür dilerim ama bizim de işimiz bu. Sonuç olarak şeyma subaşından para almıyorum ama onunla attığım tvitler beğenilip paylaşıldığı için profiimin analitiği artıyo bu yüzden firmalar bize reklam veriyo. Bir nevi kazandırıyo aslında. Daha doğrusu siz veriyosunuz.Takibiniz sevginiz değeriniz olmasa şu yazdıklarımın bile zerre önemi yok. Her zaman söylüyorum biliyosunuz ama ben yine her zaman söylediğimle bitireyim yazımı. Sizi çok seviyorum iyi ki varsınız. Hayatta benş mutlu eden 2-3 şeyden birinin sosyal medya olması hem üzücü hem de içinde siz olduğunuz için sevindirici. Kendinize iyi bakın allah size de şeyma subaşı kaderinden versin. Her like=Amin. Hadi maymuş kaçar.
TOSKOFACTS
İstanbul'da Madame Tussauds Gezisi
Ve sonunda dünyaca ünlü Balmumu Heykel Müzesi İstanbul’da! Madame Tussauds ismi herkese tanıdık gelir, çünkü bu müze hakkında bir sürü haber gördük aslında. Ünlülerin balmumu heykellerinin bulunduğu müze artık İstanbul’da. Biz de herkesin ilgiyle ziyaret ettiği Madame Tussauds'a gittik. İçeriyi gördüğünüz anda size birçok heyecanı bir arada yaşatıyor. Biz gittiğimizde bilet gişesinde çok sıra olmasa da kapıdan girdiğimiz an heyecanlandığımızı hissettik. Çünkü ilk defa bu kadar gerçekçi duran heykelleri görecektik. Girişte ilk olarak tramvayın içinde üç tane fotoğrafınızı çekiyorlar ve bir barkod alıyorsunuz. İstediğiniz takdirde müze çıkışında bu fotoğrafları görebiliyor ya da çeşitli şekillerde satın alabiliyorsunuz. Müze gezimiz ilk olarak Atatürk ile başlıyor. İlk gördüğünüzde vay be diyorsunuz. Çünkü tarihi bir şahsiyet olmasının yanında en büyük başarılara imza atmış bir kişiliğin bu kadar yakınında olabilmek geçmişi hatırlayıp gülümsemenizi sağlıyor. Heykellerin kirpiklerine kadar her şeyleri aşırı gerçekçi duruyor. Bir sonraki alanda biraz daha gerilere giderek Osmanlı Devleti’nin padişahlarını görüyorsunuz. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Mimar Sinan ile birlikte geçmişe doğru yol alırken yanlarına oturarak fotoğraf çektirme imkanı da buluyorsunuz. Ardından Mevlana ile karşılaşıyoruz. Bildiğiniz gibi Mevlana ait belirli bir resim olmadığı için Mevlana’nın heykeli için 22. kuşaktan torunu olan Faruk Çelebi’nin vücut şekli kullanılmış. Arka duvarına da semazen görüntüleri konulmuş. Tarihi kişiliklerden sonra bizi geçen yıllarda kaybettiğimiz Yaşar Kemal karşılıyor, hemen biz de karşısındaki koltuğa kuruluyoruz ve yazarımızla kısa bir sohbet ediyoruz. Ve ardından da Leonardo Da Vinci ve ölümsüz eseri Mona Lisa karşılıyor bizi, Upuzun sakallarıyla aslında denizlerdeki korsanları andırsa da önündeki tahta masadaki boyalar onu kolayca tanımamızı sağlıyor. Da Vinci ile fotoğraf çekildikten sonra Mona Lisa oluyoruz. ☺ Diğer bir kısımda da Apple’ın kurucusu Steve Jobs ile tanışıyorsunuz. Sırada Albert Einstein var. Dahi kavramının karşılığını birebir gösteren Einstein ile de fotoğraf çektiriyoruz. Hatta yapımcılar, ziyaretçiler için de düşünüp Einstein peruklarından koymuş kenara. O peruklarla birlikte de fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Bir de yan tarafta Einstein’in IQ testi var. Orada da seviyenizi ölçebiliyorsunuz. ☺ Bilimin dehasından sonra müziğin babası karşılıyor bizi. Piyanosunun yanında duran Mozart’tan izin isteyip hemen piyanonun önüne kuruluyoruz. Sizin çalmanıza gerek kalmadan o anda arka fonda Mozart’ın besteleri çalınıyor. Sırada da Yeşilçam’ın unutulmaz annesi var: Adile Naşit. Tombik yanaklarıyla ve elindeki kahve tepsisi ile karşılıyor bizi. Hemen yanına gidip bir fotoğraf çekiyoruz biz de. Spor bölümünün ilk sırasında ise Muhammed Ali bulunuyor. Geçen yıl Haziran ayında kaybettiğimiz boksör ile de fotoğraf çektirmeden ayrılmıyoruz. Yapımcılar burada yine ziyaretçileri düşünüp Muhammed Ali’nin eldivenleri ile aynı bir çift boks eldiveni ve kıyafetinden bırakmış. Bunları üzerinize giyerek ringteymişçesine bir hava yaratabiliyorsunuz. Peşinden hemen Usain Bolt’u görüyorsunuz. Muhtemelen bu onu görebileceğiniz en yavaş anı.☺ Ardından da Rafael Nadal ve Maria Sharapova çıkıyor karşınıza. Hidayet Türkoğlu’nun potaya uzanan halini görmeden olmaz değil mi? Yan kısımda da hem yurt içerisinde hem de yurt dışında ülkemizi hakkıyla temsil eden basketçimizi görüyoruz. Futbol olmazsa olmaz. Bu kısımda da Arda Turan, Messi ve Neymar ile gol atıp fotoğraf çekiniyoruz. Ayrıca sizin için bir sistem hazırlanmış, o sistem sayesinde karşınızdaki ekranda gol denemeleri yapabiliyorsunuz. Ve Sabiha Gökçen. İlk kadın pilotumuz gökyüzünde süzülmeye başlamadan hemen önce karşılıyor bizi. Bir kere daha gurur duyuyoruz onunla. Bu kısımdan sonra sinema bölümüne geçiyoruz. Burada ünlü şarkıcılar ve oyuncular bulunuyor. Michael Jackson ile moonwalk’un inceliklerini tartışıyoruz ve yapımcıların bıraktığı şapkayı ve parlak ceketi giyerek MJ’e katılarak ‘They Don’t Care About Us’ söylemeye çalışıyoruz. Ardından 7’den 77’ye herkesin özlediği Barış Manço ve MFÖ geliyor. Sonra televizyonda görmeye alışık olduğumuz ünlülere geçiyoruz. Justin Bieber, Bob Marley, Madonna, Beyoncé, Rihanna, Tom Cruise, Johnny Depp, Audrey Hepburn, Steven Spielberg, Jennifer Lawrence, Victoria Beckham, Marlyn Monroe, Vin Diesel’e kadar birçok sanatçı ile tekrardan tanışıyorsunuz burada. Sonra da Shrek ve E.T geliyor. Ardından da Türk ünlülerimiz VIP’te bizi bekliyor. Kıvanç’ı görünce hemen yanına oturup bir fotoğraf çekiyoruz. Bir daha nerede böyle bir poz alabiliriz ki? ☺ Sonra da Kerem Bursin’le karşılıklı hoş bir sohbet ediyoruz. 2015 yılında Diriliş filmi ile En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını alan Leonardo Di Caprio’yu da bulmuşken tebrik etmeyelim mi? Onu da tebrik ediyoruz. Biz gittiğimizde bir kız önceden sözü olduğunu söyleyip Leonardo Di Caprio’ya evlilik teklif etmişti ama beklediğini alamadı sanırım. ☺ Ayrıca Beren Saat ve Demet Akbağ’ın da heykelleri sergide bulunuyor. Madame Tussauds gerçekten herkesin bir kereliğine de olsa ziyaret etmesi gereken bir yer. Heykeller günden güne değişebiliyor fakat ortam ve hava hiç değişmiyor. Sürekli bir heyecan var. Ayrıca müzenin çıkışında bir hediyelik eşya satın alma kısmı da bulunuyor. Müzeye ulaşım da çok kolay. Hacıosman-Yenikapı metro hattı ile Taksim'de indikten sonra İstiklal Caddesi boyunca on dakika yürüdükten sonra müzeye rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Biletlerinizi oradaki gişeden alabileceğiniz gibi internet sitesi üzerinden de alabilirsiniz.
Kübranur Öztürk
Tayland Vol.2
Merhaba Gezginler, Tayland ile ilgili yazımızın ikinci kısmında Bangkok' tan Krabi bölgesine ulaşım, dikkat edilmesi gerekenler, Krabi'nin güzellikleri, Railay sahili, Ao Nang sahili ve Ao Nang den hareketli Phi Phi tekne turlarından bahsedeceğiz. Krabi Thayland'ın güneyinde Phuket in doğusunda yer alan bir körfez bölgesidir. Yakınında en ünlü ada olan Phi Phi yi de içerek birçok adalar grubu vardır. Bölgeye ulaşımın en pratik yolu havayoludur. Bangkok tan Krabi havaalanına günde 10 üzeri uçuş bulunmaktadır ve fiyatları gidiş dönüş 120 TL civarındadır. Siz biraz daha maceralı bir ulaşım tercih ederseniz tren yolculuğunu seçebilirsiniz. Ancak trenle seyirli bir yolculuk maceranıza bir gün daha eklemek demek olacaktır.Ben Krabi bölgesinde Ao Nang sahilini ve Railay sahilini ziyaret ettim. Railey sahili mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Eğer havayolu tercihiniz ise Ao Nang bölgesine Krabi havaalanından yaklaşık 30 dklık bir taksi yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Taksi ile pazarlık yapmayı unutmayın ve eğer isterseniz aynı bölgeye giden başka turistler ile taksiyi de paylaşabilirsiniz.Ao Nang sahilinde kalmayı düşünürseniz Krabi Resort kalınası en makul otel olabilir. Diğer oteller daha bir pansiyon havasında ancak Krabi Resort size istediğiniz tropik ortamı sunacaktır. Krabi Resort ve Ao Nang sahili resimleri eminim sizi bu bölgeye gitmek için cezbedecektir :)Krabi ResortKrabi Resort RestaurantAo Nang SahiliBölgede birçok uygun fiyatlı taze balık pişiren restoran mevcutRailay SahiliGelelim bölgede yapabileceklerinize; birçok lokal Thai yemeğini uygun fiyata deneyebilir, bölgede bulunan masaj merkezlerinde rahatlayabilir, hindistan cevizi suyunuzla sahilde güneşlenebilir ve bölgeden kalkan turlar ile maymunlar tapınağı olarak bilinen Wat Tham Suea yi görebilir, filler ile banyo yapabilir ve ya ada turlarına katılabilirsiniz.Wat Tham SueaUnutmayın bu bölgedeki turlar için her zaman pazarlık yapın, fiyatların ne kadar indiğini görünce şaşıracaksınız. Tekne turlarına mutlaka katılmanızı öneririm. Aşağıdaki resimlere göz gezdirdiğinizde zaten ne demek istediğimi anlayacaksınız :)bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Bana Eşlik Eder Misin?
Neşeli kelimelerimi uyutup geldim. Hiçbir yüz mimiği vaat etmiyorum sana. Şanslısın. Sayfayı kapatır ve hayatına devam edersin. Ben kaçtıklarının içindeyim şuan. Nefes almak için geldim, eşlik eder misin?Uyuyorum, göz bebeklerim uyanık, düşünüyorlar. Beni kandırmışlar, yine sabah yorgun uyanıyorum. Uyumadan da dinlenmeyi mümkün kılan insanlar vardır. Onlara kaçıyorum. Onlara sığınıyorum. Onlarla dinleniyorum. Göz bebeklerim mutlu. Yemek yiyorum, ruhum da acıkmış, gurulduyor. Çorba doyurmuyor ruhumu. Köfte doyurmuyor. Yutkunuyorum, "Dünya yutkunmak yeridir." diyor bir ses. Daha çok acıyor canım. Gırtlağımda yanık bir tat... "İnsanlar da gıda gibidir." diyor başka bir ses. Kimi meyve gibidir vitamin olur sana, güç verir. Kimisine alerjin vardır, seversin ama zarar verir. Bazıları da ekmek gibidir, her haline her anına katık olur. Kutsal olur. Onlara acıkıyorum. Onlarla doyuyorum. Onlarla güç buluyorum. Ruhum mutlu. Yürüyorum, ayaklarım yürümek istiyor, ben değil. Ben yorulmuşum. Ayaklarımın içi içine sığmıyor. Eve gidersem yine duvarlar bana kızar ben de ağlarım diye kaçıyor ayaklarım. Koşuyorum. Nereye gittiğim önemli değil, sadece gitmem gerekiyor. Durmuyorum. Savaşıyorum ayaklarımla ama kaybediyorum. Onlar yorulunca kendimi denizi koklarken buluyorum. Deniz ehlileştiriyor beni balıklarıyla. Onlarla akıntıya karışıyorum. Onlarla soluk alıyorum. Onlarla dinç kalıyorum. Ben mutluyum.Mutlu olmak için uyumadan dinlenmeyi mümkün kılanları arıyorum, bulduklarıma sımsıkı sarılıyorum. Gıdamı alabileceğim sevecek birilerini buluyorum. Zehirleyenleri kendi zehrinde boğuyorum. Panzehir bir başkası oluyor, ona şükrediyorum. Bir insana verebileceğin en büyük lüks; yük olmamak. Sırtımda taşımadığım kim varsa ona koşuyorum. Mecbur olduğum için değil, içimden geldiği için önünde eğiliyorum. Yükünü hafifletiyorum. Ben de hafifliyorum. Uçuyorum. Ta ki başka açlıklara, başka uykusuzluklara, başka yorgunluklara kadar.
FERİDE
Sponsor
Kabak Vadisi
Merhaba Gezginler,Bu yazımızda gizli cennet Kabak Vadisinden bahsedeceğiz. Kabak Vadisi Muğla ilimize bağlı Fethiye bölgesinden yaklaşık 20 km uzaklıkta keşfedilmemiş bir bölgedir. Ölüdeniz' e de yaklaşık 16 km uzaklıktadır. En meşhur vadilerimizden biri olan Kelebekler Vadisi ise sadece 7 km uzaklıktadır.Vadiye en yakın havalimanı Fethiye de bulunan Dalaman Havalimanıdır. Buradan Havaş ile Fethiye Otogarı’na gelebilir (yaklaşık 45 dk) ve Carrefour’un önünden her 2 saatte bir kalkan Faralya – Kabak dolmuşlarını kullanabilirsiniz. Son durağa geldikten sonra ise ister vadinin servislerini kullanarak isterseniz Likya Yolu'ndan boyalı taşlar eşliğinde yürüyerek vadiye inebilirsiniz. Fethiye bölgesinden taksi ile de yaklaşık 50 TL lik bir ücret ile vadiye gelebilirsiniz. Size kalmanız için Kabak Avalon Bungalows' u kesinlikle tavsiye ederim. Yabancı bir çiftin işlettiği bu otel Kabak Vadisinin en konforlu konaklama alanlarından biri. Tabi siz kamp yapmak isterseniz o başka :)Aşağıdaki gibi bir manzara ile güne başlayabilirsinizSonsuzluk havuzunun keyfini sürebilirsiniz.Aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi otel koyun üzerindeki tepede yer alıyor. Otelden koya yürümek 15 dk sürüyor. İnerken göreceğiniz manzara ise muhteşem.Sabah kahvaltısında bu muhteşem manzara gerçekten de iştah açıyor :)Akşamları etrafta hiçbir ışık bulunmadığından yıldızları çok çok net görebilirsiniz.Kabak Koyu berrak ve sakin denizi ile huzuru bulabileceğiniz bir yer. Ancak denizi ve sahili biraz taşlı. Kum severler için baştan uyaralım :)Bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
..
Gecenin bir yarısı uyanırım, her daim, ansızın.. Ama böyle ansızın dediysem de, kimi zaman güzel bir rüyanın ortasında gerçeğe uyanmanın hayal kırıklığı ile mesela.. Kimi zaman da kötü bir rüyanın ortasında uyanıp şükretmek gibi...Saat 01:44.. Uyku yok bu gece, son birkaç gecedir olduğu gibi..Sebebi mi? Bilmem.. Ya da biliyor olabilirim, yani sanırım..Uykusuzluklar, dalgınlıklar, sebepsiz gülümsemeler.. Böyle hani aniden üzüntü basar, nedenini bilmezsin de sonradan sırf tek bir sebebe bağlanıp mutlu olursun ya.. Ya da böyle en mutlu anında bir anda ne olduğunu bilmeden bir üzüntü boğar, nefes aldırmaz.. Oysaki her şey yolundadır, sevdiklerin her zamanki gibi yine yanındadır, sağlıklısındır, nefes alıyorsundur gibi gibi.. Ya hani diyorum ki, bir filmin mutluluk sahnesinde hıçkırıklara boğulmak mesela, anlar mısın beni? İşte tam o an "Ancak.." dersin, "bir şey eksik".. Sorsalar söyleyemezsin..Hani söylesen sanki 1.sınıfta o herkesin seninle dalga geçtiği zamana geri dönecekmiş gibi hissedersin. Bakışların her birinin aslında küçüklüğünde aklında travma yaratan haliyle bir anda karşında belireceğini düşünürsün..O eksik aklından hiç çıkmaz ama mesela bak. Uyanırsın, uyursun, uyanırsın, uyursun, uyanırsın.. Hiç gitmez o, aklının en sağ köşesinden en soluna kadar, her bir hücrende.. Hani derler ya "Bütün kara parçalarında, Afrika da dahil..", işte diyorum o hesap benimkisi..Bilmem, anlar mısın beni?Tabi ki anlayamayabilirsin.. Çünkü ben, "fotoğraflarına baktığında kendini gülümserken bulmak da sevdaya dahil olmalı" dediğimde bu sözün ilhamını sordukları vakit söyleyemeyecek kadar içime kapanığım artık.. Eski ben olsa " ya seviyorsan git konuş bence" der ansızın karşında belirebilirdi mesela.. Şimdi ise korkuyorum, hem de çok..İnsan sevmekten korkar mı?Eskiden yaşadığı güvensizlikleri yanında bir bavul misali taşıyan bir septik ise eğer karşında duran, evet, işte o kişi korkar sevmekten, sevdiğini belli etmekten.. Ya şey gibi.. Hani mesela eski şairler vardı edebiyat kitaplarında, böyle uzaktan severlerdi, pervane böcekleri gibi derdik onlara, kapılırsa yanacağını bilirdi, öylece uzaktan severdi.. Onları getir gözünün önüne.. Şimdi onun yerine beni koy karşına, merhaba..Saat 02:10.. Hani şimdi yazıyorum ya mesela, öylece, bilinçsizce.. Kimin okuyup, kimin aynı duyguları benimle paylaştığını bilmeden.. Sen de okur musun sahi? Hani olur da bir zaman denk gelirsen mesela diyorum.. Okusan bile ben bunu hiç bilmeyeyim.. Bilirsem bakamam çünkü yüzüne, dedim ya pervane böceği misali.. Bir gün, olur da bir yerde oturup izlersek şehrin manzarasını sabaha kadar, elimizde çayın verdiği sıcaklıkla, işte o zaman anlatacağım sana her şeyi.. İşte o zaman söyleyeceğim şu dizeleri, söz veriyorum:"Gönül yarası bu, hadi sırası bu Hazırım canımdan geçmeye geldim..."Saat mi? 02:21...
Karadeniz Kızı
Aldatan Eski Sevgiliden Alinacak En İyi̇ İnti̇kam
Arkadaşlar Merhaba. Aldatan eski sevgiliden alınacak en iyi intikam nedir ? En beğenilen 3 Yorum ödül alacaktır. Orjinal Olabilirsiniz🏄😇 Yorumları alalım , bol şans herkese😎 1. 100 Tl2. 50 Tl3. 25 Tl
Mert Güngördü
Yabancı Dizi Arayışında Olanlar Buraya !
Merhaba!Hiç vakit kaybetmeden önerilerime başlıyorum.(Dizilerin sıralamasını iyiden kötüye doğru değil rastgele yaptım.)İyi okumalar.1-) SherlockOyunculuk, senaryo ve çekim kalitesi yüksek bir dizi arayışındaysan (ki muhtemelen bunun için buradasın) doğru adres : Sherlock.Kısa kısa :* IMDB : 9.3* İlk bölüm yayın tarihi: 25 Temmuz 2010* Son bölüm yayın tarihi: 15 Ocak 2017* Dizide polisiye, gizem, dram, suç temaları ele alınıyor.* Dizinin her bölümü 1.5 saat sürüyor. Ama bu bölümleri birer film tadında izleyeceksin.* Sherlock rolünün sahibi Benedict Cumberbatch, bu rol için biçilmiş kaftan. Karakterin özelliklerini büyük ölçüde izleyicilere yansıtıyor, rolüyle tam olarak özdeşleşiyor.* Dizi 4 sezondan oluşuyor ve her sezon 3 bölüm* 12 bölümü bir oturuşta bitirmek isteyebilirsin. Sonlara doğru yaklaştıkça bitmemesini isteyeceksin.* Ayrıca bu bölümler haricinde dizinin özel bölümleri de mevcut. Onları da izlemelisin.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=Nj7ZSUkTTVI/Diziye başlamak için buraya : http://dizilab.net/sherlock/sezon-1/bolum-12-) Game Of ThronesGame Of Thrones'u tabiki de izliyorum diyorsan, harika.Başlamalı mıyım? diyorsan okumaya devam.Elbette listene alman gereken dizilerin başında bu dizi geliyor.Çünkü tek kelimeyle muh-te-şem bir dizi.Senaryo, oyunculuk, çekimler, mekanlar, kostümler. Diziyi izlemen için sebep çok, izlediğinde hak vereceğine eminim.Kısa kısa : * IMDB : 9.5 * İlk bölüm yayın tarihi: 17 Nisan 2011* Son bölüm yayın tarihi: 26 Haziran 2016* Dizide yedi krallığın taht mücadelesini izliyoruz. * Her bölümü ortalama 55 dakika sürüyor.* 6 sezon yayınlandı. 7.sezon ise 16 Temmuz 2017'de başlayacak. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=iGp_N3Ir7DoDiziye başlamak için buraya : http://dizimag2.co/senorhtfoemag2/1-sezon-1-bolum-izle-dizi.html3-) F.R.I.E.N.D.SHala Friends'e başlamadıysan, çok şey kaçırdığını söyleyebilirim.İzlerken keyif alayım, mutlu olayım, başka birşey düşünmeyeyim diyorsan doğru adres : Friends.Kısa kısa : * IMDB : 9.6* İlk bölüm yayın tarihi: 22 Eylül 1994 * Son bölüm yayın tarihi: 6 Mayıs 2004* Dizinin her bölümü ortalama 20 dakika sürüyor. * 10 sezondan oluşuyor ve bölümler o kadar akıcı ki, kendini bir günde birkaç sezon bitirmiş olarak bulabilirsin. Diziye başlamak için buraya : http://www.dizist1.com/izle/friends-1-sezon-1-bolum4-) Breaking BadBu dizi hakkında uyuşturucu, kimya öğretmeni ve kanser kelimelerini duymuş olmalısın.Evet dizinin anahtar kelimeleri bunlar gibi gözükse de, müthiş bir oyunculuk, muazzam çekim detayları ve gerçek hayata yakın oluşu bakımından çok çok iyi bir dizi olduğunu söyleyemeliyim.Kısa kısa : * IMDB : 9.5* İlk bölüm yayın tarihi: 22 Eylül 1994 * Son bölüm yayın tarihi: 6 Mayıs 2004 * Dizide aksiyon, dram, suç temaları ele alınıyor. * Dizinin her bölümü ortalama 50 dakika sürüyor. Uzun gibi gelmiş olabilir ama keyifle izleyeceğini garanti ediyorum.* 5 sezondan oluşuyor. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=HhesaQXLuRY/Diziye başlamak için buraya : http://www.dizist1.com/izle/breaking-bad-1-sezon-1-bolum5-) Silicon ValleyGirişimcilik, teknoloji, yazılım dünyası hakkında merak ettiğin sorular varsa, bu diziyi izleyerek merakını giderebilirsin.Keyifle izlenecek bir dizi.Bir Bilgisayar Mühendisi olarak bilişim sektörünü teknik detayları ve komik yanlarıyla inceleme fırsatı buluyorum.Diziyi izlemek için ille de mühendis olmaya gerek yok elbette :)Kısa kısa:* IMDB: 8.3* İlk bölüm yayın tarihi: 6 Nisan 2014 * Son bölüm yayın tarihi : 7 Mayıs 2017* Her bölümü ortalama 25 dk sürüyor.* Dizinin 4.sezonu devam ediyor.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=69V__a49xtw/Diziye başlamak için buraya : http://dizipub.com/silicon-valley-1-sezon-1-bolum-izle/6-) How I Met Your MotherFriends hakkında konuşup bu dizi hakkında konuşmamak olmaz elbette.Hangi dizinin daha iyi olduğu klasik bir tartışma konusu olsa da bana kalırsa ikisinin de kendine has bir havası var.Elbette ki HIMYM'nin Friends'ten esinlendiği çok şey var.Diziyi beğenmeme ihtimalinizin olmadığını düşünüyorum.Kısa kısa: * IMDB: 8.4* İlk bölüm yayın tarihi: 19 Eylül 2005 * Son bölüm yayın tarihi : 31 Mart 2014 * Her bölümü ortalama 20 dk sürüyor. * 9 sezondan meydana geliyor.Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=JlhveYg7h0k /Diziye başlamak için buraya : http://dizipub.com/how-i-met-your-mother-1-sezon-1-bolum-izle/ 7-) FringeBilim kurgu sevenlerden misin? Doğru adres : Fringe.Dizi FBI dizisi olması dışında, farklı konusu ve fantastik yanıyla izleyiciyi kendisine çekiyor.Oyunculuk ve senaryo bakımından çok kaliteli bir dizi.İlk bölümü uzun ve sıkıcı bulabilirsiniz ama diziye devam ettiğinizde memnun kalacaksınız.Kısa kısa: * IMDB: 8.4 * İlk bölüm yayın tarihi: 9 Eylül 2008* Son bölüm yayın tarihi : 18 Ocak 2013 * Her bölümü ortalama 50 dk sürüyor. * 5 sezondan oluşuyor. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=29bSzbqZ3xEDiziye başlamak için buraya : http://dizimag2.co/fringe/1-sezon-1-bolum-izle-dizi.html/8-) YoungerYounger'ın keyifli bir dizi olduğunu söyleyebilirim.Kısa kısa bölümleri ile kafanızı dağıtmanıza yardımcı olabilecek bir dizi. Kısa kısa: * IMDB: 7.7* İlk bölüm yayın tarihi: 24 Şubat 2015* Son bölüm yayın tarihi : 14 Aralık 2016 * Her bölümü ortalama 20 dk sürüyor. * 3 sezon yayınlandı. 4.sezonu 28 Haziran 2017'de başlayacak. Dizi fragmanı için buraya : https://www.youtube.com/watch?v=rw9zFMbkQksDiziye başlamak için buraya : http://dizilab.net/younger/sezon-1/bolum-1Umarım faydalı bir yazı olmuştur.Keyifli seyirler!
Gizem ER
Minik Yıldız Tozları
Tek bir çizgi olmak istersin bazen. Karanlığı delen, Güneş'e göz kırpan bir çizgi. Hayal etmekle başlarsın işe. Kapatırsın gözlerini ve düşünürsün. Kapıdan içeri girdiğini, gün ışığını nasıl aldığını, bazen sabaha karşı bakarsın, bazen gece yarısında dalarsın. Olur ya parçalı bulutlusundur belki. Perdelerini çekip kapanırsın içine. Kendini dinlersin.İçini, en derinini. En iyisini o bilir çünkü. Doğru olmasına gerek yok o söylesin yeter. Onu kaybetme yeter. Ve devam edersin. Düşünmeye, tasarlamaya, uğraşmaya. Bilirsin ki sadece güneşli günlerde yürürsen istediğin yere varamazsın. O çizgi olamazsın mesela. Tırtıldan kelebeğe giden yolculukta yorulursun, dinlenirsin, sıkılırsın. Bi durup arkana bakarsın. Gittiklerine, gördüklerine, hayran kaldıklarına, başardıklarına, yaptığına, yapamadığına, nerelerden geldiğine, yolda karşılaştıklarına, iyi ki kesişmiş yolumuz dediklerine, olmazsa olmazlarına, olmasaydı da olurdu'larına. Ve avuçlarında yıldız tozlarının biriktiğini görünce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle devam edersin. Daha mutlu, daha emin, daha bilinçli. Bilirsin ki onlarla bugüne geldin. Tam da şu ana. Bilirsin ki o istediğin çizgi olmak için biraz yıpranmalı, biraz uğraşmalı, biraz saçmalamalıydın. Bilirsin ki o çizgi olmak için elinde yıldız tozların, kendin ve sadece şu an var. Yani gerekli olan her şey.
Kübra Nur Hakseven
Zenginliğimin Sırrı
6 yaşlarındayım dürdane ablam da 11 yaşlarında bana dedi ki seninle anlaşma yapalım benim hizmetçiliğimi yap ben de sana para vereyim ulan be lükse bak firdevs yöreoğlu musun mübarek ben de katya oluyorum bu arada... Ben hemen teklife tamam dedim para kavramı yok bende paranın boyutu büyük olunca daha çok oluyo sanılan en masum dönemimdeyim bana tüm gün hizmetçiliğimi yap gün sonu sana bu parayı vericem dedi para da o zamanın 50 bin lirası şimdinin 5 kuruşu ona bakkaldan alınan tek şey meybuzdu hemen kabul ettim tabi ee bu zengin günlerime kolay gelmedim 6 yaşında başladım ekmek paramı kazanmaya... Ama dürdane ablam kendine eğlence arıyo tabi kabul ettin ama sana güvenmiyorum senle anlaşma yapıcaz dedi kağıt kalem çıkardı bi şeyler yazıyo ee okula başlamamışım okumam yazmam yok buraya şartları yazdım kabul ediyorum diye imza at dedi yani borç senedi bile imzalattırıyo olabilir anlamadığım bi şeye imza at diyo ve ben imza mı o ne nasıl atılıyo dedim OFF TAMAM VER ONU DA BEN ATARIM SENİN YERİNE dedi attı ne kadar fedakar bi abla hem benim yerime hem kendi yerine imza atıyo koca yürekli kız... Başlarda iyi gidiyodu bana su getir diyo kalkıp getiriyorum tvnin düğmesine bas diyo basıyorum çayına şeker atıp hadi karıştır diyo karıştırıyorum neyse ki şekerini kendi atıyo bu da bi şeydir sonra istekleri artmaya başladı mesela odadan çantasını istiyodu çanta askıda boyum yetmiyo ulaşamıyodum beni kucaklayodu askıdan çantayı alıp ona veriyodum ahahahahhss kafanızda bi canlandırsanıza aşırı anlamsız bi hizmetçi çantayı direkt kendi alsa daha az yorulcak ahahahshhshsh her neyse evdeyken gayet güzel ilerliyodu gel gelelim ben oyun oynamak için dışarı çıktım sokakta arkadaşlarla istop oynuyoruz çok yoğunum kendimi oyuna kaptırmışım dürdane ablam balkondan ebruuu diye bağırdı oyundan kafamı kaldırıp baktım eve gel dedi niye olduğunu da demiyo oyun oynuyorum dedim ama çok önemli gel dedi ee mecbur bıraktım oyunu koşarak yukarı çıktım kapıyı vurdum açtı noldu dedim "tuvalete gitcem ışığı yak" dedi... Rumuz: Minik Köle
ebrusqa
Aamir Khan' In Oynadığı Filmler
Aamir Khan, Hint sinemasında adını en çok duyduğumuz kişilerden biri. Benim gözümde Aamir Khan’ı izlenilecek bir yapımcı, aktör vb. kılan şey sinemalarında işlenen konular olmuştur. Bir çok toplumsal meseleye ışık tutulmuş ve bu beyaz perdeye yansıtılmıştır. Gerek ülkesinin siyasi, politik konuları, gerek eğitim anlayışı, gerekse kadın-erkek konuları, olaylara farklı bakış açıları çok güzel ve anlaşılır şekilde insanlara sinema olarak sunulmuş ve bana kalırsa farkındalık oluşturulmuştur. Aranızda eğitimle ilgilenen ya da eğitimci arkadaşlar varsa mutlaka “3 idiots”,” Taare Zameen Par” izlemiştir. Eğer izlemeyen varsa kesinlikle tavsiye ederim. Zaten ben tavsiye etmesem de internette, en iyi eğitici/izlenmesi gereken film vb. bir şey yazınca karşınıza bu film çıkacaktır. Birkaç tanesinden kısa kısa bahsetmek istiyorum. Bu arada sizlere tavsiyem, filmleri izlerken not alıp ardından minik araştırmalar yapabilirsiniz. Fanaa : Bu filmde tabi ki de bir aşk hikayesi var. Fakat aynı zamana Hindistan ile Pakistan arasındaki Keşmir sorununu da gözler önüne sürüyor. Taare Zameen Par: Disleksi olan bir çocuğun ailesi ve okulunda yaşadığı olayları çok güzel yansıtıyor. Disleksi çocuğun gözünden harflerin sayıların nasıl anlaşıldığını vb. gösteriyor. İyi bir öğretmenin ne kadar fark oluşturabildiğini gösteriyor. 3 idiots : Bu filmde eleştirilen anlayış, erkeklerin mühendislik, kadınların ise tıp okumaları üzerinedir. Bu süreçte öğrencilerin ilgi alanlarına göre bir meslek tercih etmeleri vb. konuları işlemiştir. Peekay: Dünyaya gelen bir uzaylının dünyaya ve insanlara olan bakış açıları ve komik bir çok tespiti yer alıyor. Dangal : Bu film Aamir Khan’ın en son filmi. Burada da eski güreşçi bir babanın oğlu olmaması ve kızlarından ikisini güreşçi olarak yetiştirmesini ele alıyor. Kız çocuklarını erkek gibi eğitmesi ve onlarda oluştuğu psikoloji, örneğin saçlarının kesilmesi sahnesi gibi olaylar dikkat çekiyor. Bu filmde eski güreş şampiyonu olan baba, kızları üzerinde disiplinle ve zorla antrenman yaptırması ilk başta kızlarının hoşuna gitmese de, erken yaşta evlenen arkadaşlarını görmek onların fikrini değiştirecektir. Filmde verilen mesaj gayet anlamlıdır. Dangal filmini yeni izleyen biri olarak en çok komik gelen sahnelerden birini paylaşmak istiyorum. Eski güreş şampiyonu baba, kızlarına maddi olarak zor olsa da tavuk yedirerek güçlenmelerini ister. Ve tavukçuya gider. Fotoğrafta gördüğünüz gibi pazarlık ederler. Tavukçu ağabey “bana mantıklı açıklama yap neden 25 rupi ye vereyim, bu işten benim karım ne olacak” der. Baba ise kızları güreşlerde derece aldığında kimin tavuğunu yediğini soracaklarını, tavukları bu dükkandan aldığını söyleyeceklerini söyler. Teklif kabul edilir.Buyurun sonuç, tavukçu iyi bir iş çıkarır. Ünlenir. :) :) Önceki bir yazımda “God is close, Allah yakındır” da belirtmiştim. Farklı ülkelerin sinemalarını izlemenin bizlere farklı bakış açıkları sağladığını düşünüyorum. Hint filmlerini izlemediyseniz bir göz atmanızı tavsiye ederim.
hozaravala
5 Soruyla Ilişkini Sorgula
İki yıllık ilişkimi bu soruların ardından bitirdim. Biraz üzücü bir giriş ama çok mutluyum ben yenilendim. Darısı başınıza. Okuduktan sonra iyi ki diyenlerde olacak, sevgilisine sövenler de. Yorum olarak tecrübelerinizi varsa kendi sorularınızı paylaşın da cümle alemin gözü açılsın. Kullanıcı garantili sahibinden mis gibi felsefi bakış açıları. Bu defa kolaya kaçmak yok! Burada soruları ben sorarım. Cevaplamak da dürüst olmak da sana kalmış şekerim. İdeal partner balon olup seni yükseltmeli, ayağına taş bağlayıp aşağı çekmemeli. -anne atasözü1: Alıntıyla doğru orantılı olarak, bu kişi benim için balon mu yoksa taş mı?Bak bakalım ilişkiden önce neredeydin, şimdi nereye gelmişsin, beş sene sonra nerede olacaksın? Bu adam yada kadın sana ne katmış, ne katabilir yada senden neleri götürmüş? Değmiş mi buna he güzelim? 2: Partnerimin negatif özelliklerine her durumda tahammül edebilir miyim? Şimdi bu soru özellikle ciddi bir ilişki içindeysen çok önemli. İş evliliğe gider ben partnerimle yüzüğümü takarım diyorsan bekle iyice düşün cevapları. Herkesin iyi özelliği var zaten bir noktada seni kendine çeker, önemli olan geğirmesine her zaman tahammül edebilir misin, yada yerli yersiz kaprislerine? 3: Bana psikolojik şiddet uyguluyor mu? Şimdi fiziksel şiddeti isimlendirme ve tepki göstermeyi az da olsa kıvırıyoruz ama psikolojik şiddet ayrı bir boyut. Yakalaması da çok zor. "ay beni çok seviyo, e seven insan da kıskanır arkadaşlarımla akşam çıkmıyorum" cular kendinizi sorgulayın. Hangi derecede bu kıskançlık. Partnerinin komutlarından çıkınca "benden başka sana kim bakar", "şöyle giyinmezsen, saçını bu model yapmazsan beni unut" gibi direk yaralayıcı ve güç, otorite sağlamaya yönelik cümleler en aşikar örneklerinden. Aman dikkat! 4: Onun için kendimden verdiğim tavizlere değdi mi? Ay ben kendimden taviz vermedim diyenler sakın devamını okumayın önce kabul edin. Her ilişkide bir şeyleri kazanır, bir şeyleri kaybederiz. Okulunu mu bıraktın, istediğin bölümü mü değiştirdin, kariyerinden mi vazgeçtin? İlişki de karşılıklı alışveriş sonuçta. Ama bakalım o bunu dengeleyecek ne yaptı? Hep ben mi kendimden ödün vermişim yoksa? Olamaz?!5: Yanında rahatça gülüp ağlayabiliyor muyum? Yoksa düşünerek mi hareket ediyorum? İlişkide en güzel his rahat olmak, evinde hissetmek, beraberken kendini frenlemeden yaşayabilmek. Evet fren dedim, yoksa sen kendini tutuyor musun? "ay şimdi yanında ağlarsam burnum akar yanında sümküremem ben bi prensesim" bundan uzak dur aman diyeyim. Böyle ilişki olmaz şekerim. Ananın yanında nasıl ağlayabiliyorsan, yada kankin artık kendini yakın hissettiğin kim varsa, sevgilinin yanında da sümküreceksin, anırarak güleceksin. Kimse leydilik okulundan mezun değil burada biz bizeyiz. Aramızda kimse fransız mürebbiyelerden peçete katlama dersi almadığına göre bırak hayatımızda -en azından birkaç kişinin yanında- düşünmeden, hesaplar yapmadan hareket edelim. Eğer "yok ben buluşmada patates kızartmasını bıçakla kesmeden yiyemem, maydanozlu, soğanlı dürümü sevgilimin yanında gömüp dişimde bişey kalmış mı diyemem dersem beni sevmez diyorsan YALLAH HARİKALAR DİYARINA
FERİDE
Tayland Vol.3
Merhaba Gezginler, Tayland ile ilgili yazımızın üçüncü kısmında Krabi'den hareketle Koh Yao Noi adasına gidip dünya üzerindeki küçük cenneti keşfedeceğiz ve oradan da Phuket üzerinden Bangkok a geri dönerek Bangkok gece hayatından bahsedeceğiz. Krabi'nin güzelliklerinden ayrılmak her ne kadar zor da olsa gideceğimiz adanın muhteşem doğası yolculuğumuzu çok keyifli ve heyecanlı bir hale getiriyordu.Koh Yao Noi adası ufak bir kasabası, minik bir limanı ve bakir doğası olan bir bölge. Ada içinde 2 ünlü otel bulunuyor. Six Senses Yao Noi ve Paradise otel kalabalıktan uzaklaşıp doğa ile iç içe bir tatil yapma imkanı sunan harika oteller. Ben adanın en kuzey kısmında Paradise oteli tercih ettim. Six Senses birazcık daha lüks bir otel ancak fiyatları Paradise'a göre çok daha yüksek. Ayrıca Paradise otelde uygun sezonlarda giderseniz çok uyguna resimlerde göreceğiniz odalarda kalabilirsiniz.Öncelikle Krabi den Koh Yao ya nasıl ulaşacağımızdan bahsedelim. Dilerseniz otel ile konuşup özel sürat teknesi ayarlayabilirsiniz. Ancak kişi başı yaklaşık 200 TL lik bir parayı gözden çıkartmanız gerekir. Diğer bir ulaşım yöntemi ise taksi ve ya tuk tuk kiralayarak Ta Khao Pier limanına ulaşıp "longtail" adını verdikleri büyük tahta tekneler ile Koh Yao adasına ulaşabilirsiniz. Toplam maliyetiniz kişi başı 50 TL yi geçmeyecektir.Benim yolculuğum çok yağmurlu bir güne denk gelmişti ve longtail yolculuğu baya maceralı bir hal almıştı. Uyarmak isterim ki kötü hava koşulları nedeniyle tekneler batabiliyor. Dikkatli olun !Tuk Tuk yolculuğuTa Khao PierLong Tail Paradise Otel - PLUNGE POOL DELUXE STUDIOParadise Otel - PLUNGE POOL DELUXE STUDIOKoh Yao da gün doğumuEğer bir gün yolunuz düşerse mutlaka sabah 6 da kalkmanızı, gün doğumunu izlemenizi ve sahilde yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim.Paradise otel doğa ile tamamen iç içe. Dikkat edin karşınıza insan büyüklüğünde kertenkeleler çıkabilir :)Eğer ıssız bir adada kafanızı dinlemek ve doğa ile iç içe olmak isterseniz kesinlikle gitmeniz gereken yer Koh Yao adası. Yemekleri, sahildeki içecek ikramları ve oda servisi ile de miğdenize hitap etmeyi biliyorlar. Yerel ve dünya mutfağından lezzetleri rahatlıkla deneyebilirsiniz.Koh Yao adasından ayrılmak gerçekten bir hayal kırıklığı oluyor. Ancak yolculuğumuz devam etmeli ve sıradaki hedefimiz tekrardan Bangkok :)Bangkok a ulaşmak için Phuket bölgesine tekne ile yolculuk yapıp sonrasında uçağa bindik. Sanırım Koh Yao dan Bangkok a en kısa ve en hızlı ulaşım bu şekilde. Ayrıca Tayland içi uçuşlar 50-70 TL arasında olduğu için oldukça da ekonomik.Ve tekrardan Bangkok tayız. Bu sefer gece hayatından ve meraklısı için çılgın eğlencelerinden bahsedeceğiz. Gece hayatı denince akla Bangkokta bulunan ünlü gece kulüpleri ve yetişkinlere yönelik eğlence merkezi olan Nana Plaza geliyor. Gece kulüpleri ile başlayalım:Levels Club, Lounge & Terrace keyifli ve nispeten daha nezih bir ortam sunuyor. Genellikle canlı müzik oluyor ve ücretsiz girişi olan bir mekan.Aynı bölgede bir diğer ünlü kulüp Climax yer alıyor. Burada da genellikle canlı müzik oluyor ancak girişi ücretli.Bangkok bir çok gece kulübüne ev sahipliği yapmakta ancak beğendiğiniz ya da duyduğunuz bir kulübe gitmeden önce internetten bir bakmakta fayda var. Çok pahalı fiyatlarla ve hoş olmayan davranışlarla karşılaşmamak için araştırmanızı tavsiye ederim.Gelelim her turistin mutlaka uğradığı Nana Plazaya. Öncelikle bir ön izlenim vermesi adına resimler ile başlayalım :) Uyarmam gerekir resimler bazı okurlar için rahatsız edici bulunabilir ! Ancak Bangkok un en meşhur eğlence merkezinden bahsetmeden Tayland serüvenimizi bitirmek uygun olmayacaktır.Nana Plazanın bukadar popüler olma sebebi turistlere yönelik şovlar içermesidir. Giden insanların çoğu şovları izlemek için gitmektedir. Yanlızca erkekler değil kadınlar da bu şovları izlemekl için Nana Plazayı doldurmaktadır. Tabi bunun haricinde para karşılığı özel dans ve farklı hizmetler de sunulmaktadır. Nana Plaza içinde dansçılar, striptizciler, gogolar, ladyboylar ve eskortluk hizmeti sunanlar bulunmaktadır. Kim ile konuştuğunuza dikkat etmenizi öneririz.Umarım Tayland rehberimizi beğenmişsinizdir. Bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile...
GeziRehberim
Instax Mini 8 Alacaklar, Almak Isteyenler Once Buraya!
Merhabalar , simdi su siralar ozellikle daha bir herkesin elinde gordugum bir makineden soz edecegiz "Instax Mini 8" , FujiFilm'in uretmis oldugu bu jelibon kadar tatli aletlerin renk secenegi de bir hayli fazla.(renkleri koyacagim) Mordan tut , sari , pembe, mavi ve daha bir suru secenek ile bize "acaba hangi rengi alayim" arasinda kafayi yedirten bu makineleri avantajlari ve dezavantajlari acisindan inceleyecegiz. Alacaksaniz , almayi dusunmus de guvenememis ya da etrafinizda almayi dusunen biri var ise mutlaka once buraya baksin derim cunku inanin bazi dezavantajlari da mevcut. Oncelikle su siralar basta da fotografcilik olmak uzere populer kultur eskiye kaymis vaziyette. Eski ozleniyor , eski seviliyor ne bileyim eski sarkilar, sessiz, siyah beyaz filmler, plaklar , pikaplar, gramofonlar surusune bereket ne kadar antika esya varsa o tozlu depolarindan tekrar gun yuzune cikti. Iste bu olay " Eskiye Kayma." E durum bu olunca da fotograf makineleri digitallerden , o klasik Cannonlardan Nikonlardan cok anolog ve paloroid makinelere kaymis oldu. Bizim incelememiz altindaki alet bir paloroid makine, cektigimiz anda elimize filmin geldigi ve boyle sallaya sallaya fotografin belirmesini bekledigimiz heyecanin ta kendisi. Fujifilm ise eskiyi yeniyle harmanlayarak tatli mi tatli kucuk modern gorunuslu ama eski icerikli bir birlesik olusturmus , adini da Instax Mini koymus, cok da guzel olmus. Ozelliklerinden soz edicek olursak bu makineler oldukca kucuk ve hafif , rahatca tasinabiliyor. Kutunun icinde makine ile ayni renkte bir aski cikiyor ve makinemiz 2 tane kalem pil (alkali pil olmali , sarji uzun dayananlardan) ile calisiyor. Cikan fotograf kredi karti boyutunda ve ciktigi gibi fotografa erisimimizin olmasi harika ornegin bir arkadasiniza hediye vesaire edebilirsiniz, cuzdaninizda tasiyabilirsiniz , gercekten ama gercekten sizin icin onemli anlari fotograflayabilirsiniz hos ve manevi olur. Gercekten onemli diyorum cunki evet, oyle zirt pirt cekemezsiniz cunku bir makinedeki film sayimiz 10 ayrica filmlerin fiyati da bir hayli tuzlu. 10 TANE FILM 40 LIRA! ama bazi pasajlarda (Istanbul'da mevcut , 25 liraya da buldugum oldu) O yuzden fazla secici olmaliyiz :DFilmi yerlestirirken film kapagini aciyoruz , 10lu film paketini koyuyoruz ve kapatiyoruz sonra da o kapagi bir daha acmiyoruz cunku acilan kapak ile filmler yanabilir. Makinemizin odak uzakligi ise biraz kisa ve zoom yapabilme ozelligi yok bu da bir dezavantaj, fazla uzaklik olunca pek netleyemiyor. Isiga gore ayarlanmis cesitli cekim modlari mevcut , lensimizin uzerindeki kucuk gosterge isigi otomatik olarak ortamin isigini algilayarak o modun uzerine atliyor ve siz de lensi o moda uygun olarak ceviriyorsunuz. Modlar ev, bulutlu, isikli,cok isikli vesaire gibi kucuk sembollerle belirlenmis ve algilanmasi bir o kadar kolay. Delikten bakiyor ve buyuk dugme ile cekiyorsunuz ve filmin cikmasini bekliyorsunuz. Cikan fotografi sallamak biraz adettendir lakin okudugum bir yerde bu fotograflarin sallanmasinin fotografin goruntulenmesini yavaslatacagi yaziyordu, emin degilim.Siz gene de sallayabilirsiniz, fotografta bir bozulma olmuyor. Genel olarak renkler de duzgun. "Ne yapicam ben kucuk kucuk bir suru fotografi be?" derseniz de bu fotograflar icin uretilmis kucuk albumler var 30 tl gibi bir fiyat ile alip hatiralarinizi bu sekilde saklayabilirsiniz ayrica film kenarlarinin desenli olanlari var rengarenk,kareli,cizgi roman desenli gibi ve buna ek olarak da siyah beyaz filmler de mevcut sanirim onlar da 42 liraydi. Makinenin fiyati ise D&R gibi magazalarda ve elden alimda 300-400 liraya varirken (cesitli setler halinde satiliyor icinde albumu, kalemi,fotograflari yapistirmak icin renkli renkli bantlari ve filmleri ile ama bunlari ayri ayri temin ederseniz inanin daha ucuza gelir) internette 200 kusurlerde bulunabiliyor. Umarim yardimci bir yazi olmustur ve soru isaretleri kalmamistir. Kendinize iyi bakin mutlu kalin, sevgilerr!
Ophelia.
Baba Olacakların Günü
Bugün baba olacaklara söyleyeceklerim var. Köprüden önceki son çıkışta yakalamak istediklerim, umarım ulaşırım size. Süslü babalar günü cümlelerim olmayacak bugün. Kimseye alkış tutup, kimseyi yüceltmeyeceğim. Hoşuna gitmeyebilir, senin seçimin, sayfayı kapatır ve neşeli (!) hayatına devam edersin. Babalara yazmıyorum bugün. Kötü babaları eleştirmiyorum. Onların "baba" anlayışı bu demek ki, umarım hep kendileri gibi insanlarla karşılaşırlar, aynı muameleyi görürler. İyi babalara da alkış tutmuyorum. Onların vazifesi bu. Ne mutlu ki içlerinden geliyor, hissedebiliyorlar. Onların da "baba" anlayışı bu demek ki, umarım hep kendileri gibi insanlarla karşılaşırlar, aynı muameleyi görürler. Parmaklarımın ucunda dikenler var sanki bugün. Tuşlara bastıkça dikenlerim batıyor, etrafıma değil, kendime. Düşüncelerim önce benim canımı yakıyor ama nafile. Realist olmamız gereken noktalar var. Onları kaçırıyoruz. Beraber yakalayalım. Rica etsem, beni dinler misin baba adayı? Sana yazdım bu mektubu. Önce oku, sonra yaşa. Olur mu? Sevgili baba adayı; Öncelikle kaç çocuğun olursa olsun, hepsini karşına alıp "Hanginizi en çok seviyorum?" dediğinde hepsi bir ağızdan "Bennn" diyebilmeli. Öyle hissettirmelisin. Ne olursa olsun daima evlatlarından çok annelerini sevdiğini de bilmeliler, ebeveynlerin birbirine olan sevgi ve bağlılığı onlara güven verir. Çocuklar her zaman başarılarını babalarıyla paylaşmak, takdir almak için sabırsızlanır. Sen, çocuğunun hatalarını da başarıları gibi rahat paylaşabileceği bir baba ol. Destekle onu. Senin istediğin gibi bir evlat olmasını bekleme, sana benzemesini de. Bırak ne istiyorsa onu olsun. Sadece iyiye yönlendir. Evlatlarını sakın sensiz adım atamayacak halde yetiştirme. Vakti geldiğinde onu denize at, yüzmeyi öğrensin. Sokağa bırak, yolunu bulsun. Mutfağa girsin, aşını yapsın. Ama hep bilsin ki; boğulursam babam beni kurtarır, yolda kaybolursam babam beni bulur, kötü yemek yapsam da babam onu afiyetle yer. Gölgeni hep hissetsin, ama üstüne basarım diye korkmasın. Ailecek bağlı olun birbirinize, bağımlı olmayın. Bu dengeyi babalar çok güzel kurar. Olgunlaşan meyveyi dalından koparmazsan çürür. Büyüdükçe bırak çocuğun başarsın bir şeyleri. "Bunu da ben yaptım." diyebilsin. Bilir ki her yaptığının arkasında babası da var. "Ben babayım bana saygı duyun, ben otoriteyim, ben evin reisiyim, ben evin direğiyim." Bunlar yasak cümleler, yasak düşünceler. Sen içten olursan zaten sana saygı duyarlar, sana yaslanırlar, sensiz adım atamazlar. Ama sen sakın bunu dile getirme. Hal dili her zaman daha etkilidir. Kızınla da oğlunla da çizgin olmasın. "Ben babayım bunları annenle konuş." dersen duvar örersin. Kızının da oğlunun da tecrübe edeceği, sakınacağı her ne varsa anlat onlara. Hikayelerine, anılarına gizle vermek istediğin mesajlarını. Cinsel konular tabularınız olmasın, kötü bir dünyadayız ama iyi insanlar yetiştirmek istiyoruz. Kendini nasıl koruması gerektiğini öğret ona. Çizgilerini bilsin. İstismara uğrarsa, paylaşmaktan çekinmesin. Eğer o bir gün istismara yeltenirse, aklına babası gelsin kendini frenlesin. Cinsiyetlerinin sadece biyolojik bir olgu olduğunu öğret onlara. Toplumsal cinsiyet algısından uzak büyüsünler. Oğlun yemek pişirsin, temizlik yapsın; kızın araba kullansın, tamir işlerinden anlasın. Dokun çocuklarına. Sevmeseler de sarıl, okşa, öp, kokla. En şikayet edeni de, en bayılanı da sonra özlemle anacak bu paylaştıklarınızı. Kızının ilk tuttuğu el ol, ilk sarıldığı adam ol. Nasıl adamlara güvenmesi gerektiğini senden öğrensin. Oğlun nasıl güvenilir adam olacağını senden görsün. Çocuklarının istediğin gibi evlatlar olursa başaramadın demektir. Bırak onlar istedikleri gibi olsun. Başarılı ya da başarısız farketmez. Her şekilde onları destekleyen babaları varsa neticeyi önemsemezler, babalarını kazanmışlardır sonuçta. Hep aklında şu düşünce olsun: ben olmadığımda da ben varmışım gibi hissetsin çocuğum. Beni hissetsin. Her anında hatıralarımız onunla olsun. Gezdiğimiz yerler, yediğimiz yemekler, beraber ağladığımız kuytular, kavuşmalarımız, ayrılıklarımız, tartışmalarımız... Hepsinde kokumu hissetsin. Sesimi duysun. Gölgem hep onunla olsun. Anlaştık mı baba adayı? Umarım şuan iyi bir anne adayıyla berabersin, yada onu bulursun. Günün kutlu olsun!
FERİDE
Postog.com Nasıl Çalışır?
Merhaba, Postog Ailesinden size mesaj var. Size ve içerik üretme kabiliyetinize güveniyoruz. Postog.com olarak en iyi yazıyı, en güzel resmi, en keyifli videoyu yazarların, editörlerin değil sizin hazırlayacağınızı düşünüyoruz. Bu yüzden bu sitedeki tüm içeriği kullanıcılar, yani sizler oluşturuyorsunuz.  Postog.com ana sayfasının sağ tarafında bulunan “Ekle” butonuna basarak içerik yayınlamaya hemen başlayabilirsiniz.  Beğendiğiniz postları, oklarla gösterilen sosyal medya ikonlarına tıklayarak bu sitelerden de paylaşabileceğiniz gibi mobilden de whatsApp aracılığıyla arkadaşlarınıza kolayca yollayabilirsiniz.  Profilinizi dilediğiniz gibi düzenleyebiliyor, kullanıcı adınızı ve kendinizi tanıtabileceğiniz en güzel profil açıklamanızı siz belirliyorsunuz.  Postog Ailesindeki kullanıcılar olarak birbirinizi takip edebiliyor ve böylece takip ettiğiniz kullanıcının postlarının da yer aldığı kişiselleştirilmiş bir ana sayfaya sahip oluyorsunuz.  Postog.com’un geliştirdiği liste yapma aracı sayesinde listenizi kolayca düzenleyebiliyorsunuz. Fotoğrafınızı seçtikten sonra, otomatik olarak yeni bir metin ve resim kutusu gelecek olup metin kutusuna sizin ayrıca bir numaralandırma yapmanıza gerek yoktur. Liste yapma aracımız sayesinde dilediğiniz uzunlukta kendinize özgü bir liste oluşturabilirsiniz 😊  Paylaşımınızın beğeni, beğenmeme, yorum ve görüntülenme sayısını değerlendiren Postog Sistem Algoritması sayesinde etkileşimi yüksek postlar ana sayfada üst sıralara taşınır. NOT: Güvenilirliğinin az olması nedeniyle "Görüntülenme Sayısı" Postog Sistem Algoritması değerlendirmesinde çok düşük bir oranda dikkate alınmaktadır. YAZI - RESİM - VİDEO EKLEMEKapak fotoğrafı: Paylaşımınızın ana sayfada gözükecek görselidir. (Boş bırakılması halinde postunuzun kapak fotoğrafı sistem tarafından Postog ikonu olacak şekilde atanacaktır.)  Sol menüde bulunan “Yazı Ekle” butonuna bastıktan sonra; Postog.com olarak futbol, sanat, siyaset, çocuk gibi klasik kategorilere karşıyız. Paylaşımınızın konusunu kendiniz belirleyeceğiniz için kategoriyi belirleme imkanını da size sunuyoruz. Post ekleme ekranının sonunda bulunan etiket bölümüne paylaşımınızın konusuyla ilgili kelimeler (etiketler) girmeniz yeterlidir. Post etiketlerini her bir kelimenin/etiketin sadece Enter (Giriş) ya da Space (Boşluk) tuşuna basarak eklemeniz gerekmektedir. Ayrıca etiketlere tıklayarak ilgili konuyla ilgili diğer postları görebilirsiniz. Postog.com olarak paylaşmaya değer bulduğunuz her içerik bizim için değerli ve önemlidir, bu yüzden site içinde ifade özgürlüğü esas olmakla birlikte herhangi bir konu kısıtlaması da bulunmamaktadır. Ancak Kullanım Sözleşmemizde de belirtildiği üzere suç teşkil edebilecek veya pornografik öğeler içeren ya da başkalarının kişisel haklarına saldırıcı nitelikteki sakıncalı içerik paylaşımı yasak olup bahsedilen içeriklerin paylaşılması durumunda site içi önlemlerin yanında tarafımızca hukuki işlemler de başlatılacaktır.** Son olarak; İçeriğinizi Postog.com'da yayınladıktan sonra içeriğinizin aldığı görüntülenme, beğeni, beğenmeme ve yorum sayısı dikkate alınarak söz konusu içeriğiniz Postog Sistem Algoritması tarafından puanlandırılarak, en çok puanı alan içerikler yine sistem algoritması tarafından Postog.com'un "En Beğenilenler" kategorisinde gözükecektir. Postog ailesi olarak “Gelir paylaşımı” sistemini uyguluyoruz. Paylaştığınız içerikler sistem algoritmasının verdiği puan sonucu “Paylaştığınız ayın en iyileri listesi”ne girerse sizinle reklam gelirlerimizi paylaşıyoruz. NOT: İlk gelir paylaşımı Nisan Ayı sonunda gerçekleşecek olup gelir paylaşımına hak kazandığınızda sizinle iletişime geçebilmemiz için Postog.com’a kayıt olurken aktif olarak kullandığınız bir mail adresi girmeniz gerekmektedir. Diğer sitelerden birkaç tık fazlası..Postog.com
postog.com
İçerik eklemeye hemen başla
Ekle
Son Eklenenler
Içimiz
İçimizdekileri her zaman dile getirmek kolay olmaz. Sanki daha o kelimeyi öğrenmemişsindir de o yüzden anlatamazsın. Ya da hangisi en iyi ifade eder seçemezsin. Öyle zordur insanın içindekileri dışa vurması. Bazı insanlar en iyi şekilde kendilerini ifade ederken bazıları sadece susar. Bazen karşımızdakiler bizi kelimelerle ifademizden anlarken bazen suskunluğumuzdaki çığlıklardan anlar. Hayat bu. İçimizde öldürdüklerimiz vardır. İçimizde gül sunduklarımız da. Ama en çok gül verip öldürmek zorunda kaldıklarımız acıtır her bir yanımızı. Acının hissini yaşamayan tek bir molekülün kalmaz yine de gülersin ya dıştan. İşte sözüm söylediklerimi yaşayanların hatırlarına gelen o acımasız acıya geldiği yerde bitti.LANTANA
En Güzel
Bugün size Dünya’nın en güzel en saf en duygulu en iyi insanını anlatıcam . İllaki karşısınıza böyle bi insan çıkmıştır veya bir filmde bir dizide görmüşsünüzdür belki de hayalinizdir o anlatacağım insan . Duygularını sonuna kadar yaşayabilen insanlar belki de çok çok azdır o yüzden herkes tanıyamaz böyle insanları onun ruhundan onun gülüşünden onun ağlamasından anlayabilenler tanır . Ne şanslıyım ki öyle bir insan tanıyorum . Biraz bahsedeyim size o güzel insandan. Geçmişinde veya şuanda yaşadığı bir olayda eğer üzülüyorsa sonuna kadar ağlar dibine kadar da üzülür kendini dağıtır önemsediği şeylerde ama öyle bir ağlarki bilirsin aslında ne kadar güçlü olduğunu bilirsin içinin güldüğünü mesela sizi hiç sevmedi mi ? İnanın bir daha yanınıza yaklaşmaz . Güzel bir şey mi yaşadı veyahut komik bir şey mi duydu öyle bir kahkaha atarki gülüşüne aşık olursun herkes dönüp ona bakar . Aynı zamanda öyle saf ve masumdur ki tahmin bile edemeyeceğiniz bir şeyde bile yok artık bu kadar nasıl masum olabilir bile dersiniz ona . Öyle bir içtendir ki sizi tanımasa bile yardıma ihtiyacınız olduğu zaman sanki sizin 40 yıllık dostunuzmuşcasına yaklaşır size unutursunuz olanların hepsini saniyeler içerisinde . En güzeli de öyle bir severki artık onunsunuzdur sahiplenir korur herşeyiyle herşeyinizi sever hani şu filmlerdeki insanlar gibi demiştim ya size tıpki onlar gibi güzel bakar tıpki bir filmin içinde ki aşık karakter gibi özendirircesine sever sizi . Ama bir de aşık olursa gözü hiç kimseyi görmez hiç kimseyi umursamaz önce sizi düzeltir yanlış anlamayın kendisine uymadığı için değil sizin hayatınızın daha iyi olabilmesi için sonra sizi adam eder tam anlamıyla adam eder sizi sonra kışınızı bahara çevirir . Öyle yaşatır ki aşkını size ne nefes alırsınız onsuz nede hayatınıza devam edersiniz . En güzelide öyle bir düşüncelidir ki sizin bile “bunu nasıl unuttum ben ?” Dediğiniz şeyi aslında yapıp önünüze koymuştur bile . Kusura bakmayın böyle bir insana filmlerden başka bir yerde denk gelemezsiniz . İnanın ben öyle düşünüyordum hep halbuki hep yanımdaymış . İyiki benim hatunum oldu da o güzel gamzelerini o güzel sevgisini aşkını tattım . #Gamzeli
Kudüs
Son zamanlarda tüm dünyayı saran haberi siz de okumuş,izlemiş ya da duymuşsunuzdur. ABD başkanı Donald Trump Kudüs'ü, İsrail'in başkenti olarak tanıdı. Peki, Kudüs nedir? Kudüs, üç semavi din için önemli bir şehir. Müslümanlar için Hz Muhammed'in Kudüs'ten miraca yükseldiği bilinir. Yahudiler için ise milattan önce onuncu yüzyılda Kral Davud'un Kudüs'ü ele geçirdiği rivayet edilir.Hristiyanlar ise Hz İsa'nın burada çarmıha gerildiği rivayet edilir. Bu nedenlerle küresel etkisi olan bir şehirdir Kudüs. İsrail Devleti (devlet demek ne kadar doğru olur tartışılır) 1948' de kuruldu. Daha doğrusu Filistin topraklarını işgal etti. 1914'te izinsizce kurulan Yahudi kolonileri giderek arttı.Yahudiler büyük kitleler halinde Filistin topraklarına göç etmeye başladılar. 1882 yılında 35.000’i geçmeyen Yahudi nüfusu 1939 yılı sonlarında 463.535’e ulaştı.İngiltere, 14 Mayıs 1948’de, Filistin’deki manda yönetimini tek taraflı olarak kaldırdı. Aynı gün, İsrail Devleti'nin kurulduğu ilan edildi. Bu açıklayıcı metinden de anlayacağınız üzere Filistin toprakları işgal edildi ve İsrail Devleti kuruldu. İşgale ve zorbalığa doymayan İsrail, Doğu Kudüs'ü 1967' de işgal etti. Tek taraflı olarak Kudüs'ün doğusunu ve batısını birleşik başkent ilan etti. Bu zamana kadar hiçbir ülke Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımamıştı, taki ABD başkanı Donald Trump'ın "Bugün verdiğimiz kararla Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyoruz. Büyükelçiliği Kudüs’e taşıma talimatı veriyorum." sözüne kadar. Peki, Kudüs bizim için neden önemlidir? Biz Müslümanız, Kudüs Müslümanlarındır. Kudüs Filistinindir. Kudüs şiirimizdir. Kudüs bir müslümanın dinmeyen yarasıdır. Kudüs miraçtır, Kudüs Buraktır. Kudüs bizim derdimizdir. Kudüs işgalci İsrail'in değildir. Kudüs elinde silahla gezen,dehşet saçan İsrail askerinin değildir. Kudüs bizimdir ve bizim kalacaktır. Peki,ben neden bunları anlatıyorum? Çünkü ben bir Müslümanım, Müslüman,kardeşinin derdiyle dertlenmez mi? Müslüman şu hadisi bilmez mi? ‎“Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltin, elinizle olmazsa dilinizle düzeltin, dilinizle de olmazsa kalbinizle buğuz ediniz ki, o da imanın en zayıfıdır." İbrahim'in ateşine su taşıyan karınca olmak gerekir bazen, belki birileri etkilenir,birileri bilinçlenir en azından benim de bir faydam dokunur diye yazdım bu yazıyı. Dedim ya, ben bir Müslümanım. Mehmet Akif İnan'ın tam da bu derdin sesi olan bir şiiri var.Onu da sizinle paylaşmak isterim Mescid-i-AksaMescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu Varıp eşiğine alnını koydum Sanki bir yer altı nehr çağlıyorduGözlerim yollarda bekler dururum Nerde kardeşlerim diyordu bir ses İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin Unuttu mu bunu acaba herkesBurak dolanırdı yörelerimde Mi’raca yol veren hız üssü idim Bellidir kutsallığım şehir ismimden Her yana nur saçan bir kürsü idimHani o günler ki binlerce mü’min Tek yürek halinde bana koşardı Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine Cevaba erişen dualar vardıŞimdi kimsecikler varmaz yanıma Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı Çöllerde kayıp bir yetim vâhayımMescid-i Aksa’yı gördüm düşümde Götür müslümana selam diyordu Dayanamıyorum bu ayrılığa Kucaklasın beni İslâm diyorduMehmet Akif İnan
Seo Çalışmalarında Sizi Başarıya Ulaştıracak 5 Seo Stratejisi
Dijital pazarlama rekabet oranı yüksek olan bir mecradır. Hedef kitlenize ulaşmanızı sağlayacak SEO çalışmalarında doğru stratejiler geliştirerek firmanızı ön plana çıkarabilirsiniz. Çünkü insanlar dijital platformlarda arama yaparken karşılarına çıkan ilk sayfadaki siteleri ziyaret ederek ürün veya hizmet satın alırlar. Rakiplerinizden bir adım önde olmak için SEO stratejilerini uygulamalı ve arama motorlarındaki sıralamanızı yükseltmelisiniz.Yerel SEO Yerel SEO bir diğer adı Local SEO olarak da bilinmektedir. Yerel SEO bölge bazlı yapılan aramalarda sitenizin üst sırada yer almasını sağlayarak ilk aşamada çevrenizdeki insanların size ulaşması sağlanır. Yerel SEO çalışmalarını ilk olarak bulunduğu bölgede bilinirlik sağlamak isteyen firmalar tercih etmektedir. Büyük firmalar ile rekabet ortamına girmeden kendi bölgesindeki müşterilerine ulaşarak satış yapmak için yerel SEO size farkındalık yaratmaktadır. Sitenizin yerel aramalarda listelenmesi için site içi ve site dışı düzenlemeler yapılmaktadır. Peki, yerel SEO çalışmalarında ne yapılır? Google My Business Yerel SEO çalışmaları kapsamında işletmeniz Google arama motorunun bir servisi olan My Business hesabına kayıt edilmelidir. Buraya firmanızın iletişim bilgilerini eksiksiz olarak belirterek işletmenizin nerede olduğunu arama motoruna bildirmiş olursunuz. İletişim bilgilerinizi kayıt ederken eksiksiz ve doğru bir şekilde giriş yapmaya özen gösteriniz. Site içi SEO Düzenlemesi Sitenizdeki tüm sayfaların title, description, URL ve etiket kullanımı gibi teknik detaylarında da bölgenizin ismini barındırmalıdır. Örneğin; Bursa’da bir butik sahibi iseniz yerel SEO çalışmalarında Bursa Butik, Bursa’da giyim gibi şehrinizi veya bölgenizi ifade eden cümleler kurmalısınız. (Ancak bu tüm sayfalar için gerçekleştirilmemeli ve hizmet verdiğiniz her bölge için bölge adıyla sayfa açmaya kalkışmamalısınız.) Link Building SEO çalışmalarında sektör ile ilgili sitelerden backlink almanın yararlı olduğunu biliyoruz. Yerel SEO çalışmalarında da bu doğrultuda bölge ile ilgili yerel platformlardan backlink almak önemlidir. Bursa’daki bir butik örneğinden devam edelim. Bursa’da bulunan tüm butiklerin eklendiği sitelere ve yerel firma ekleme sitelerine kayıt yaptırabilir, yerel haber sitelerinden yapılacak tanıtımlar ile bölgenizde ki hedef kitlenin sitenize ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Bunun gibi yerel sitelerden backlink almanız bölge sıralamasında sizi yükseltecektir. Yerel SEO stratejisini daha detaylı olarak ele aldığımız “ Yerel SEO Stratejileri ” blog yazımızı da inceleyebilirsiniz. Uluslararası SEO Global pazarda yer almak isteyen işletmelerin uluslararası SEO hizmetinden yararlanması gerekir. Bulunduğu ülkenin dışına çıkarak tüm dünyaya açılmak isteyen işletmeler uluslararası SEO stratejilerini uygulayarak verim elde edecektir. Uluslararası SEO çalışmalarında firmaların izlemesi gereken yollar nedir? Birlikte inceleyelim; Domain — URL Yapısı Hedeflemiş olduğunuz ülkelere uygun domain ve URL yapısına ilk aşmada karar vermeniz SEO çalışmalarında daha sağlıklıdır. Sonrada düzenleme yapılması pek tavsiye edilmeyen bir yöntemdir. Sitenizin yurtdışında hizmet vereceği ülkeleri Fransa ve Almanya olarak belirlediniz. İsterseniz bu ülkeler için sitenizde; -Subdomain: fr.siteadi.com, de.siteadi.com -Sayfa: siteadi.com/fr, siteadi.com/de -Alan adı uzantısı: siteadi.fr, siteadi.de Olarak belirleyebilirsiniz. Böylelikle o ülkenin arama motorlarına kendinizi tanıtabilirsiniz. Site içi SEO Düzenlemesi Her zaman olduğu gibi site içi SEO düzenlemeleri büyük bir öneme sahiptir. Hizmet vereceğiniz ülkenin dili ile title, meta etiketleri oluşturmalı, site içeriklerinizi bu doğrultuda geliştirmelisiniz. Yerel SEO alanında belirttiğimiz stratejileri belirlediğiniz ülke arama motoruna göre gerçekleştirmelisiniz. Videolar için SEO Düzenlemesi Videolar hedef kitlenizdeki insanlara aktarmak istediğiniz verileri daha kolay bir şekilde aktarmanızı sağlayacak bir araçtır. Görsel veya içerikler ile tam olarak anlatamadığınız ürün veya hizmetinizi videolar ile daha anlaşılır bir hale getirebilirsiniz. Hedef kitlenizdeki insanların dikkatini çekmek için sürükleyici videolar hazırlayın. Kullanıcı ile etkileşimli videolar yayımlayarak paylaşım ve yorum sayısını arttırmalısınız. Youtube, Vimeo, Dailymotion, İzlesene gibi video ekleme sitelerinde kendinize bir hesap oluşturarak videolarınızı yüklemelisiniz. Videonuzu web sitenize ve video sitelerine yüklerken teknik SEO düzenlemelerini yapmalısınız. Videoyu sitenize yüklerken title ve description meta etiketlerini kullanarak video içeriği hakkında arama motorunu bilgilendirmelisiniz. Aynı zamanda video SEO çalışmalarında hazırlanan videoların görüntü kalitesini optimize etmelisiniz. Videoları SEO uyumlu hale getiren SEO stratejisinde ziyaretçi akışı arttırmanın yanı sıra ziyaretçilerin sitede kalma süreleri artmaktadır. Youtube SEO çalışmalarını derinlemesine “ YouTube SEO Nasıl Yapılır ? ” adlı blog yazımızda inceledik. Barnacle SEO Barnacle SEO etkili bir SEO stratejisidir. Özellikle sektöre yeni atılmış veya kendini göstermek isteyen işletmeler için kesinlikle uygulanması gereken bir stratejidir. Barnacle SEO’da amaç güçlü olanın yanında yer alarak gücünden faydalanmaktır. Güçlü bir siteden backlink alarak site sıralamasına büyük katkı sağlayabilirsiniz. Somut bir örnek ile açıklayacak olursak; tesisat kurulum, bakım ve onarım işlemlerini yürüten bir işletmeniz olduğunu düşünelim. Su tesisatçısı, sıhhi tesisat gibi aranma hacmi yüksek olan anahtar kelimelerde yükselmek istiyorsunuz. Üst sıralara gelebilmek için sitenizin backlink kaynaklarının güçlü olması gerekir. “ Armut ” sitesi hizmet tanıtımı yapan ve günlük ziyaretçi sayısı yüksek olan bir platform. Bu alana sitenizi kayıt ederek buradan müşteri gelmesini ve sitenize de güçlü bir kaynaktan backlink almış olacaksınız. Barnacle SEO’da dikkat edilmesi gereken nokta tabiri caizse çöp sitelerin kullanılmamasıdır. Sizin değerinizden daha düşük çöp bir site üzerinden aldığınız link size yarar sağlamayacak aksine kalitenizi düşürecektir. Barnacle SEO stratejisiyle site değerlerinizi arttırabilirsiniz. Semantik SEO Anahtar kelime türevlerinin büyük bir öneme sahip olduğu SEO çalışmalarında semantik SEO stratejileri bizlerin işine çok yarayacak. İlgili anahtar kelimelerimizi insanlar nasıl arar ? Aynı anlamı ifade eden birden fazla kelime veya cümle bulunmaktadır. Semantik SEO stratejisinde bu anahtar kelimeler belirlenerek başlık, içerik ve etiketlerde bu türevlere yer verilir. Örneğin; drone uzaktan kumanda edilebilen bir araçtır. Üzerinde kamera bulunduğu için havadan fotoğraf ve video çekimi yapılmaktadır. Drone ismini bilmeyen insanlar “insansız hava aracı”, ”uçan kamera”, “helikopter kamera” olarak arama yapabilirler. Semantik SEO stratejisiyle anahtar kelimelerin daha farklı nasıl aranabilir şeklinde düşünülerek türevlerine sayfa içeriğinizde ya da sitenizde yer vermelisiniz. Böylelikle türev aramalar yapıldığı zamanda ilgili sayfanızın listelenmesi sağlanır. Semantik SEO stratejisi uygulanarak anahtar kelime türevlerinden yararlanarak sitenizi daha fazla kişi ziyaret edebilir. Semantik SEO konusunda detaylı bilgi verdiğimiz “ Semantik SEO Nedir ? ” blog yazımızı inceleyebilirsiniz. Teknik SEO Teknik SEO aslında tüm SEO stratejileriyle iç içedir. Sitenin arama motorlarına uyumlu hale getirilmesi ve daha anlaşılabilir olması için yapılan çalışmalardır. Teknik SEO sitenizin meta tanımlamalarından, site hızına, kırık link düzenlemelerinden, yapısal veri işaretlemelerine kadar geniş bir içeriği kapsamaktadır. Bu alanda öncelikleriniz doğrultusunda çalışmalar gerçekleştirmelisiniz. Teknik SEO konusunda başlıca başlıklar ise şu şekildedir: -Sitenin yüklenme hızı kontrol edilmeli -Title, description meta etiketlerinin var olması ve uzunluklarının ayarlanması -SEO uyumlu URL yapısı oluşturulmalı -Robots.txt dosyası oluşturulmalı -Kopya içeriklere sahip sayfalar düzenlenmeli -404 sayfaları tespit edilerek 301 yönlendirmesi yapılmalı -Resimler alt etiket bulunuyor mu? kontrol edilerek düzenlenmeli Teknik SEO stratejilerinde yukarıda belirttiğimiz maddelere yüzeysel olarak belirtilmiş olup önemli düzenlemeler arasında yer almaktadır. Teknik SEO konusunda detaylı olarak hazırlayacağımız farklı bir yazıda da, tekrar bu alanlara değineceğiz. SEO stratejilerini kullanarak sektörünüzde bir adım önde olmak için Stratejik SEO’nun SEO Danışmanlığı hizmetinden yararlanabilirsiniz.Kaynak: https://www.stratejikseo.com/seo-calismalarinda-sizi-basariya-ulastiracak-5-seo-stratejisi/
Entelektüel Zekadan Korkmayın
Farklı kültürlere duyulan meraktan ve hayal gücünün açtığı kapılardan çekinmeyin. Bir camii ziyareti yaptığınız zaman yobaz diyecekler olduğu gibi kilise ziyaretleriniz için de size kafir yakıştırmalarını yapan zihniyetler hep olacaktır. Entellektüel kafa yapısına sahip olmaktan korkmayın. Doğu ve Batı kültürünü bilmek, gücü elde tutmaktır. Merak ve hayal gücü size farklı ufukları açacak anahtarlardır ve zekanın önünü açar. Deliler gibi okumaktan çekinmeyin. Ruhunuzu bir çocuk gibi heyecana sürükleyen kitaplar aynı zamanda size hayatın olgunluğunuda kazandırır. En önemlisi de değişmekten korkmayın, eğer arkanıza dönüp baktığınızda her şey düz halindeyse yaşamınız bir ırmak gibi dolup taşmamıştır. - Pınar Aslan
Sensizlik Aslında!...
Sen kilidine bakma, Ardına kadar açılır kapılarBir sana.Bu gördüğün yalnızlık değil,Bu,Çıldırtan sessizlik değil,Sensizlik aslında!Gelişinle çözülür kilit ve açılır kapıAçar tüm çiçekler,Rengarenk bahar sarar her yanı...Fotoğraf ve Yazı: Ali Kılıç
Eski Sevgilinin Eskiyememesi..
Geçiyor Mu Bu Acı ?
Hani "Geçiyor mu bu acı?" diye sormuştu ya İsmail Abi'miz. Geçmiyor ismail abi koskoca 1 yıl geçti ama acı aynı acı. İç organların yavaş yavaş tükeniyormuşçasına bitkin, bıkkın... Başkasıyla olduğunu öğrendiğim ilk gün işte böyle oldu. Nefes alamadım konuşamadım düşünemedim kimseyi duyamadım dünya durdu 5-10 dk sonra ise işte dediğim gibi tükenmişçesine ruhen ölmüşçesine ruhum bedenime yeter direndin öl artık dermişçesine bi sızı oldu tüm iç organlarımda. Abartmıyorum, yemin ederim abartmıyorum. Ölüyorum.. Her gün bir gün daha ölüyorum... Unutmak adına hiçbir çabam olmamasından mıdır bilmem ama tükeniyorum ne bir adım geri ne bir adım ileri olduğum yerdeyim ne yapacağını bilmez, çaresiz, pişman, yorgun duruyorum öyle. En kötü yanı ne biliyor musun? Bunları anlayacak kimse yok yanımda. Anlamalarını geçtim dinleyecek ya da benim anlatmak isteyeceğim kimse yok. Kendi kendime anlatıyorum böyle böyle tükeniyorum. Yalnızlığın dibine dibine vuruyorum! Hanginiz anlarsınız ki? Hanginiz boşver deyip geçmezsiniz? Hanginiz hislerimi küçümseyip gel birini bulalım sana diye silip atmazsınız beni bitiren bu duygularımı? Ölümüne nefret ettiğim o adamın şarkısında dediği gibi "nerden bileceksiniz?" Bu kıvranışımı, bu acımı, bu çaresizliğimi, bu sevilmemişliğimi, bu istenmemişliğimi bunların bana neler hissettirdiğini nerden bileceksiniz? Boşverin! Bilmeseniz de olur ..
Son
Sen geldin en zifiri karanlıklar aydınlandı dünyamda Sen geldin derin kasırgalar son buldu yüreğimde. Sen geldin baharın ilk açan papatyalarını serdin ayaklarıma. Belki hic fark etmedin Sen bana gelebilmek içinNe iç savaşlar verdin kendindeAma ben biliyordum dolu dolu Bakan gözlerindeHissediyordum titreyen nefesindeKim yaktı bu denli canınıKim açtı kalbinde ki intihaplı yaralarıParmak uçlarımı gezdirdiğim tenindeYalana mı sarıldım bendeBundan mıdır ıslak gözlerinSığınağım oldun sen Her gece kirpiklerinde uyuduğumGizli sırrım oldun Bile bile ateşe atıldığımNe seni kurtarmaya yetti Küçük avuçlarımNe de senin gücün yettiSaçlarımı okşamayaBir yalana sarıldım ben Bir rüyaya sığındım benSoramadım bundandır sana Neden gittin diyeNe kırgınım şimdi ne de öfkeliİnanan bendim sonuçta bir gülümseyişe Bu da onun bedeli.
Guns N' Roses
Gül yüzlü yiğitlerinAnadolu toprağında kökleri,toprağından kökenleri.Baktıkça ufka gözleri nemliyiğit Mehmetçik Erleri!Güllerde görür,şehit olmuşAnadolu toprağına düşenleri...Fotoğraf & Yazı: Ali Kılıç
Iyiki
meraba size bi hikayeden bahsetmek istiyorum.hepimizin cok caresiz,cok yalniz,cok bıkkın zamanları olmustur. kimsenin yetmedigi,asla tat alamadiginiz,herseyi sorguladiginiz,deli gibi canınız yansa da guclu durmaya calıstiginiz.Ve yavas yavas sahip olduklarinin,okulunun,egitiminin,hayallerinin yetmedigi bir anlam ifade etmedigi anlara sahip olup o anlara takılır kalırsınız.sadece tek birseye ihtiyacıniz olduğunu hissetmeye baslarsınız ama ne o asla bilemezsiniz.iste tam o anlari,o cirkin zamanlari yasarken bulmustum bende kendimi. lanet ede ede uyandıgım sabahlara mi uzuleyim yoksa arayıs icinde olup bulamadigim seye mi bilmiyordum.sonra yavas yavas umutlarimi,hedeflerimi,hayallerimi kaybettim. kolumu kaldirip bisey yapacak takati bulamıyorum kendimde diye kendime kızıp duruyodum.ve oyle bi an geldi ki tam kendimi bıraktım demisken meger birinin sefkatli kudretli dayanıklı kalbine birakmisim kendimi farkında degilim.önce yaralarım sarılmaya basladı.evet tuz basmak yerine sardı yaralarımı bu kocaman insan. simdi nerde öyleleri seslerini duyar gibiyim...baktı yaralarım iyilesiyo daha sıkı sarıldı bana,daha çok kolladı.ben soylemeden ben anlatmadan cozmus meger beni.beni benden iyi tanımıs.sonra buz gibi kalbim yavas yavas ısınmaya basladı,buzlar erimeye,kalbim kıpırdamaya,nefes aldıgımı hissetmeye.ve evet artık sıcacıktı kalbim,sımsıcak.kimsesiz bi cocugun anne baba sahibi olmak ne demek bilmemesiyle benim kalbimdeki bosluk esdeğerdi sanırım.sonra bir de baktım anne baba sahibi olmusum.yavas yavas kendime geliyordum,kim olduğumu ve ne noktada oldugumu kavramaya başladım.ve o insan sayesinde ne yapmam gerektigini ögrendim artık,en cokta kim oldugumu,cunku kendimi unutmustum artık biseyler icin yasiyordum ama ne oldugunu bilmedigim seyler icin.sonra baktım ki onun kollarındayım onun yanında,onun sıcaklıgında.Kendimi ona oyle bir bırakmısım ki o olmusum.onunla yaşamak ne öğrendim,onunla,gormem gereken seyleri gormeyi ogrendim.asla pes etmemeyi ogretti bana.Ve simdi burda bu noktadayım.aylar,hatta yıllar boyu aradıgim sey buymus meger,tum eksikliklerim,tum yetersizliklerim buymuş.iste ben o eksikligi öyle bir zamanda buldum ki,gözlerime inanamadim.başta masal mı diye sorguladigim sey simdi oylesine gercek ki.evet,sizde o eksikligi bulun ama aramayın.öyle tahminsiz anlarda cıkıyor ki karşınıza zaten başta anlamıyorsunuz,akısıyla oluyo ve nasıl olmuş siz bile anlamiyorsunuz.o sımsıcak yüreği olan koca ADAM,şimdi ve sonrasında onsuz nefes alamayacagımı bildigim. çaresizliğimin yerini yeni hayaller aldı evet sana sesleniyorum siz de duyun, ve iyi ki dediklerinizin iyi ki olduklarini hissettirin.İYİKİMSİN.
Yalnızlığın İçinde Bir Kıvılcım Gibi
Bazen özlemine hükmetmeye başladığında gözlerin takılı kalır denizde ki ayın ışıldamasına. Kendini sorguladığında çıkamazsın o içinde ki anlatılamayan ondan. Uzaklara da baksan yetişemezsin düşlerine, avucun terlese de hissedemez artık sende ki sevgini. Kapandığın o yolda muhakkak ki parçalansan gene de hareket edemez, bomboş kala kalırsın. Unutamazsın dünyalar kadar sevsen de... Her yıkıldığında seni kaldıracak gücü bulamasan da düşüne düşüne yıpranırsın. Kale alın masan bile yalnızlığın içinde bir kıvılcım gibi. Gözlerin o kadar etrafı detaylıca kollasa bile, hep onu kaçırırsın. Aklına geldikçe belki sen, sen olamayabilirsin ama o kadar alışmışsın ki hiç bir şey işlemez olmuş sana, yeni sevgiden başka. Dertlerin bile hiçbir şeyken savaşmasını öğrenmişsin sen. Yürümesini bildiğin sürece geceler hikayelerin olur, sevmediğin sürece yıpranırsın. Sevilmediğin sürece tekilleşirsin seni senden alanlar senden büyük acılarla karışı karşıyadır, senin gibi olamamış, harap olmuşlardır. Kimse için kendini yıpratmayıp yürüdüğün yolda ki çıkıntılarla savaşarak, geçmişinden uzak olabilirsin. Bu sana nasihat değildir, başarılı bir deneyimin önerisidir. Yaşın önemi yoktur, yaşananlar yaşlandırır insanı. İçin de hapsi boylamış insan hislerini kaybetmiş insanın ta kendisidir. Hayatını iyi yaşamasını biliyorsa acıyla, tatlıyla bağdaş kurmuş yerine göre tebessüm kardır. Önemli olan yazmak değil yazılanlarla anlaşmaktır. Sevgi basit bir ihanettir insanın kendisini itham ettiği. O yüzden her şeyin farkında dümdüz bir insan olabilirsen hayatın hep senin karşında olmak yerine, sıkıntısızca yanındadır.
Kara Cuma
Kara Cuma Son günlerde sıkça duyduğumuz bir şeyden bahsetmek istiyorum;kara cuma Kara cuma,daha orijinal haliyle Black Friday Amerika'da Şükran gününden bir gün sonra gerçekleşen alışveriş çılgınlığıdır. Şükran günü ise Amerika ve Kanada'da geçmiş yıla ve elde edilen hasata şükretmek için kutlanılan hatta resmi tatil edilen bir gün. Kısacası bizim kültürümüz ile uzaktan yakından bağlantısı olmayan bir kutlama tıpkı,Noel gibi. Biz ise bizim kültürümüz ile alakası olmayan hatta müslüman olarak "7/A'RÂF-31: Ey Âdemoğulları! Allah'a kulluk olsun diye, yapıp ettiğiniz her işte, kendinize çeki düzen verin, yiyip için, fakat saçıp savurmayın; çünkü Allah savurganları sevmez." bu ayete iman edip, israfın haram olduğunu bilerek,Black Friday'in bir israf ve kültürümüze yakışmayan bir şey olduğunu bilerek, kültür açlığı çekiyormuşçasına kendi kültürümüze alıyoruz. Hiç yabancılık çekmeden hemde! Kendimizi çılgınca alışverişe kaptırıyor,bizim bayram cumamızın neden siyah cuma diye adlandırıldığını umursamıyoruz. Neden müslümanların bayramı olan cuma,kara olsun ki? Hiç çekinmeden bayramımıza siyah diyebiliyoruz.Acaba bu siyah cuma kasıtlı mi yoksa tesadüf mü diye bile düşünmüyoruz. Gerçekten tesadüf mü? Kendi kültürümüzü her geçen gün kaybetmemiz yetmiyormuş gibi kendi kültürümüzün yerine yabancı kültürleri sıkıştırıveriyor, biz, biz olmaktan bütünen çıkıveriyoruz.Onlar gibi giyiniyor,onlar gibi ulusal günlerimizi kutluyor,bize ait olmayan her şeyi onlardan alıp sanki bizimmişçesine kutluyoruz. Türkülerin yerini pop şarkılar alıyor, Türkçe birçok kelime varken yabancı kelimeleri daha sık kullanıyoruz.Buna bir müslüman olarak baktığımda aklıma şu hadisler geliyor ;( İbn Ömer'in Rasûlullah (s.a.)dan naklettiği hadis)"Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır." ya da;"Bizden başkasına benzemeye çalışan, bizden değildir" ve bir Türk olarak ise benliğimizde ne varsa aslında yavaş yavaş kaybolduğunu görüyor,kaybettiğimiz değerlere ise yabancı kültürleri bir bez gibi sıkıştırmamızın üzüntüsünü yaşıyorum.Öyle güzel sıkıştırıyoruz ki o bezi, kaybettiğimiz değerleri görmüyoruz bile. Eğer diğerlerinden farkımız olmazsa bizim,biz olmamızın ne önemi kalır? Ya da biz,biz olabilir miyiz?
Bağımlılık
Bağımlılık değil benimkisi,bağlılık iken,üstelikgidecek başka bir yerim deyokken,üstüme örtülenbu kafes neden?...Fotoğraf & Yazı: Ali Kılıç
İzlerdeki Gizler...
"Canından geçmişse decanlılığını hala taşıyanve köklerinden kalan izlere,izlerdeki gizlere baksan anlarsın kiyıllarca omuzlarında taşıdığısorumluluk sinmiştir yorgunluğuna."Fotoğraf: Ali KılıçSöz: Azad Zaimoğlu & Ali Kılıç
Öğrencilere Para Kazandıran Sistem. Ogrenciyegelir.com
Nasıl mı? Öğrencilerin yüklediği ödevleri yaparak ya da şirketlerin, beyaz yakalıların iş gücü ihtiyacını karşılayarak kazanmak mümkün.Hatta annelerin çocuklarına oyun ablası vs bulması bile mümkün. Sistem sadece öğrencilerin kazandığından emin olmak için öğrenci doğrulaması ile öğrenciliğinizin ispatını istiyor. Eğer varsa okul mailinize gelen doğrulama maili ile onaylanıyorsunuz. Yoksa öğrenci kimliğinizin fotoğrafını sisteme yükleyerek 1 saat içerisinde inceleyip onaylıyorlar.Ne kadar kazanabiliriz?Mezun olana kadar dilediğiniz miktar iş yaparak para kazanmanız mümkün. Hatta bulunduğunuz şehirde part-time iş imkanları var ise size bunu bildiriyorlar. Siteyi incelediğinizde oldukça fazla görev var. Bu görevler teklifte bulunarak talip oluyorsunuz. Sistem sonsuz sayıda teklifi kabul etmiyor. 5 adet teklif ile sınırlandırmış. Bu yüzden bir göreve verilen ilk 5 tekliften biriyseniz seçilme şansınız oldukça yüksek demektir.Eriştiğimiz istatistik sayfasına göre sitenin en çok kazananı 2 ay içerisinde 6 bin tl ile listenin başını çekiyor durumda.Dilerseniz sizde öğrencilere görev açarak onlara katkıda bulunabilirsiniz.Ödeme nasıl karşı tarafa aktarılır ? Teklif seçildikten sonra ücretin ödemesi önce havuza yapılır. Ve görevi sağsağlim teslim aldığınızda görev sahibi tarafından site üzerinden onaylanır. Onaylandıktan hemen sonra karşı tarafın banka hesabına yatırılır. Eğer bir aksilik çıkması durumunda ogrenciyegelir sitesi tarafından hakem tayin edilir. Ve görev %70in altında yapılmış ise ücret görev sahibine aktarılır. %70 ve üzerinde ise ücretin paylaşımı hakemin inisiyatifine bırakılır. Görevi yerine getiren kullanıcılar hakkında yorum yapabiliyor ve yaptığı görevi 5 üzerinden değerlendirebiliyorsunuz.Ayrıca kimin teklifini seçeceğinizi karar verirken ise öğrencilerin detaylı profillerini inceleyebiliyorsunuz.Ben anlattım görevimi yaptım. Kazanması size kalmış. Bol kazançlar dilerim :)https://ogrenciyegelir.com
Parlak Saçların 5 Sırrı
Hadi kabul edelim hangi kadının hayali değil ki yumuşak ve parlak saçlara sahip olmak.Saçlarınız güzelliğinizi ön plana çıkaran en önemli şey !1-Şampuan ve Krem SeçimiSaç tipinize göre şampuan seçmelisiniz.Kuru bir saç tipiniz varsa yağlı tipler için olan şampuan kullanmak pek de doğru olmaz.Yağlı bir saç tipine sahipseniz asla kremli şampuan kullanmamanız gerekir.Şampuan alırken pH değerine dikkat ederek alınmalı ne kadar yüksek o kadar kötü ! 5.5 ideal.Saçlarınızı yıkadıktan sonra saç kremi kullanmayı alışkanlık haline getirmeniz mükemmel olacaktır. Durulanmayan saç bakım kremleri hem daha çok etkili hem de kullanımı daha kolaydır. Benim de kullandığım ve çok memnun kaldığım Yves Rocher durulanmayan saç bakım kremini deneyebilirsiniz.2-Saçlarınızı her gün yıkamayın !Saçlarınızı her gün yıkamak her gün şampuan kullanmak demektir ve bu da saç derinizin kurumasına yol açar. Ama ne yazık ki saçlarımızın neme ihtiyacı var. Saçlarınızı her gün yıkamak saçınıza yapacağınız en büyük kötülük olabilir. Haftada en 3 günü gün aşırı yıkamanız yeterli olacaktır.Vee saçınızı sıcak suyla yıkamamaya özen gösterin. Ilık suyla yıkanan saçlar daha parlak görünüm kazanır.3- Hindistan sütü ve Badem yağı mucizesiHindistan sütünü saçınıza masaj yaparak uygulayın hem saç hoş bir koku verir hem de saçlarınız parlak ve canlı bir görünüm kazanır. Hindistan sütünü marketlerde kolaylıkla bulabilirsiniz.Badem yağının faydalarını hepimiz az çok biliyoruz, cilde faydası olduğu kadar saça da faydası var.Saç uçlarınızın kırılması önler, canlı bir görünüm kazandırır ve haftada bir kez uygulamanız yeterlidir.4-Düzleştirici ve Maşa kullanımıHer zaman kuaföre gidemediğimiz gibi her an fön ihtiyacımız da oluyor. Evde kullandığımız düzleştiriciler ise saçımızı yakıyor ve matlaştırıyor. Size önerim her zaman kullanmamaya özen gösterin arada bir saçınızı toplamanız size farklı bir hava katabilir. Saçınıza uyguladığınız zamanlarda ise nemli saça asla uygulamayın ! 5- Havlu ve tarak kullanımıDuştan sonra saçlarımızın nemini çekmesi için havluyla sararak geriye attığımız havlu saçlarımızın kopmasına ve elektriklenmesine yol açar. Islak saçlar her zaman daha narindir ve kırılma-kopmalar gibi saçlarınıza zarar verebilir. Saçlarınıza nazik davranın ince bir fırça ile saçınızı tarayıp havlu ile masaj yaparak nemini azaltabilirsiniz.
Hiç Sordunuz Mu Kendinize?
Hayatımız hep bir koşuşturmayla geçiyor. Okul, iş, ev vs. peki bir an olsun hiç durup düşündünüz mü. Kendiniz için birşey yaptınız mı? Hiç sordunuz mu kendinize ben bu hayatı yaşamak istiyor muyum diye? Ben çok sordum, sorguladım. Olduğum yerde olmak istiyor muyum emin olamıyorum. Hayat bizi bir şekilde bir yerlere sürüklüyor. Yapmak istemediğimiz şeyleri yapıyoruz. Vazgeçmek istemediğimiz şeylerden vazgeçmek zorunda kalıyoruz.. Sevdiklerimizi yüreğimizden söküp atıyoruz istemeden de olsa, canımızı söküp atar gibi.. Kimse sormadı ki bize biz bu hayatı yaşamak istiyor muyuz diye. Doğrularımız olduğu kadar yanlış yaptığımız şeyler de oluyor bu hayatta maalesef. Ne diyordu bir şair; ''Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz bu hayatta.'' Mesela ben hiçbir zaman seçimlerimi kendi istediğim gibi yapmadım, daha doğrusu yapamadım. Okuduğum okul en basiti. Mesela olmak istediğim kişi ben değilim.. Çevremdeki insanların fikirlerini önemsicem diye kendi hayatımı yaşamayı unutmuşum. Bunu farketmem biraz zaman aldı. Eğer siz seçimlerinizi, tercihlerinizi kendiniz yapabiliyorsanız ne mutlu size çünkü; hayattaki en şanslı insanlardan birisiniz...
Hayallerin Sahteliği...
"Her şey hala çok yeniyken,anılarda huzura ait renkler bulmuştum."Ufukta umut var" derken,aslındahayallerimin sahte mutluluğundakaybolmuşum."Fotoğraf & Söz: Ali Kılıç
Dostluklar Küllerinden Yeniden Doğar!
"Bir Bardak Çay Sıcaklığında,Bir Tas Çorba Doyuruculuğunda,Damağımızda Kalan Haz,Bir Şeker Tatlılığında!Tabladaki Küle Dönmüş Görünse de,Dumanlı Mazide Kalsa da İzleri...Dostluklar Küllerinden Yeniden Doğar!"Fotoğraf: Ali KılıçSöz: Veysel Çelik & Ali Kılıç
Unobstructed Disabled
"Unobstructed Disabled" by Ali Kılıç - Tuval üzerine Akrilik
Napolyon.com
<a href="http://www.napolyon.com/Uye/Kayit?idType=bid&id=2ca704f2-1db1-49aa-a83e-dc8e31c09520" target="_blank"><img src="http://cdn.napolyon.com/napolyon/Banner/napolyon07/250x250.jpg" alt="Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!" width="250" height="250" /></a>
Aç Annem Kollarını...
Hastayim anne.agir hastayim.akil sagligim zaten yok ama beden sagligida yavas yavas gitmeye basladi.sekerim artik regule olmuyor ve surekli dusuk.beynim uyusuk ve parmaklarim karincalaniyor bir suredir.dinlenirken yorgun dustum sanirim.cok sey olmaya calisirken " hic " olmak boyle birsey olsa gerek.yas ilerledikce daha cok dusunuyor insan.ozelliklede yalnizligini paylasacak bir kimse " sen " olmayinca.cok sey yapmak istiyorum ama hicbir seye erisemiyorum.yasamin verdigi agirligi artik bileklerim kaldirmiyor.gunden gune inceliyor ayak bileklerim.son zamanlarda ki hiddetim,yanlislarim ve ortmedigim,ortmekte istemedigim kusurlarimla yetmeye calisiyorum kendime,ama yetemiyorum yinede.calan her telefonda iyiyim desemde,genis genis gulumsesem de yinede yetemiyorum kendime.hayat ellerimim arasindan kayiyor ve kimseleri senin gibi sevemiyorum.kimseye icten sarilmiyor ve ozlemiyorum.kimsenin yuzune bakmak istemiyorum.bazilarinin ise bakmak bile istemiyorum.midem zaten yeterince bulaniyor.kimsenin kimseye guvenmedigi ve kimsenin kimseyi gercekten sevmedigi bir zamanda yasiyorum sanirim.evet kimseyi sevmiyorum ve kimseye tahammul edemiyorum. " ablam haric..." seninle konusur gibi yaziyorum iste.bir nevi terapi.belki birileri okurda yaninda ki annesine daha bir sıkı sarilir diye...bugun senin dogum gunun ve bogazimda 10 senedir gecmeyen ve sanirim gecmeyek koca bir yumru var.zaten hep aklimdasin ama bugun daha bir yogun...kalbim sıkısıyor ve derin derin nefes aliyorum,yuregimde ki cigliklari bastirmak icin...yinede rahatlayamiyorum...cok ozluyorum seni.sesini ve kokunu cok once unuttum.yuzunude unutuyorum yavas yavas.korkuyorum...korktukca daha da unutuyorum sanki.resimlerinde yok artik.ofke patlamasi yasadigim bir gunde kiyafetlerimle birlikte onlarida yaktim.cok erken gittin anne.cok az beraber yasadik seninle.haksizligin onde gideni bu.oysa cektigim acilari ve yasadigim yikintilari,senin kucaginda aglayarak dindirmeliydim.seninle bir olmak icin olmek istiyorum anne.seni seviyorum.su rezil dunyada yaratilmis ve yaratilacak herkesten ve herseyden cok seviyorum hemde.tanrim nasil bir hayat bu? kime ve neye isyan edecegime sasirdim.annemin öldügü ve benim kapi ustlerine havlular orterek agladigim odada, suan bir baskasi kahkalar atarak televizyon izliyor.annemi yitirdigim,aklimi yitirdigim o odada baskalarinin varligini kabullenemiyorum.acilarimi biraktim ben o odada...annemi biraktim...bu adil degil.haksizlik bu ve lanet ediyorum bu duruma.nefretim buyuyor ve tiksiniyorum...tiksindikce kinim buyuyor ama caresizligimden kuculuyorum.sen kadin olmanin verdigi ozellikle dogurmaya programlanmisken,evlendigin adam gommeye programlanmisti ve onun uzantilarida var yalniz degil...ablami aradim az once anne.senden bana kalan tek miras.bu dunyada senin o essiz kisiliginden yansimalar yapan guzel ablami.senden sonra tanidigim en adaletli kadindir benim ablam.senden sonra bir tek o onume koydugu tabakta ki yemek bittikten sonra, doymamissindir sen deyip tekrar tabagi dolduran=) korkuyorum anne.ya onada birsey olursa!!! bu kadarini kaldiramam sanirim...sana bu kadar muhtacken ruyalarima bile girmiyorsun.hayatin sivri dikenleri sirtima batiyor ve bu gercekten aci veriyor.gorebilmeliyim seni ve yine konusmaliyiz. " bugun dogum gunun " seni cok seviyor ve ozluyorum.ac annem kollarini,oglun yanarak geliyor...
Bu Dünya
Merhaba..bu, bu yaşıma kadar, kendimi bilerek yazdığım ilk yazı.(en özenlisi demiyorum.) Korkularımdan, endişelerimden ve kaygılarımdan koşarak kaçarken, düşünmeden, içimden geldikçe, yazıp durdum; ta ki 8 yaşından beri. Ne kadar eski olduğu önemli değil aslında, ancak asıl vurgulamak istediğim, onca zamandır birşeyler yazıyorum, ve bu da nereden baksanız 25 yıl eder, gencecik bir ömür kadar, ilk defa durularak, doğrularak ve sakin sakin yazıyorum. Kaygılarım mı? Kaygılarım hala var. Beğenilme kaygısı? Elbette tabi ki! Farkında olmadan, inceden inceden mükemmeliyetçi ve adımın yanında aman kötü bir sıfat olmasıncılık ve bunun meydana getirdiği kontrol manyaklığı niceliği fazla niteliği az kılmaktan öteye gitmemiş. He boşuna mı yazmışım? Yine de hayır! Fakat imla ve noktalamaya dikkat etmenin dışında, birazcık sosyal mesaj verebilmeyi, konulara oradan oraya savurup bir şekilde sonunu bağlamayı başarmışım. Montaigne, Denemeler kitabında, ki kısa ve öz anlatılan şeyleri daha çok seviyorum galiba, zaman zaman başvurduğum bir kitaptır, orada bahsetmişti kendisi, beğenilme çabasının, aslında insanı ne kadar zayıf kılan bir şey olduğunu. Ben şurasından yakaladım, günümüzde, birşeyi ne kadar iyi ve nitelikli yaparsanız yapın, toplumların hazları ve hisleri daha ön planda ve buna istinaden konuştukları dil ile anlaştıkları dil bambaşka bir noktada vücut buluyor. Sakın beni yanlış anlamayın, demek istediğim hiçbir şekilde, ben çok mükemmelim aslında ama hiç kimse beni anlamıyor değil. Öyle olmak isterken, beyhude çabalara girip, girdabın içinde dibe doğru çökmüş bir ruh ve psikolojiden söz ediyorum aslında. Buraya kadar anladığım, sıklıkla kendimi siz okuyucularıma karşı, düzeltmeye çalışacağım. Müthiş bir birikim ile muhteşem bir özgüven eksikliği bir arada olunca, iyi kalpli kalmak uğruna, artık yavaş yavaş, yılların yorulduğunu, nefeslerimizin sayılı olduğunu anlamanın verdiği kaygı daha bir büyüyor gözlerimde. Fakat elimden geldiğince pes etmeyi düşünmüyorum. Beni şu an kurtadan yegane şey, çocuk kalbim. Bakın iyi kalbim – yine düzeltiyorum – demiyorum. İyi kalpli olmak, temiz kalpli olmak eskiden aklı yolu bir gibi bir anlama sahipti ve biz o zamanlar çocuktuk. Ancak şimdilerde, kişiden kişiye göre değiştiğini her geçen gün daha iyi anlıyorum. Mesela biz çocuk iken, evine barkına sahip çıkan, helal lokma kazanan, eşini dostunu seven-sayan kimselere adam gibi adam denilir iken, şimdilerde kendi çıkarına doğru hareket eden kimselere adamsın diyor insanlar. Bu hem çok üzücü hem de çok çirkin gelse de, geçen bir videoda gördüm, kendisine escort ayarlayan arkadaşına teşekkür etmek için çekmiş videoyu zat, diyor ki, kardeşim adamsın, az sonra senin yolladığın eti yiyeceğim. Bu nasıl ve ne tür bir adamlık sorusunu kendime sormaya korkuyorum, çünkü biliyorum ben, kendime bir soru sorduğumda, o sorunun cevabını almadan uyuyamıyorum ve koca bir ömürü bu kadar sığ bir soru için heba etmek de istemiyorum doğrusu. Sevgili beni okuyan dostlarım, az önce de belirttiğim gibi kendimi sık sık düzelteceğim, çünkü kendimi doğru ifade etme takıntım nedeni ile, öncelikle belirtmek isterim ki, buraya kadar yazdıklarım, her ne kadar salt kendimden bahsediyormuşum gibi gelse de, asıl amacım aynı yolda yürüdüğüm ve içine kısılıp kalmış, aslında uzansa güneş avuçlarında olacak dostlarımın iç seslerini seslendirmekten ibarettir. Sanayi Devrimi’nden girip, Kitsch’e bağlanıp, biraz Andrew Maslow, biraz Andrew Mango, Kominist Manifesto, Fütürizm, Bitcoin, Kızılderililer gibi nice konuya dair kitaplar, makaleler okudum. Hatta daha da geriye gidip, insanların niçin toplayıcılık ve avcılık ile yola çıktıklarını gördüm, duyumsadım. Keşke elimde olsaydı, tüm dönemlerde yaşayabilseydim bir süre, ki reenkarnasyona inanmıyorum da, belli ki 2007 yapımı The Man From Earth (Dünyalı) filminde etkilendiğimi düşünüyorum. Bununla birlikte paralel evrenlere temasta bulunan Mr.Nobody (Bay Hiçkimse), Jared Leto’nun oyunculuğu ile güzelce vücut bulmuş idi. Kısacası, gücüm yetseydi eğer o tüm yaşanmış hikayelerin figüranı dahi olmaya razıydım. Nedendir bilmiyorum ama, özellikle de Aztekler, İnkalar, Kızılderililer ve birazcık da kovboygillerin familyasından biri olabilseydim, hayat çok daha maceralı ve iz bıraktıran düzeyde geçebilirdi. Oysa şu an, İstanbul’un mütevazi bir semtinde, üniversite mezunu, kredi ve kira ödemeye alışkın, güzel eşini mutlu etmeye çalışan, ailesine faydalı bir evlat olmanın hayalinde ve etrafında minimum 20 katlı binaların yükseldiği, metro, metrobüs, akbil standartlarında yaşayan sade, süzme, halis tek başına bir vatandaşım. Eskiden bu minvalde, hep şeyi düşünürdüm, bu kadar yazdın, okudun umarım hep yanlışları doğru insanlara anlatıp, onların hayatlarına bir ekmek kırıntısı kadar katkın olan biri olmayı başarırsın; şimdi ise görüyorum ki, biz doğruları yanlış insanlara anlatarak ömrümüzü heba etmişiz a dostlar. Fakat her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın, hayat hem çok kısa, hem de hiçbir şey için geç değil. Zaten bilim de bunu kabul ediyor, Yaradan da son nefesimize kadar bir şans veriyor. Bizler de bunları bile bile, veya o kadar sıkılıp bunalmışız ki, kendimizi zincirlere vurulmuş gibi hissettiğimizden, balon mutlulukların peşinden koşup duruyoruz. Şimdi buraya “Onların zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur…” yazsam belki birilerinin aklına Kuvay-i Milliye gelir, belki Nazım, belki de Marx’ın insanları ve işgücünü tanımlamasında yer alan bu tezler gelir. Hayatım boyunca, kendimi ocu bucu şucu diye tanımlamadım, ama elimi kalbimin üzerine koyduğumda kendimi, daima – özlerinden kopmadan – ilerleyen, ilerici, gelenekçi ama geleneksel olmayan, yenilikçi ve aydınlık, herkesi anlayıp dinlemeye çalışan, uzlaşmacı biri olarak görüyorum. İşte tam da bu noktada karşıma Bill Cosby’nin sözleri diye paylaşılan, herkesi mutlu etmeye çalışan başarısız olur, efendime söyleyeyim, taraf olmayan bertaraf olur, gibi dayatılan söylemler söz konusu. Hep şuna inandım, doğru herkesi memnun edemeyebilirsiniz, ancak herkesi ikna eden, içlerine sinen bir yapı bir sistem kurabilirsiniz. Eşitliği, özgürlüğü, renk ayrımı olmaksızın hissetiribiliyorsanız, münakaşa değil, münazara kültürünü yayabiliyor, karşınızdakini illa ki haksız çıkarmak için uğraşmak yerine, onun fikrinin olumlu yanlarını görüp, savlarınızı bu şekilde kabul ettirebiliyorsanız, kısacası, yalnızca diyaloğu değil, diyalektiği gelişmiş bir toplum oluşturabiliyorsanız, işte bu noktada taraf ve bertaraf sözcükleri anlamlarını yitiriyor olacak, yerlerine tez-antitez ve sentez kavramları gelecektir. Tabi ki bu kolay bir iş değil, öncelikle inancına bağlı insanları, aynı zamanda kültür-sanat ve bilimle yoğurmak; bununla birlikte bilim-sanat ve kültürle dolu insanları, inançların öcü olmadığına ikna etmek gibi aşamalar sözkonusudur. Gayet tabi anayasal tabanda herkesin inanç ve düşünce özgürlüğü korunmalı ve yaşanmalı, hissedilmelidir. Birileri bir yazının içinde Kur’an-ı Kerim veya Marx geçti diye hakaretvari konuşmayı kendinde hak görmemeli esasen. Kur’an’ın zenginliği, kutsallığı, doluluğu o kadar çok ki, üç-beş densizin kendi toplumlarına manipülasyon aracı kullanması çok acı ve eza verici, ki şu an coğrafi konuşlanmada yaşanılan şey, İslamiyet’in yaşandığı toplumlar ciddi bir çöküş evresinden geçiyor; bunun sonu tamamen bitim mi olur, yoksa herkes aklını başına mı devşirir, bunu zaman gösterecek. Gayet tabi inancın esasları gereği, kadere iman kavramını apayrı bir yerde tutuyorum. Öte yandan Einstein gibi, Galileo gibi insanların eserleri ile beyni çalıştırmak, Marx ile bırakın komünizmi, asıl kapitalizmin temellerini anlamak, Mevlana ile ve aşık edebiyatı ile ruhu doyurmak, dinginleştirmek, bunların neresi yanlış olabilir? Bakınız şu an yolda yürüyorsanız, etrafınızda gördüğünüz herkes kul ve hepsinin sevapları da var, günahları var; sadece günahlarına bakanlar o insanları kötü, sadece sevaplarına bakanlar da iyi olarak görür. Oysa insan olarak bakabilmeyi öğrensek birbirimize? Çok klasik bir tabir olacak ama Konfiçyüs’ün her iyiliğin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde bir iyilik; ya da bizlerin çok sık kullandığı her şerde bir hayır vardır, kavramlarını kucaklasak? Hayat zor değil aslında. Onları zorlaştıran bizleriz. Biz insanlar, her yönü ile belli zayıflıklara, kırılganlıklara sahip varlıklarız. Düşünme yetimiz var iken, kullanmayan da biz, çok düşünmekten, yalnızca kendi düşüncelerine yer verip de, diğerlerini gaz odalarına kapatacak kadar deliren, alçalan da bizleriz. İnsanlık tarihinin özellikle son 1-1,5 yüzyılını incelerseniz, esasen, iletişim, ulaşım araçlarının ve matbaanın bulunmasına kadar ki dönem diyelim, olaylar biraz kısık ateşte pişmiş, demlene demlene günümüze gelmiş. Düşünün tarihte Yüzyıl Savaşları diye vak’alar var. Oysa şu anda, anında sitenizi çökertip, sizi bir anda zirveye çıkartıp, bir anda yerin dibine çalabilen bir sistem var. İletişim sürelerinin kısalmaya başladığı dönemlerde dikkatimi çeken şey şu oldu, ki sanırım, insanların yeterince düşünmeye vakit ayıramayıp, anlık kararlar vermesi-vermek zorunda olması bunu tetikliyor, yaşanan olaylar çok daha elim. 1900 yıllar Boer Savaşları ile başlar, akabinde malumunuz İkinci Dünya Savaşı ve oradan bu yana Berlin Duvarı mı dersiniz Çernobil mi, Hiroşima mı, Sovyet Bloğu’nun çöküşü mü, İnternet mi, Facebook mu, Bitcoin mi, ters takla atmayı öğrenen robotlar mı? Bütün bunların içinde selam ben de varım demek, anlık iletiler, story ler paylaşıp, sanki hiç yokmuş gibi yaşamak ve belki de aramızdan birkaçının milyon takipçiye ulaşarak sıyrıldığını izlemek geriye bizlerin elle dokunabileceği bir şeyler bırakmıyor. Oysa bir Elvis hala dolaşıyor aramızda. Aranızda şu an videosunu açıp güldüğünüz, en çok bana soracaksın en çok bana diye dalga geçtiğiniz Erol Büyükburç kadar iz bırakabilecek olan var mı? Peki ya Kemal Sunal olabilecek misiniz? Tarık Akan? Steve Jobs, bambaşka bir şey yaptı. Başrol olmak değildi amacı, öyle olsaydı, hala burada kalırdı. O sadece ona bahşedilen görevini, kendine tanınan kısacık zaman dilimi içerisinde yerine getirdi ve iz bıraktı. Bu aralar Elon Musk’tan çok söz ediliyor, henüz o kategoride olduğunu düşünmüyorum. Realize etmeye çalıştığı bir husus var, ama tam olarak vücut bulmadan o boyutta olduğunu söyleyemeyeceğim. Yine de ilham veren biri benim için. Verilebilecek çok örnek var, iz bırakmak, önemli bir şey; ve herkesin en iyi çanta bende, en muhteşem arabaya ben biniyorum dediği, benim telefonum en sonsuz hafızaya sahip dolaylarında yaşadığı, daha az ağacın olduğu ( yağmur ormanlarının büyük çoğunluğu palm yağı için kesilmeye başlandı bile), biraz betonarme, biraz çelik kontrüksiyon hayatlara sahip olduğu yerde ne derece önemi bir şey zor bir soru? Üstelik bunca iz var iken, bir gün kendi boşluğumuzda salınıp, kıyamet gününde bütün bu izler silinecek, karadelik bizi yutacak iken. Yıl 1992…ve ben, bu çocuk ezilir denilip de, hani o zaman öyle bir tabir vardı, bu çocuk ezilir, bu tabir ile ilkokula geç başlatılan çocuklardanım.. işte o 1992 yılında sözlerinin tamamı Ankara Çocuk Korosu’nca yazılmış olan tatlı mı tatlı bir şarkının sözleri ile yazdıklarımı tamamlamak istiyorum. En ilginç yanı, video klibinde, Ajda Pekkan, Ayşegül Aldinç, Cem Karaca, Muazzez Abacı, İbrahim Tatlıses, Fatih Erkoç ve daha nicelerinin bulunduğu, yani tüm renklerin, seslerin bir arada olduğu ve kendi şahsiyetleri içinde, kendilerine has yorumları ile aynı şarkıyı, aynı sözleri söyleyebildiği, yani tam olarak da anlatmak istediğim herşeyi barındıran bir parça ile.. Bu dünya hepimizin sev dünyayı Elele koruyalım bu dünyayı Sevgiyle koşalım birlikte (sevgiye doğru, barışa) Bu ne beton, bu ne duman böyle Nerde benim uçurtmam söyle Su plastik şişeyle Neden kimya akar nehirlerde Bu dünya hepimizin sev dünyayı Elele koruyalım bu dünyayı gel Bu ne motor, bu ne duman böyle Nerede benim dut ağacım söyle Namluya çiçekler dik Bitsin artık bütün bu savaşlar Bu dünya hepimizin sev dünyayı Elele koruyalım bu dünyayı gel Hava güzel güneş sıcak Kır yeşil sular nasıl berrak akıyor Sevgiyle yaşamak güzel şey Bu dünya hepimizin sev dünyayı Elele koruyalım bu dünyayı gel (link: https://www.youtube.com/watch?v=VgxJOsjzCgM)
Exit Stairs
Bir çıkış yolu bulamadın mı? Karaladın mı kendini, yaralandın mı? Demir olmak gerek, ateşlerden geçmek gerek..Ateşlere düşmedikçe şekil almaz biçimin, Ateşlerde yanmayı göze almak gerek. Tarihlerden dün, bugün ya da yarın, Ne fark eder, kendinden kaçtıkça, Yalanlara koştukça ve ne olacak ki medar-ı iftiharın..Bir kere de dön bak kendine, Koştukça kaçamıyorsun kendinden işte Ve son nefesin gelecek bir gün, Nasıl açıklayacaksın kendine, Kalmadıkça geriye anın.Bırak düşmanı,Kendinle sarılı dört yanın,Senin için yanıyor,Bak üşüyor kanın,Kaçış yolu aradın,Karşına exit stairs çıktı,Hangi ülkedeydin,Kendi topraklarında kovulmuş bir göçebeydin,Sana yolu bile başka dilde gösterdi,Omuzundaki kanatlı meleğin.Bir yana, bir sana, bir bana,Dünya dönüyor, birileri çok hızlı koşuyor hayallerine,Birileri çok hızlı koşuyor, kendinden uzak yerlere.Yuvarlak ama bir duvarı var elbette dünyanın.Ona toslayınca, yıkılır,Toslamak ne demek,Çocukça, çarpmanın hecelemesi.Bir defa da olsa dinle kendini,Bencillikten uzak,Ruhsuzlaşmak yasak,Özünü ıskalama,Unutma insan olduğunu,Bitimin olduğunu,Nefeslerin son bulduğunu,Asansör doluydu,Merdivenler demir kapılar ardındaydı,Sanki hücrelerdeydin,Karşına exit stairs çıktı.Koşabildin mi?Kaçabildin mi?Söndürebildin mi?Sigaranı?Kalbinde yananı?Beyninde kanayanı?Silahlar bedavaya satılır,İlaçlar milyon dolarlarca,Kaba olur kazanırsın,Kibar olur, kibarca şutlanırsın.Hem yapayalnızsın,Hem de yalnız değilsin,Senden milyonlarca var etrafında,Ancak duymazsınız birbirinizi,Görmezsiniz.Takım elbisem var,Bir de kravatım,Kurallar var,Sabah 9 akşam 6,İdeallerim dumanaltı,Bütün başarılarım sümenaltı,Hatalarım sahnede,Herkes eleştirir,Herkes doktor,Herkes mühendis,Bütün İstanbul karşımda,Bütün Dünya sanki,Kaçmak istedin,Koşmak istedin,Karşına çıktı exit stairs,Kendi dilinde bile suskun,Bütün kaçış planların,Yalanların, dolanların,Trafikte sıkışıp kaldın.Kimse anlamayacak,Belki de ilk değil bu saçmalayışlarım.Bir çok konuşup,Tek derdimi anlatamayışlarım.Kendime saklı günahlarım ve ben,Yürüyoruz beyaz ışığa,Belki aydınlatır,Belki de ampulü patlar son anda.Toprak sever mi,Yerimizi sever miyiz?Ecel mi bizimle,Yoksa excel mi?Raporlama, planlama,Sahteliklerin, düzenle sentezi mi?Sorular, sorular,Masabaşına gelmez olaydım,Cv'mi sevmez olaydım.Rap mi dersin, krep mi?Belki nefret edersin,Belki de iki kelam da sen edersin.Hani kaçıyordun!Bak işte çıktı karşına exit stairs,Çıkış bile seninle aynı dilde değil,Kendi memleketinde,Kimsin?Bir göçebe!Ebene sövdüler,Sen de gülümseyenlerden mi oldun?Söyle ya sen! Kendin oldun de ne oldu?Sadece gözlerin doldu,Ve içine attığın gözyaşların,Denizde sektirdiğin taşların.Ve .....küfürlü aşkların.Doğduğun yer senin mi?Öldüğün yer senin mi?
Harekete Geçmenin Üç Temel Prensibi
İsiyatif kullanmamız gerektiği durumlarda yaşadığımız en büyük sorun, kendimizle olan mücadelemizdir. Aksiyon almamız gerektiği bazı riskli durumlarda endişe, kendinden şüphe duyma vb. olumsuz duygular harekete geçmemizi engeller. Karar alma anlarında ortaya çıkan endişe ve güvensizlik duygularını ortadan kaldırmamızda yardımcı olabilecek, aşağıda özetlenen 3 temel prensibi uygulayarak, kendi kendimizin engeli olmaktan kurtulabiliriz.1. ‘Hayır’ yanıtını duyma riskini ortadan kaldırmak!‘Hayır’ yanıtını duymak bazen o kadar korkutucu gelir ki, ‘hiç kimseden hiçbir şey istememek’ çok daha kolay görünür. Oysa ‘hayır’ yanıtının gerçekte sebep olacağı mahrumiyet genellikle çok önemsizdir. Buradaki esas problem; kendimizi geri çekmemiz, boşuna zaman harcamamız ve hepsinden de önemlisi acabalar arasında kıvrandığımız acı verici durumlar yaşamamızdır. Üstelik bu durumları, reddedilmediğimiz zamanlarda da yaşıyoruz.Şöyle düşünün: Bir defa reddedilme korkusunun üstesinden gelirseniz, kendinizi geri çekmekten vaz geçecek ve istediğiniz şeyleri talep etmenizin önündeki engeli ortadan kaldırabileceksiniz. Zira talep etmediğiniz her zamanda cevabınız zaten “hayır” dır ama talep etmeye başladığınızda artık duyacağınız yanıt “hayır” veya “evet” olabilir. Sadece talep etme konusunda istekli bir pozisyona geçmeniz, arzu ettiğiniz gelişmeleri ve başarıları elde etme konusunda çok önemli bir avantaj sağlayacaktır.2. Özür dilemek izin istemekten daha kolaydır!Genellikle aksiyonlarımızın neden olabileceği sonuçların sorumluluğunu almaktan kaçınma eğilimi taşırız. İstediğiniz şey küçücük bile olsa izin alma girişiminiz reddedilmenize neden olabilir. Oysa çoğu zaman bu küçük şeyi, izin istemeden yaparsanız, insanların bu durumu umursamadıklarını görürsünüz. Çünkü genellikle insanlar, yapılacak birşey olmadığı durumların üzerinde durmazlar.Bu yüzden en ufak şey için izin almak yerine, yapın gitsin! Sonradan gerekirse özür dilersiniz. Tabi ki bunu zekice yapmalısınız, sınırları aşmadan, saygıda kusur etmeden.3. Kimin izin verdiği değil, sizi kimin engellediği önemlidir!Bir aksiyon almamız gerektiğinde, kimin iznine ihtiyaç duyduğumuza karar vermek hususunda uzun zaman harcarız. Bununla birlike birçok durumda, en iyisi hemen harekete geçmektir. Eğer birileri gerçekten rahatsız olacak olursa, onların kendilerini tanıtmalarına imkan vermiş oluruz.Aksiyon almak istediğiniz her defasında, zamanınızı izin istemek için doğru insanı bulmakla harcamayın. Alacağınız aksiyonun başkalarını rahatsız edebileceği ihtimali nedeni ile aksiyon almaktan kaçınmayın. Bunun da ötesinde, aksiyonlarınızın çevreniz tarafından sandığınızdan çok daha az farkına varılacağını unutmayın.Sonuç: İlkeleri sağduyu ile uygulamak!Kuşkusuz yukarıdaki prensipleri uygularken, aklıselimi elden bırakmamak gerekir. Elbette ki banka soyun, sonra özür dilersiniz demek istemiyoruz. Burada anlatılmaya çalışan, arzu ettiğiniz şeyleri gerçekleştirmek için belirlediğiniz aksiyonlardan sizi alıkoyan, rasyonel olmayan gerekçeleri bertaraf etmektir. Örneğin zam yada terfi talebinde bulunmak gibi.Uzun lafın kısası; “hayır” yanıtını duyacağınızı tahmin ederek yada aksiyonunuz sonuçlarının olumsuz olma ihtimalini abartarak, denemekten vaz geçmeyin!
Şah Mat Deyişinin Kökeni Ve Anlamı
“Şah Mat” deyişinin kökeni ve anlamıArapça māta (مَاتَ) kelimesi, “ölmek” ve “ölü” anlamına gelir ve Avrupa dillerine de bu anlamı ile aktarılmıştır. Bununla birlikte Peştuca’da (İran dillerinden biri) māt (مات) sözcüğü “yıkılmış, parçalanmış, ezilmiş vb.” manaları ile halen kullanılmaktadır. Kelimenin ” geriye kalan” anlamına gelen Farsça bir fiil olan mandan(ماندن) ile aynı soydan gelen Latince maneō ve Yunanca menō kelimeleriyle olan bağına dikkat çeken farklı etimolojik açıklamalar da söz konusudur. Ancak burada geriye kalan ile kast edilen “terkedilmiş, şaşırmış kalmış ve pusuya düşürülmüş”tür. Şah ise hepimizin bildiği gibi İran monarşisinin liderine verilen isimdir. Mat, Farsça bir sıfat olup “yenilmiş,” “kaybetmiş” ve “çaresiz” anlamlarında da kullanılır. Yani “şah mat” şahın çaresizliğini, köşeye sıkıştırılmışlığını ve yenildiğini anlatır. Modern Farsça’da ise kelime bir insan için kullanıldığında, bu insanın donakaldığı ve cevap vermediği anlaşılır. Kelime “sersemlemiş,” “affallamış” ile yakın bir anlamda da kullanılır. Satranç oyununda ise rakiplerden birinin final hamlesi sonrasında, diğerinin hiçbir hamlesinin kalmaması anlamına gelir. Yani oyunun orijinal amacı olan “şahın öldürülmesi” gerçekleşmemiştir ancak şahın yapabileceği hiçbir hamle kalmamıştır. Bu açıklama Firdevsi’nin Şehname’sindeki orijinal hikaye ile de uyumludur.
20 Kuruşa Ada Sahi̇bi̇ Olun
1970’lerden beri yerleşimin olmadığı Kuzey Kutup Dairesi’nde, Buoya adasında bulunan tek evin sahibi Kent Karlsen, çürümeye yüz tutmuş mülkü inanılması güç bir fiyata satışa çıkardı. Evin boş durmasını istemediğini söyleyen Karlsen, “Sadece o evi yeniden inşa edecek, tutkulu birini arıyorum” diye konuştu. Paranın önemli olmadığını, sadece evi ihmal etmeyecek birini aradığını belirten Norveçli satıcı, en azından birilerinin bu evden yararlanmasını istediğini söyledi.Adada başka mülk olmadığı için evin sahibi bir anlamda tüm adanın da sahibi olacak.
Sadece Kasım Ayına Özgü Alışveriş Günleri
2017 Kasım Ayı; 11 Kasım, 24 Kasım, 27 Kasım olmak üzere 3 global indirim günü içeriyor. Bugünleri sizlerle topluca paylaşmak istedim.Özellikle oyun satın almayı düşünen eSpor/casual oyuncularına bu yazının indirim günleri hatırlatıcı bir rol üstlenmesini isterim :)) .11 Kasım: Single's Day (AliExpress). Türkiye'de n11 bugünü sahiplenerek çeşitli indirim-kampanyalar düzenliyor. 24 Kasım: Black Friday27 Kasım: Cyber MondayBlack Friday ve Cyber Monday günlerinde online oyun, tasarım amaçlı kullanım için tema, domain satın almalarında firmalar tarafından önemli oranda indirimler yapılıyor. O yüzden genel anlamda bu tarihlerde indirimleri takip etmekte fayda var.Not: Bu yazıyı 11 Kasım 2017 tarihinden önce hazırlamayı planlıyordum fakat yoğunluğum sebebiyle yeni kaleme alabildim Değerli Postog Okurları. Postog 'ta yayınladığım anketlere de göz atabilirseniz ilginize teşekkür ederim.
Düştük Hatta Çakılacağız
+söylersem düşeceğim-söyle ben tutarım seni +yok ikimizde düşeriz o zaman...-sesizlik+düşelim mi ?-düşelim.Bir hikayenin başlangıcı bu, hikaye demeli miyim bilmiyorum. Belki de mahvoluş demeliyim. Bir insan bile bile sonunu bildiği bir hikayeye başlar mı ? Başlıyormuş. O kadar çok dedim ki yapmam, etmem diye hayatın bu lafları yedirten bir yönü var. Ve şu an, o yönde kırık dökük bir gemiyim şimdi...