pirayediyorlar
Nazım zannettim bir Piraye yolunda, Piraye oldum bir Nazım uğruna...

Affetmek

518
0
1
Affetmenin yüceliği dillere pelesenk olmuş, şairlerin kalemlerine kafiye, yazarların romanlarına en uzun paragraflar olmuş. Takvim sayfaları birer birer kopmuş ama bir şekilde genel olarak affetmenin yüceliğinden bahsedilmiş.

Öyle ki nereye bakarsanız bakın; affetmemek sanki kör bir leke gibi hissettiriyorlar. Affetmek yüce bir duygu diyerek kendilerini yüceltiyormuş hissi vermiyorlar mı? Ben affediyorum o zaman mükemmel bir insanım.

Affedilmeyi böylesine yüce ve matah bir yetenek gibi gösteren insanların daha çok hata yaptığını düşündünüz mü?

İnançlı birine göre affetmek eylemi yaratıcıya mahsus olur. Ben yaratıcı olmadığıma göre affetmek eylemi ya da adına her ne deniliyorsa beni aşar. Seni de aşar! Affetmek demek devamındaki hataların yolunu açmak demektir. Affetmek bir yücelik değildir. Karşındaki insana yeni bir hatanın yolunu açtım, deme şeklidir.

Bir de affeden insanların bu yaptıkları eylemi sizin gözünüze sokması durumu vardır. Seni affettim, çünkü sen hatalar yaparken ben kusursuz bir insanım demeye mi çalışıyorlar yoksa şimdi ben seni affediyorum ileride bir hata yaptığımda da sen beni affedeceksin mi demek istiyorlar? Adeta taktiksel bir oyun gibi değil mi?

Affediyorum ama ara sıra bunu senin yüzüne çarpan cümlelerime hazırlıklı ol.

Affediyorum ve ben yüce bir insanım.

Affediyorum ve ben çok iyi niyetli, kusursuz bir insanım. Sen ise hayatın boyunca hatalar yapacaksın ve her zaman karşındaki insandan affedilmeyi bekleyeceksin.

Affediyorum ama bu hatanı bir ömür boyu unutmayacağım.

Affettiğini söyleyen insanlar korkunç bir tiyatro oyunu gibi değil mi?

“Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim,” diyen Umay Umay’ın haklılığı çok ortada değil mi?

Affetmeyin ve sizi affedecek olanlardan uzak durun. Onların affetme palavrasının altına girerek kendilerini yüceltmesine imkan vermeyin.

Bu paylaşımı beğendiniz mi?
...
Şikayet Et
Benzer Paylaşımlar
Vatan Sen Çok Yaşa...
Flaş bir gelişme olarak haber kanallarının alt yazı olarak verdiği habere inanmak başta zor oldu. Daha doğrusu Vatan Şaşmaz vurulmuş haberini bir Ibrahim Tatlıses vakası gibi algılamıştım. Sabah uyandığımda anasayfadaki fotoğraflar olayın ayrıntıları vs. gayet açıklayıcıydı. Olayın bazı kısımları konusunda yorum yapmanın bana düşmeyeceği kanaatindeyim zaten öyle de bir çabam, îmâm da yok. Sadece bu olayın bende ortaya çıkardığı kıvılcım çok farklı. Aslında her yaşayan canlı gibi bizlerin de ölüme ne kadar yakın olduğumuz ve en önemlisi asla ölmeyecekmiş gibi yaşamamız. Hiç ölmeyecekmiş gibi davranmamız, hiç ölmeyecekmiş gibi konuşmamız, hiç ölmeyecekmiş gibi kırmamız, kırılmamız... Hayatın ne kadar kısa ve değerli olduğunu gözden çıkarmamız, unutmamız, bu uğurda sevdiklerimize kıymamız, birbirimizi yıpratmamız. Ne kadar nahoş ki; tanımadığımız birine karşı bile nefret dolu olmamız. Nelerin uğruna neleri feda ettiğimiz... Bugünlük hissemiz bu olsun, heybemize kattığımız farkındalık olsun, hayata katkısı olsun...
Sessiz Adımlar..
Zihnimde sessiz adımlarla dolaşan düşüncelerimi çekip çıkartmak için izliyorum tavanı yine bir gece.. Ben yakalamaya çalıştıkça fare misali kaçıp saklanıyorlar en uç köşelere, rüyalarımda tekrar çıkmak üzere.. Ve uyanınca hiç gelmemiş gibi yine dönüyorlar geldikleri yere.."Satır araları" diyorum.. "Dikkat edilmesi gereken işte tam da burası".. Çünkü insanlar öyle istediğinde anlatmazdı kendini bir çırpıda, satır aralarında verirdi kendinden ipuçlarını, fark etmesini bilene...Yani öyle olsa gerekti..Düşünüyorum, sözleri evirip çeviriyorum, almam gerekenleri koyuyorum aklımın bir kenarına..Yetmiyor...İstediğim puzzle tamamlanmadı henüz çünkü. Tamamladığımda ya asacağım evimin duvarının baş köşesine ya da gömeceğim karanlığa.. Fakat bunun için çok erken, öyle değil mi?Daralıyorum o saniye, kafam allak bullak oluyor, kalkıp bir su içip geliyorum geri. Düşünmeye devam..Havadan sudan düşünmek değil fakat, yani düşünmek yalnız bir eylem değil..Hani ilk karşılaştığın günü düşünürsün mesela, dönüp baktığın ama pek de alakadar olmadığın o ilk zamanı..İkinci karşılaşmanızı düşünürsün, konuştuklarınızı, onun halini tavrını, gözlerindeki o parıltıyı...Yapmak istemediği bir şeyi yapmak zorunda kaldığında yüzünün aldığı o şekli düşünürsün..Güldüğünde dişlerinin dizilişini, gülüşündeki samimiyeti..Dinlerken verdiği tepkileri..Yorgun olduğundaki asabiyetini, kimsenin fark etmediği "bitse de gitsek" halini..Anlamlı bulduğu şarkıların her bir kelimesini...Neden kahveyi değil de çayı sevdiğini...Ve daha nicesini..Diyeceğim o ki, sessiz adımlarla geçip giderken hayatın düşüncelerine ayak uydururcasına, detayları yakalamak zor..Uyumayanlara selam olsun...
Biri Var
Eksik bir şeyler var sanki hayatımda.Bana ait olması gerekiyormuşta değilmiş gibi.Ya da tam tersi benim olan bir şeyden mahrum bırakılmışım gibi.Benimkisi öyle bir eksiklik ki; sanki ben sabahım ama birileri güneşimi çalmış.Yağmurum ama bulutlarım kaçıp gitmiş,uykudayım ama rüyalarım kandırılmış gibi.Nasıl anlatsam,dışarıdan bakılınca bir bütünüm.Bana bir adım attıkça görülüyor eksiklerim,bir adım ve bir adım daha...Yakınımdasın sende görüyorsun işte bak eksik bir şeyler.Sen söyle nedir beni bunca anlamın içerisinde anlamsız kılan?Nedir beni sabahlardan,yağmurdan ve rüyalarımdan eden? Gecelerimde gündüzleri görüyorum.Bir deniz kenarında fırtınaya esir düşüyorum.Bazen o eksiklik gözlerim oluyor göremiyor,fark edemiyor.Kulağım oluyor,duymuyorum duymak istemiyorum.Bazense bütün eksikliklerim beni sana götürüyor.Sen oluyorsun eksiğim.Galiba sen bende eksiksin.Sabahlarımda eksiksin.Yağmurda ıslanan saçlarımda ve en güzel rüyalarımda eksiksin.Gözlerimde,kulağımda eksiksin.Senin yüzün ve sesin eksik.Apaçık ortada işte.Eksiğim sendin ve aslında ben eksiğime aşık oldum.Bile bile ve isteyerek.Bundan sonra gözlerim de sensin,rüyalarımda.Sabahım da sensin gecemde.Sabahım ve gecem gibi şükürsün bana.Sen yoksan en derin uykuyum ben,kıvrılıp yatacağım ve uyanmayacağım.Sen olmazsan,en püsküllü yalanım ben.Öyle yatsıya kadar da değil,sen olana kadar.Sen olmazsan sabahları da istemem,rüyaları da.Gözlerim zaten görmez başkasını,dinlemem kimseyi.Tamamıyla eksik olur bir ömür ararım kendimi ve seni.______________________________________wattpad.com/davuttekler adresinde bu hikayeyi ve daha fazlasını bulabilirsiniz.Instagram :@bisozle
O İlham
bi anda hepsi arka arkaya sıralanıyor, göz yaşlarım gibi genelde sessiz ağlarım, zamanla oluyor bu sessizlik yalnızlığın ortasında kendi kalp atışını duymak gibi bir şey. Kalabalık içinde ağlamak kadar adi bir mevzudur yazarken ucunun kırılması. korkumu vardır ilhamın kaçmasından yoksa bu kadar hızlı yazmasının sebebi midir bilinmez. en çok arka arka arkaya gelen ilham kırdırır kalemimi.
Modanın Devrimi Coco Chanel
Ben Moda Yapmıyorum, Modanın kendinisi benim -Coco ChanelKadınların korselerle, kabarık elbiselerle ve gereğinden fazla süslü şapkalarıyla giyindiği kalıplaşmış dönelerde bütün moda anlayışını değiştiren "Gabrielle Bonheur Chanel" bir devrim yarattı. - Chanel 1920'li yıllarda kadınları mahkum oldukları korselerden kurtararak onlara rahatlıktan ödün vermeden de şık olunabileceğini gösterdi. Chanel'in sade çizgilerle tasarladığı elbiseler ve takımlar o yıllarda kadınlara rahat bir nefes aldırdı.- Gabrielle Chanel 1925 yılında ikon haline gelen ceketlerini çıkardı. O yıllarda giyilen ceketlerin aksine daha rahat ve daha modern çizgilerle tasarlanan bu ceketler bir Chanel klasiği haline geldi.- Yine 1920'li yıllarda Chanel siyah rengini şık ve asaletin simgesi bir renk haline getirdi. O yıllarda sadece cenaze kıyafetlerinde kullanılan siyah rengi Chanel'in cesur yaklaşımıyla şıklığın simgesi haline geldi.Kaynak: HaberTurk/Esra Çoruh -Hakkımda ne düşündüğünü önemsemiyorum, senin hakkında hiçbir şey düşünmüyorum. “Doğa sizlere 20’li yaşlardaki yüz ifadenizi verir, hayat 30’lu yaşlarda ifadenizi şekillendirir. Ama 50 yaşında hak ettiğiniz ifadeyi alırsınız.-Parfüm kullanmayan bir kadının geleceği yoktur.
Tuhaf Hikaye
Geçenlerde gitmiştim “Tuhaf Eşyalar Dükkânı” na . Bakınırken öyle, birden gördüm, vuruldum. Zamanda Yolculuk Makinası. İyi de var mıydı gerçekten öyle bir şey? Yoksa göz yanılması mı? Bilemedim. E aldım tabi haliyle. Çünkü hesabını kapatmam gereken bir dava var geçmişte. Aldım getirdim eve, dünya para vererek. “İşe yarar inşallah.” Diye diye başladım kurmaya. Gece yarısını geçe bitti makinemin kurulumu. Çok yorulmuştum ama çok uzun süredir açıktı bu hesap, bitmeliydi bir an önce. Şimdi gitme vakti 2000 yılı Eylül 28’e. Eveeet Sevgili Mukaddes. Sarıya boyadığın saçlarınla (çakma sarışın olduğunu cümle alem bilir de yine de inatla doğuştan sarışın olduğunu iddia edersin. Nasıl bir özgüvense…) elimden aldığın, ölesiye sevdiğim (aşk acısını bile seve seve çektim ben bee…), tek aşkım, ondan sonrasının olmadığı Doğanımı kaybetmenin intikamını almaya geldimm nihahahaha. Tatlım uyu sen mışıl mışıl. Ben şu defteri kapatayım , sonraları çok ceyran yaptı çünkü. Neredeydi yanımda getirdiğim mor yağlı boya. O saçları bi ortadan kaldıralım da kapansın yılların hesabı. Zamana müdahale evet ama canım çok yandı be Mukaddes. O kanı bozuk Doğan nasıl çekti kalemi üstüme senin sarı saçların yüzünden. Hak ettin canım sen başına gelenleri fazlasıyla. Şimdi sarı saçlarından sen suçlusun ama morlardan ben Mukaddes…
Yorumlar (0)
Gönder